Bu Blogda Ara

19 Ağustos 2007 Pazar

İlk Cumhurbaşkanlığı seçimi Atatürk’ü öldürüyordu!


İlk cumhurbaşkanlığı seçimi, Atatürk’ün iki kez kalp krizi geçirmesine neden oldu. Çankaya Köşkü’nde iki gün arayla gelen krizler, neden herkesten gizli tutuldu? Kalp krizlerinin sebebi, cumhuriyet fikrine karşı çıkan hilafet yanlısı muhalifler miydi? Kalp krizleri Atatürk’ün hayatını nasıl etkiledi?

Tarih: 11 Kasım 1923. Yer: Çankaya Köşkü Atatürk, öğle yemeğinde çok sevdiği etsiz kuru fasulye yiyordu.

Birden göğsünün arka tarafından sol kolunun dirseğine kadar yayılan çok şiddetli bir ağrı hissetti. Terden vücudu sırılsıklam oldu.

Ağrılarını kimseye hissettirmek istemedi, ancak dayanılacak gibi değildi.

Başı masaya düştü.

Şanslıydı; Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam öğle yemeğinin konukları arasındaydı. İlk müdahaleyi o yaptı.

Atatürk, odasına yatırıldı. Kalp krizi geçirmişti.

Bünyesi pek sağlıklı değildi. Sağlıklı olması da mümkün değildi zaten. Ömrü savaş cephelerinde geçmişti. Trablusgarp Savaşı’nda gözlerinden rahatsızlanmıştı. Birinci Dünya Savaşı’nda böbrekleri iflas etmişti. Sakarya Savaşı’nda ise attan düşüp kaburga kemiklerini kırmıştı.

Ancak, ilk kez kalp krizi geçiriyordu.

Sebebi, aşırı yorgunluk ve stresti.

Cumhuriyet’in ilanı sancılı olmuştu. İstanbul gazetelerinde sürekli eleştiri yazıları çıkıyordu; hilafeti savunuyorlardı.

Başta Rauf Orbay olmak üzere, dava arkadaşları açıktan açığa cumhuriyet fikrini eleştiriyordu.

Başbakanlıktan Fethi Okyar’ın alınıp İsmet İnönü’nün getirilmesi hiç kolay olmamıştı. Hükümet krizi zor atlatılmıştı ve aslında tüm bu siyasal olayların temelinde cumhuriyetin ilanı ve Atatürk’ün cumhurbaşkanı seçilmesi vardı.

İKİNCİ KALP KRİZİ

Evet; Atatürk, cumhuriyeti ilan etmiş; cumhurbaşkanı seçilmiş...

Ama bu olaylar sağlığına mal olmuştu.

İlk krizi çabuk atlatmıştı. Fakat bu son olmayacaktı.

İki gün sonra...

13 Kasım 1923.

Çankaya Köşkü...

Atatürk, öğleyin Köşk’ün bahçesinde yürüyüşe çıktı. Köpeği Foks’la oynadı. Yorulduğunu hissetti. Bahçedeki masaya geçerek, kahve istedi.

Kahvesinden bir yudum almıştı ki, sandalyeden yere düştü.

Yine kalp krizi geçiriyordu.

Koruma memuru Kemal Özada, garsonu Cemal Granda, şoförü Remzi Öztunç hep birlikte Atatürk’ü odasına taşıdılar.

Baygındı. Hava alması için odanın pencereleri açıldı, burnuna kolonya koklatıldı. Koluna iğne yapıldı.

Kendine gelir gibi oldu. Sorulara yanıt vermiyordu. Sadece yattığı yerden neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

İki gün içinde iki kalp krizi geçirmesi üzerine, İstanbul’dan kalp doktoru Prof. Neşet Ömer İrdelp çağrıldı.

Doktor İrdelp, Ankara’ya geldi ve Atatürk’ü iyice muayene etti. Teşhisi aynıydı; çok çalışmaktan ve stresten ileri gelen "elemi asabi" kalp krizlerine neden olmuştu.

Dinlenmesi gerekiyordu. Bir de perhiz yapmalıydı. Yani içkiyi ve günde yaklaşık 30 bardak içtiği kahveyi azaltmalıydı. Sigara ise 10 adedi geçmemeliydi.

LATİFE HANIM OLSUN!

Atatürk’ün kalp krizi geçirmesi, basından gizli tutuldu. Muhaliflerin eline koz vermek istenmiyordu.

Ancak haber duyuldu. Başta "İkdam" gazetesi olmak üzere cumhuriyet muhalifleri Atatürk’ün ülkeyi yönetemeyecek kadar hasta olduğu dedikodusunu yaydılar.

Gazeteciler Çankaya Köşkü’nün önünden ayrılmıyordu. Hükümet resmi açıklama yapmıyordu. Tek açıklamayı, Ankara’dan İstanbul’a dönen Prof. İrdelp yaptı. Aşırı yorgunluktan dolayı küçük bir kalp spazmı geçirmişti. Dinlenip geçebilecek bir hastalıktı bu.

Bu arada Atatürk’ün durumunun ağır olduğu söylentilerine inanan bazı çevreler, Atatürk’ün yerine Latife Hanım’ın cumhurbaşkanı olması gerektiği gibi absürd fikirler ortaya attılar.

Atatürk sıhhatine kavuştuktan sonra kendisine ziyarete gelen Ali Fuat Cebesoy gibi arkadaşlarına, "öteki dünyaya gidip geldiğini" söyledi.

Doktorların tavsiyelerini dinleyip perhize uyacaktı.

YİNE KALP KRİZİ

Ama iki ay sonra sağlığına kavuşunca perhize son verdi. Latife Hanım’ın ısrarları da yeterli olmadı, hatta ilk kavgaları bu nedenle çıktı.

Annesi Zübeyde Hanım ve babası Ali Rıza Efendi kalp hastasıydılar, dikkatli olması gerekiyordu. Ancak yeni temellere dayanan yeni bir devlet kurmanın yolu yorulmaktan geçiyordu.

Hep çalıştı ve benzer krizler Atatürk’ü hiç yalnız bırakmadı. Nutuk’u hazırladığı 1927 yılının 22-23 ve 28 Mayıs’ında da üç kez kalp spazmı geçirdi.

Bu dönemde Almanya’dan gelen Prof. Kraus ve Prof. Von Romberg Atatürk’ü muayene ettiler.

Dört yıl önceki teşhisten farklı bir şey söylemediler. Fazla çalışmaması gerekiyordu.

Ancak Atatürk’ün Alman doktorların tavsiyelerine uyması zordu. Devrimlerin kesintiye uğramaması gerekiyordu.

Bile bile ölüme koştu...

İşte ilk cumhurbaşkanlığı seçimi ülke siyasi tarihi dışında Atatürk’ün kişisel tarihi açısından da bu denli güç şartlar altında, azim ve kararlılıkla hayati kararların alındığı ve uygulandığı bir dönemdi.

****************

Abdullah Gül, Einstein gibi yapabilirdi!

İsrail Başbakanı Ben Gurion, "modern fiziğin dehası" Albert Einstein’a çok gizli kaydıyla bir mektup gönderdi. Einstein mektupla gelen teklife çok şaşırdı. Bu teklife Einstein’ın verdiği yanıtla cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül’ün ne ilgisi vardı?

Tarih 16 Kasım 1952

ABD, New Jersey, Princeton

O gün Albert Einstein için hayli hareketli geçti.

Mütevazı evinde sabah kahvaltısı yaparken okuduğu New York Times’taki habere gülüp geçti.

Ancak bir saat sonra İsrail’in Washington büyükelçisi Abba Eban imzalı "çok gizli" damgalı mektup olayın rengini değiştirdi.

Gülüp geçtiği haber, doğruydu.

İsrail’in ilk cumhurbaşkanı Chaim Weizmann vefat etmişti.

İsrail Başbakanı Ben Gurion bu nedenle, Albert Einstein’a İsrail’in cumhurbaşkanı olmasını teklif ediyordu.

Weizmann dünyaca ünlü bir kimyacıydı. İsrailliler şimdi de ünlü bir fizikçi olan Einstein’ın cumhurbaşkanı olması istiyorlardı.

Nobel fizik ödülü sahibi Einstein, bilim çalışmaları yanında toplumsal konulara da ilgisiz değildi.

Yahudi’ydi; ama Yahudiliği dini inançtan çok kültürel boyuttaydı. Dinsizdi.

Önceleri Yahudi sorunuyla pek ilgili değildi; milliyetçilik fikrine karşıydı; dünya vatandaşlığını savunuyordu. Komünistti.

Savaş sonrasında komünist olduğu gerekçesiyle ABD’de soruşturmalara uğradı; hatta vatandaşlıktan atılması bile gündeme geldi.

Ve tüm bunlara rağmen İsrail onu cumhurbaşkanı olarak görmek istiyordu.

Karar vermekte zorlandı, sıkıntısı kararsızlık değil, insanları üzmeden olumsuz cevabı nasıl vereceğiydi.

18 Kasım 1952’de büyükelçi Abba Eban’a şu mektubu gönderdi:

"Devletimiz İsrail adına şahsıma yapılan teklif beni son derece duygulandırdı, ama aynı zamanda üzdü. Zira bu teklifi kabul etmem mümkün değil.

Ömrüm boyunca kendimi cisimlerin dünyasına adamış olduğumdan, insanların dünyasıyla ilgilenmek ve resmi görevlerle uğraşmak için gerekli deneyimden de, doğal yetenekten de yoksunum.

İleri yaşım her halükarda gücümü sınırlamamış olsaydı da, böylesine önemli bir makamın gereklerini yerine getiremezdim. Tüm bunlar benim için çok üzücü.

Yahudi halkıyla aramdaki ilişkinin, uluslar bünyesindeki nazik konumumuzun bilincine vardığımdan beri en fazla gönül verdiğim şey haline gelmiş olması üzüntümü daha da artırıyor.

Bu ağır ve zor görevin üstesinden gelebilecek birinin bulunmasını tüm kalbimle diliyorum..."

Albert Einstein
cumhurbaşkanlığı teklifini reddetti.

Sonuç: Bizim gibi Üçüncü Dünya ülkelerinin en sorunlu yanı sağlıklı bir demokrasinin olmamasıdır. Bunun temelinde de uzlaşma kültürünün yoksunluğu yatar.

Keşke Abdullah Gül de, uzlaşma kültürünün kökleşmesi için fedakárlıkta bulunup, "makamları hiç önemsemeyen" Einstein’ın tavrını sergileyebilseydi!

tebessüm/pazar nesesi

Günün sözü

Para ile satın alınan sadakat, daha fazla para ile de satılır.

Seneca

*************
Adam tek başına golf oynayarak vakit öldürürken, yanına bir genç yanaşmış.. "Size katılabilir miyim" demiş.. "Birlikte oynarız.." "Peki" demiş adam.. Çukurlar birer birer geride kalırken, adam gence "Ne iş yaparsınız" diye sormuş.. "Tetikçiyim" demiş, genç.. "Dalga geçmeyin.." "Yoo.. İşim bu.. Bakın silahım da bu" demiş, yanındaki golf torbasından süper modern bir tüfek çıkarıp.. "Harika bir dürbünlü tüfek bu" demiş adam, hayran hayran.. "Öyledir" demiş genç.. "Dürbün yüzlerce metre öteyi cam gibi gösterir ve kusursuz nişan almamı sağlar." "Bu dürbünle buradan bizim ev görünür" demiş adam.. "Verin bir bakayım.." Bakmış dürbünden.. "İşte evim.. Yatak odası penceresi.. Karım içerde.. Aaa.. Çıplak.. Vay anasını.. Bizim komşu da orda.. O alçak da çıplak.." Dönmüş tetikçiye.. "Benim için çalışır mısın?.." "Tabii" demiş, delikanlı.. "Parayı veren herkese çalışırım. Tetik çekme ücretim bin dolardır." "O zaman benim için iki kere çek.. Önce karımı vurmanı istiyorum. Tam ağzından.. Dırdırı ile bana hayatı zehreden ağzından vur fahişeyi ki, bir daha konuşamasın.. O adam da güya en iyi dostum. Arkadaş karısına göz koyan o namussuzu da, tam aletinden vur ki, bir daha kimsenin karısına dokunamasın." Tetikçi almış tüfeği eline, dürbüne dikmiş gözünü.. Parmak tetikte.. Ama dakikalar geçmiş, bir türlü çekmiyor.. "Çekecek misin o tetiği, yoksa çekmeyecek misin, hadi artık" diye söylenmiş adam.. "Seni çok sevdim.." demiş tetikçi.. "Az sabırlı olursan sana bin dolar kazandıracağım.."
**********
Kemerleri bağla

Erzurum havaalanında yolcular uçağa binmiş, kapılar kapanmış ve hostes anonsa başlamış;

- Lütfen kemerlerinizi bağlayınız.

Kimse bağlamamış. Hostes durumu pilota anlatmış. Pilot mikrofonu almış,

- Hele dadaşlar, kemerlerinizi bağlayın da havalanak!

Herkes kemerlerini bağlamış. Hostesin şaşkınlığını gören pilot şöyle demiş;

- Erzurumlu, kadın lafıyla iş yapmaz!
*****
İntikam

Eve dönen 87 yaşındaki kadın 92 yaşındaki kocasını yatakta bir başka kadınla yakalamış. Fena halde öfkelenmiş tabii. Adamı önce balkona doğru sürüklemiş, sonra da tuttuğu gibi aşağı fırlatmış. Eşini öldürdüğü gerekçesiyle mahkemeye çıkarıldığında hakim sormuş;

- Kocanızı neden balkondan aşağı attınız?

- Madem ki 92 yaşında seks yapıyor, uçmasını da becerir diye düşündüm hakim bey!..

*****

BİLİYOR MUSUNUZ?

Yaşamın boyunca uyku sırasında yaklaşık 70 böcek ve 10 örümcek yiyeceğini,

Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını,

Dünya nüfusunun yüzde 50’sinin hiç telefonla konuşmadığını.



UNUTMA

1) Üç kişi, ancak aralarından biri ölürse bir sırrı muhafaza edebilir.

(B.FRANKLIN)

2) Paranın değerini öğrenmek isterseniz, borç almaya çalışın.

(B. FRANKLIN)

3) Kabul edilen bir yanlışlık, kazanılmış bir zaferdir.

(GASCOIGNE)

4) Para her şeyi yapar diyen adam, para için her şeyi yapandır.

(B. FRANKLIN)

5) Düşmanlarınızı bağışlayın, ama isimlerini asla unutmayın

(J.F.KENNEDY)



Evlilik yıldönümü

ADAMevlilik yıldönümünü unutmuş, tabii karısı son derece sinirli, "Bana bak!.." demiş kocasına, "Yarın sabah bu rezaletini affettirebilmen için kapımın önünde, 6 saniyede 0’dan 200’e çıkan bir şeyi hediye olarak istiyorum. Tamam mı?"

Ertesi sabah, adam işine gitmek için erken kalkıp evinden ayrılırken, bahçe duvarı ile evinin kapısının tam ortasına hediye kağıdına sarılı bir paket bırakmış. Onu pencereden izleyen karısı paketi görünce, merakla sabahlığını giyip fırlamış dışarı ve paketi kapıp dönmüş evine...

Paketi heyecanla açmış ve içinden yepyeni bir "Banyo Baskülü" çıkmış...


18 Ağustos 2007 Cumartesi

Yiğit Bulut'la Finans Analiz (16.08.2007)





Yiğit Bulut'la Finans Analiz (16.08.2007)
Gül�ün adaylığının birinci gün maliyeti : 20 milyar dolar�




Daha değişik bir açıdan bakalım ve başlığı yeniden ele alalım; �uzlaşmasız� adaylığın birinci gün maliyeti; düşen şirket değerleri, artan faiz ve yükselen kur ile �dün dışarıya ödenen borçları� hesaba kattığınızda, tam olarak 20 milyar dolar�

Bu noktada soralım; birinci günü �20 milyar dolar� olan bir faturayı ne için, ne adına, neden ödüyoruz ve en önemlisi ne daha ne kadar bu yükü kaldırabiliriz ?

Birileri zıtlaşıyor, bizim değerlerimiz eriyor, borçlarımız artıyor�Vatandaş olarak biz �bu denklemin� çekişmenin neresindeyiz ?

Peki bugüne kadar algılanmayan �iç siyasi risk� neden birden algılanır oldu ?

Bu köşede daha önce �ıskalanan uzlaşma� kavramından sizlere bahsetmiş ve birçok yatırımcı, bankacı, gazeteci TV�lerde �Gül�ün adaylığı piyasa için sorun olmaz� derken, aksini iddia ederek �büyük sorun olur� tezini ortaya atmıştım. Gazetenin arşivinde de �Gül�ün adaylığı piyasa için risktir� başlıklı yazıyı bulabilirsiniz�

Dün, piyasalarda özellikle panik halinde satış yapan yabancıların �etkisindeki� İMKB�de; algılanan siyasi riskin ilk perdesini gördük. Toplamda; İMKB bir günde tam 16 milyar dolar değer kaybetti.

Bu noktada soralım; �adaylık� neden bu kadar etkili oldu ?

�Aday olsun mu olmasın mı� detayını dışarıda bırakalım; olaya tamamen �objektif� ve �piyasa gözüyle� bakan biri olarak gördüklerimizi analiz edelim;

Siyasi riskin artmasının ve özellikle yabancıları da panik etmesinin tek bir sebebi var: �AKP �uzlaşma� kavramını �piyasanın� risk algılamasından değişik tarif etti... Ve hayata geçirmeyi denedi�

Bu ne demek? TBMM�de çıkan tablo içinde �MHP�nin, CHP�nin veya bağımsızların� desteğiyle bir �uzlaşma� kültürü yaratır ve Cumhurbaşkanı seçersiniz. Bu, seçilmişlerin aralarında uzlaşmasıdır... Bu yöntemle istediğinizi seçersiniz ve sonuna kadar hakkınızdır...Bir uzlaşma tarifi daha yapılabilir ki birinciden farklıdır: Seçilmişler ile devletin uzlaşması... Türkiye gibi �kurumların� güçlü olduğu özellikle devlet çarkının askeri dinamikler ile algılandığı ülkelerde, �asıl uzlaşma�, aksi bir sivil yapı oluşana kadar, devlet ile seçilmişlerin uzlaşmasıdır�

Bu noktada altını çizerek belirteyim; �iyi olan budur� demiyorum. Sivilleşemediğimiz sürece �asıl olan budur� diyorum...

Uzun lafın kısası; uzlaşma yolunda beklenen, piyasalara �marjinal fayda� sağlayacak adım atılamayınca �uzlaşamama� algılaması ve özellikle yabancı basında çıkan yorumlar �Türk finansal dinamiklerini vurdu��

Çıkarım 1 : Yazılarda her zaman kullandığımız ve bazı okuyucularımızın inanmadığı �iç siyasi risk� kavramı kendini dün gösterdi ve �faturası� ağır oldu�Bugüne kadar iç siyasi riskin algılanmamasının tek bir sebebi vardı; dünya piyasaları �iyiydi��Dünya bozulduğu anda �iç siyasi risk� algılanır hale geldi ve �dinamikleri� etkisi altına aldı�


Buraya kadar işin �biz� kısmıydı�

Bir de �dünya� kısmı var�

Peki bizde dün bunlar yaşandıktan sonra �dünya genelinde� neler oldu ?


Biz �iç siyasi risk� ile �yaralandıktan� sonra dünya piyasaları da �ağır hasar� aldılar�

Dolar-yen, BOVESPA, DOW ve diğer borsalar �kritik sınırların� da altına geldiler.

Tek tek �yurtdışı� denklemin bileşenlerine bakalım�


1- DOW : 13,200 altına sarkma ile başlayan hareket dün gece 13,000 altında kaldı.







12,850 destek bölgesine kadar çekilen DOW endeksi 12,861 seviyesinden kapanmayı zar zor başardı. Şimdilik 12,850 tutmuş gibi görünse bile ana hedef 12,700�

2-BOVESPA : Dün gece 50,000 altına giden BOVESPA�nın, İMKB ve Arjantin ile birlikte dünya genelinde en ağır hasar alan borsa olduğunu gördük. 49,500 dahi aşağı geçildi ve 49,000�li seviyelerde kapanış gerçekleşti.

3-Dolar-yen : 117,80 aşağı geçilince normal olarak �dikiş tutmadı� ve bu sabah itibariyle 115 bölgesine doğru gerileme devam ediyor. 115 kısa vadeli en güçlü destek, tutarsa �dünya nefes alır�.









4-Brent petrol : 70 doların üzerinde kalmayı deniyor ama her yukarı harekette �satılıyor� ve 70 doların altını zorluyor. Kısa vadede 72 dolar üstünde tutunamazsa �umut vermesi� kolay değil�


Türkiye�de neler olabileceğine gelince�



1- İMKB : Dün 47,000� çarpmasıyla birlikte bir miktar tepki geldiğini gördük. Hareket tam olarak �düşüş kanalı� içinde. Daha önceki barlara bakarsak 46,000-47,500 bölgesi arasında tepki verebilecek bölgeler var. Yalnız burada önemli bir detay var; bu tepki gelmeden önce hareket 46,000 bölgesini test etmek isteyebilir�







Kısa vadede �gelebilecek tepkiyi� beklerken dibin hala tam olarak test edilmediğini daha açıkçası: Hareketin hâlâ düşüş eğilimi içinde olduğunu ve düşüşe doymadığını lütfen unutmayın�

2- Dolar : Dün 1,3260 bölgesi üstüne çıkan kur; 1,3260-1,35 bandını test etti. Bugün 1,35 üstünü zorlayacak. Kısa vadede 1,35 üstüne çıkacak ama �burası kırılır mı� daha açıkçası üstünde �kalınır mı� sorusuna �bozulmanın devam edip etmeyeceğine� bakarak karar vereceğiz�

3- Faiz : 18,50 üstüne çıkan faizin 18,40�lara kadar geri çekilerek günü tamamladığını gördük. Bugün hedef 18,50-19 aralığı olacak.


Çıkarım 2 : �Uzlaşmasız, dayatılan bir adaylığın� yarattığı siyasi riskin �birinci gün faturası tam olarak 20 milyar dolar�Bunu açıklamak isteyenler buyursunlar�

Bu kadarla da kalmıyor. İçeride �bu bozulma ve siyasi risk algılaması� yaşandıktan hemen sonra takip eden saatlerde �dünya genelinde de� olumsuzluk� arttı�

Bugün Türk piyasalarında �olumsuz� bir genel havaya sahip bir yapı göreceğiz. Öğleden sonra �yurtdışında� dünkü düşüşlere tepki gelirse; bize de bir miktar �tutucu� etki yapar. Yurtdışı �düzelmediği� hatta� bize marjinal bir fayda sağlar� şekilde bariz �olumluya� dönmediği sürece �işimiz kolay� değil�

Son söz : Yurtdışındaki bozulma süreci 2001 sonrası �olumluya� giden bir yapının geri dönüşü�Ne kadar süreceğini eldeki veriler ile bilmek mümkün değil�Bu açıdan olaya bakarsak, siyasi otoriteye bir vatandaş olarak bir ricam var; bizler, bu zıtlaşmanın parçası değiliz ama cezasını maalesef biz çekiyoruz�2001 Ocak- 2002 Şubat dönemindeki �dalgalarda� 57. Hükümet 13 ayda % 55�lerden % 20�lerin altına geldi. Bu örnek hiçbir zaman unutulmamalı�

vahim yanlış/tufan türenç/hürriyet

__________________
Bu vahim yanlışı Başbakan bile yaptı
tufan türenç/hürriyet


BİZİM köşede ne zaman türban konu olsa AKP’liler önce küfür ederler, sonra ezberledikleri yanlış bilgiye dayanan bir demagoji ile yanıt vermeye kalkarlar.

"Atatürk’ün annesi ile eşi de türban takıyordu" derler.

Zübeyde Hanım ile Latife Hanım’ın başları örtülü fotoğraflarını da kanıt olarak gösterirler.

AKP’liler ya bu fotoğrafların çekildiği tarihte Şapka ve Kılık Kıyafet Kanunu’nun henüz çıkmadığını bilmezler, ya da bilmezden gelirler.

Ben ve bazı gazeteci arkadaşlar her seferinde bunu yazarız:

"Şapka ve Kılık Kıyafet Kanunu 29 Kasım 1925’te çıkarıldı.

Oysa
Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923’te vefat etti.

Atatürk, Latife Hanım’la 29 Ocak 1923’te evlendi, 11 Ağustos 1925’te de boşandı."

Kolaylıkla
ulaşılabilecek bu bilgilerden yoksun oldukları için yanlış yorumlar yaparlar.

* * *

Aynı hatayı geçen günkü basın toplantısında ya bilerek ya da bilmeyerek Başbakan Erdoğan da yaptı.

Doğrusu şaşırtıcı bir durum.

Bir başbakanın böylesine bir yanlış bilgiye dayanan argüman ileri sürmesi gerçekten üzücü.

84 yıl önce aydınlanma reformlarının henüz çıkmadığı bir döneme ait iki fotoğrafa bel bağlayan Başbakan neyi kanıtlamaya çalışıyor?

Ne yani, Türkiye "muasır medeniyetlerle bütünleşme" hedefine kadınlarını tesettüre sokarak mı ulaşacak?

Avrupa uygarlığıyla böyle mi birleşip bütünleşecek?

Toplumun kılık kıyafetini 82 yıl önce Atatürk çıkardığı kanunla değiştirmiş.

Türk insanının Batı toplumları gibi uygar giyim kuşama kavuşmasını sağlamış.

Türk kadınının çarşaftan, peçeden kurtulup sosyal yaşamın içinde yer alması için önündeki her türlü engeli kaldırmış.

Toplumun yarısını oluşturan kadınları üretken bireyler haline getirmiş.

Şimdi Türk kadınını yeniden tesettüre sokmak, yeniden toplumdan soyutlamaya kalkmak yaşadığımız çağla bağdaşır mı?

Bu anlayış, Atatürk’ün koyduğu hedeflere taban tabana ters değil midir?

Bu çağdışı anlayış terk edilmelidir.

Tayyip Bey ve arkadaşları bu tutumlarını sürdürürlerse Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine filan yükseltemezler.


Yüzde 47 oyu nasıl aldılar?

OKURLARIMIZIN da katkısıyla bu sorunun yanıtını Tayyip Bey ve arkadaşlarının söylemlerinden okuyalım.

Tayyip Erdoğan: "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir... Ananı da al git..." diyerek.

Kemal Unakıtan: Her şeyi baba baba satarak.

Abdullah Gül: Amerika’nın dediklerine harfiyen uyarak.

Kürşad Tüzmen: Cumhuriyet tarihindeki en yüksek borçlanmayı yaparak.

Ali Babacan:
IMF’nin sözünden çıkmayarak.

Hüseyin Çelik: Abdest suyunun faydalarını anlatarak.

Atilla Koç:
Bol bol uyuyarak.

Bülent Arınç: Dindar cumhurbaşkanı adayı seçerek... "Şeyini şey ettiğimin şeyi..." diyerek.

M. Gökçek:
Ankara’yı susuz bırakıp, Ankaralıları inim inim inleterek.

Abdülkadir Aksu: Terörü yeniden hortlatarak. Kapkaç olaylarına aldırmayarak.

havva anamız nasıl giyiniyordu../özdemir ince/hürriyet



Müstakbel cumhurreisimiz, "Cumhurbaşkanı seçilecek olan benim, eşim değil!" buyuruyorlar ki doğrudur, yerden göğe haklıdır. Ama münafık tarafım gene ortaya çıkıyor: Dün ya da evvelsi gün Hayrünnisa Hanım’ın evlenmeden önce çekilmiş bir fotoğrafisini gördüm bir gazetede. Müstakbel Gül Hanım’ın başı açıkmış lisede okurken. O dönemden kalma bir türbanlı ya da sıkma başlı fotoğrafı var mı acaba? Görsek iyi olur. Benim aklıma şöyle bir senaryo geliyor: Abdullah Bey’in valideleri gelin adayını bir kenara çekip "Bak kızım bizim aileye gelin geliyorsun. Biz Kayseriya’nın Weberyen küçük burjuvası bir aileyiz, başını örtmen lazım tez elden!" demiş olabilir.
*****

Bayan Gül türban taşımayıp da Che Guevera’nın yıldızlı (ya da orak-çekiçli) beresini takmayı alışkanlık haline getirseydi, ya da gamalı haçlı şapkadan vazgeçemeseydi ne olacaktı? İnsan hakları bağlamına giren kişisel tercihi mi olacaktı? Orak-çekiç ve gamalı haç inanç özgürlüğü defterine yazılamaz mı?
Aday Gül, yurtiçinde ve dışında, yedi düvelin desteğini almış durumda. Bunu Vakit gazetesinin sürmanşetinden anlıyoruz. Vakit, başlık altı manşeti olarak "Atatürk’ün eşi de başörtülüydü!" diye yazmış. Vakit her ay birkaç kez böyle manşet atar. Bu kez manşetin nedeni Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri: "1. Cumhurbaşkanımız Atatürk’ün eşine, annesine bakın. Örnek alacaksan Ataürk’ün eşi nasıl giyiniyor, ona bakarsın, o da size ders olur" (Hürriyet, 16.08.07) demiş. Böyle bir mukayese bana mantıki geliyor. Mantıki geliyor gelmesine ama bu iddia gerçekleri yansıtmıyor. Çünkü Mustafa Kemal Paşa Latife Hanım ile evli iken Cumhuriyet devrimleri henüz yapılmamıştı. Devrimler çiftin boşanmasından sonra yapıldı. Latife Hanım, evlilik döneminde, kamusal alanda kimi zaman başı açıktı; halkın karşısına geleneksel başörtüsü ile çıkıyordu. Devrimler yapılırken Mustafa Kemal Paşa bekárdı. Mustafa Kemal Paşa’nın annesi ve kız kardeşi başlarını simgesel anlamı bulunmayan geleneksel örtü ile örtüyorlardı. Yani Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iddiaları haklı değil. * * * Başbakan Erdoğan, Gazi Paşa’nın annesini ve eşini örnek göstererek tehlikeli bir mukayeseye yol açıyor. Ben demem ama birisi çıkıp "Havva anamız nasıl giyiniyordu?" diye sorabilir. Sorabilemez mi?

kırgınız /bekir çoşkun/hürryety


Doğrusunu isterseniz hepimiz kırgınız. Aklı başında yurttaşlar, beyni satılık olmayan aydınlar, siz, ben, askerler... Hepimiz kırgınız. 22 Temmuz’dan bu yana, Atatürk Türkiye’sine karşı işlenmiş bir ulusal vefasızlığı içimize sindiremiyoruz. Bu toplumun neredeyse yarısının oyları ile Türkiye "ılımlı İslam" rejimini kurmak isteyenlere teslim edildi. Atatürkçülük, cumhuriyetçilik, devrim ilkelerini savunmak bir anda suç oluverdi. Artık 235’inin eşi türbanlı bir parlamentomuz var. O parlamentonun oyları ile laik cumhuriyetin sembolü Çankaya’ya, siyasi İslam’ın sembolü türban çıkıyor. * Genelkurmay Başkanı ne yapsın? Bence hem bu büyük ihanetten, hem sivillerin görevlerini yapmamalarından, hem de ikide bir askeri zorlamalarından üzgün. Bu yüzden soranlara yanıt veriyordur: "Dükkán kapalı..."

aziz nesinden atatürk'/milliyet

ÇiziYORUM - Ercan AKYOL


********************
AZİZ NESİNDEN ATATÜRK'e
Yaman TÖRÜNER Çözüm
Aziz Nesin'in Atatürk'e hitaben yıllar önce yazdıkları, güncelliğini hiç kaybetmemiş. Kısaltarak naklediyorum:
"Atam, hâlâ yaşıyorsak; edepsizlik sayesinde!
Altı oku soruyorsan, politika dehlizinde!
Yobazlarla gericiler, onlar bizden daha zinde!
Halkçılıkla devletçilik: Anlatamam, çok hazin de...
Çoktan beri sahteciler, ağır çeker her vezinde!
Tek umut var, o da yalnız, Amerikan dövizinde!
Sorma Ata'm, halimizi, hal mi kaldı anlatacak...
Yata yata çok yorulduk, tatil yaptık, izindeyiz!
Hocamız var, hacımız var, uçan kuşa borcumuz var,
Geçeceğiz Avrupa'yı ama şimdi izindeyiz!
"Türk milleti çalışkandır". Biz de senin tezindeyiz,
Dinlenmekten yorulduk da, onun için izindeyiz!
İlerledik Ata'm öyle, şimdi görsen tanımazsın,
Arasan da bulamazsın, Amerikan tarzındayız,
Bugün değil, bu yıl değil, çoktan beri izindeyiz!
Hani, "Türk, öğün, çalış, güven" demiştin ya...
Biz ilkinde takılıp kaldık, çalışmaya zaman kalmadı.
Her sabah güne başlarken, "Türküm, doğruyum, çalışkanım"
Diye bağıran, geri ve tembel nesiller yetiştirdik.
O gün yazdıklarını, bugün ağza alamayacak haldeyiz.
Seni aşmaktan vazgeçtik, sana ulaşamıyoruz Ata'm.
Şu "izindekiler"in listesini bir görsen, inanamazsın Ata'm;
Kendini tanıyamazsın. Bağışla bizi... İzindeyiz Ata'm...!"
* * *
Yüz binlerce şehit vererek kurduğumuz, Türk gençliğine emanet ettiğin cumhuriyete artık yeterince sahip çıkılamıyor. Atatürk Cumhuriyeti yerine Ilımlı İslam Cumhuriyeti getirilmesi olasılığı var. Başörtüsü türbana dönüştü; yakında, türbanın peçeye dönüşmesinden korkuyoruz.
Sen bizi kapitülasyonlardan kurtarmıştın; şimdi ekonomimiz tamamen yabancı kontrolüne girdi. Artık, zaferler askerle kazanılmıyor; oylar dahil her şey alınabilir olunca, ülkeler sermaye tarafından rahatça işgal edilebiliyor.
"Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, iktisadi zaferlerle desteklenemezlerse payidar olamazlar" demiştin; ama artık, siyasi zaferler de parayla kazanılıyor.
"Türk tarihi tetkik olunursa, bütün yükseliş ve alçalış sebeplerinin bir iktisat meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır" demiştin; ama şimdi ekonominin iyiye gittiği söylenirken, ülkemizden toprak isteyenler gittikçe güçleniyor. Cumhuriyeti kuran silahlı kuvvetlerin bile, bütünlüğümüzün hiç bu denli risk altında olmadığını söylüyor.
Atam, şimdi siyaset, ekonomiden daha önemli hale geldi. Aynen, İstiklal Savaşı'nda olduğu gibi.
Atam, izinden geldik; şimdi dizindeyiz.
**************

17 Ağustos 2007 Cuma

karizma nedir


__________________




__________________

Türbanlı Latife.../yılmaz özdil..hürriyet


Türbanlı Latife...


LATİFE Hanım ile Hayrünnisa Hanım’ı birbirlerine benzetiyorlar.

Benzetsinler de...


Allah korusun.

Sonları benzemesin!

Çünkü her yaptığını yapacaklarsa Gazi’nin... Çankaya’ya çıktıktan iki yıl sonra boşaması gerekiyor Abdullah Bey’in, eşini...

O boşamıştı.

*

Niye boşamıştı derseniz...

Latife’nin babası söylemişti:

"Bu kız kendisinin cumhurbaşkanı eşi olduğunu unutmuyor ama, eşinin cumhurbaşkanı olduğunu unutuyor!"

*

Yani?

Oturduğun koltuğun, oturma odası koltuğu olmadığını; "devlet için" ne manaya geldiğini unutmamak lazım...

Mesele budur.

*

Ve, aslında şudur...

*

Niye yaptı Şapka Devrimi’ni?

Batı tarzı giyim kuşam için.

Ama daha önemlisi...

Sokağa baktığında "kim devrimden yana, kim değil, devrime destek artıyor mu, azalıyor mu" ilk bakışta görebilmek için...

Şak diye görüyordu.

*

Aksini iddia ediyorlar ama...

Türban da böyle bir şeydir.

Sokağa baktığında "kim yana, kim değil" ilk bakışta görüyorsun... Şak diye.

*

Örnek mi vereyim?

Vereyim...

*

Mesela, dünkü Hürriyet’in ekonomi sayfasında vardı...

Uzmanlığı "kadın" olan, ünlü kozmetik markası Oriflame’in Ceo’su Magnus Brannström, ne demiş?

"Kadınlar seçimden önce de kadındı, seçimden sonra da kadın... Makyaj yapmaya devam ediyorlar. Ama Türkiye ve Endonezya’da daha çok kadın kapanmaya başladı. Başını örten sayısı artıyor. Böyle bir trend var... Bu durumu, havalimanından şehre girerken görmek mümkün."

*

Neymiş türban?

Trend.

Nereye benzemişiz?

Endonezya’ya.

Nasıl görmüş?

Şak diye.

*

Bu çerçevede...

Abdullah Gül, Çankaya’ya çıkarsa, Türkiye yine cumhuriyet olur mu? Olur.

Ama Atatürk’ün devrim cumhuriyeti değil...

Başka olur.

Türbanlı Latife.../yılmaz özdil..hürriyet


Türbanlı Latife...


LATİFE Hanım ile Hayrünnisa Hanım’ı birbirlerine benzetiyorlar.

Benzetsinler de...


Allah korusun.

Sonları benzemesin!

Çünkü her yaptığını yapacaklarsa Gazi’nin... Çankaya’ya çıktıktan iki yıl sonra boşaması gerekiyor Abdullah Bey’in, eşini...

O boşamıştı.

*

Niye boşamıştı derseniz...

Latife’nin babası söylemişti:

"Bu kız kendisinin cumhurbaşkanı eşi olduğunu unutmuyor ama, eşinin cumhurbaşkanı olduğunu unutuyor!"

*

Yani?

Oturduğun koltuğun, oturma odası koltuğu olmadığını; "devlet için" ne manaya geldiğini unutmamak lazım...

Mesele budur.

*

Ve, aslında şudur...

*

Niye yaptı Şapka Devrimi’ni?

Batı tarzı giyim kuşam için.

Ama daha önemlisi...

Sokağa baktığında "kim devrimden yana, kim değil, devrime destek artıyor mu, azalıyor mu" ilk bakışta görebilmek için...

Şak diye görüyordu.

*

Aksini iddia ediyorlar ama...

Türban da böyle bir şeydir.

Sokağa baktığında "kim yana, kim değil" ilk bakışta görüyorsun... Şak diye.

*

Örnek mi vereyim?

Vereyim...

*

Mesela, dünkü Hürriyet’in ekonomi sayfasında vardı...

Uzmanlığı "kadın" olan, ünlü kozmetik markası Oriflame’in Ceo’su Magnus Brannström, ne demiş?

"Kadınlar seçimden önce de kadındı, seçimden sonra da kadın... Makyaj yapmaya devam ediyorlar. Ama Türkiye ve Endonezya’da daha çok kadın kapanmaya başladı. Başını örten sayısı artıyor. Böyle bir trend var... Bu durumu, havalimanından şehre girerken görmek mümkün."

*

Neymiş türban?

Trend.

Nereye benzemişiz?

Endonezya’ya.

Nasıl görmüş?

Şak diye.

*

Bu çerçevede...

Abdullah Gül, Çankaya’ya çıkarsa, Türkiye yine cumhuriyet olur mu? Olur.

Ama Atatürk’ün devrim cumhuriyeti değil...

Başka olur.

Para - borsaile ilgili herşey

sitene html kodları

HTML KODLARI SEÇ BEĞEN

arama motoruna ücretsiz kayıt

URL Submitter - URL Kay�t
Google AllTheWeb BuildTurkey
InfoTiger Rediff ScrubTheWeb
EntireWeb ExactSeek Splatsearch
WhatUseek TrueSearch GigaBlast
-------------------------------------------------------------

ARAMA MOTORLARINA DİREK KAYIT

URL KAYDET. 1. http://search.yahoo.com/info/submit.html Yahoo! Search 2. http://search.msn.com/docs/submit.aspx?FORM=WSDD2 MSN 3. http://www.google.com/intl/en/addurl.html Google 4. http://www.about.com/gi/pages/homehc.htm#c4 About 5. http://www.dmoz.org/add.html Open Directory 6. http://www.accoona.com/submit.html Accoona 7. http://www.exactseek.com/add.html ExactSeek 8. http://www.scrubtheweb.com/addurl.html ScrubTheWeb 9. http://www.snap.com/about/site.php?last_link_type=about Snap 10. http://www.searchsight.com/submit.htm SearchSight 11. http://www.searchit.com/addurl.htm SearchIt 12. http://www.buzzle.com/suggest_basic2.asp Buzzle 13. http://www.entireweb.com/free_submission/ EntireWeb 14. http://www.whatuseek.com/addurl-secondary.shtml What U Seek 15. http://www.ezilon.com/ezilon_url_submission.htm Ezilon 16. http://www.gimpsy.com/gimpsy/searche...check_free.php Gimpsy 17. http://www.dirone.com/add_link_m.php dirOne 18. http://www.websquash.com/cgi-bin/sea...l?Mode=AnonAdd WebSquash 19. http://www.abilogic.com/how-to-suggest-a-site.php AbiLogic 20. http://addurl.amfibi.com/ Amfibi 21. http://www.01webdirectory.com/submit.htm 01WebDirectory 22. http://www.netinsert.com/en/insert.html NetInsert 23. http://www.mavicanet.com/ MavicaNET 24. http://www.searchhippo.com/addlink.php SearchHippo 25. http://www.worldsiteindex.com/ World Site Index 26. http://www.dailyorbit.com/add.htm DailyOrbit 27. http://www.nationaldirectory.com/addurl/ NationalDirectory 28. http://www.tygo.com/websites/FreeSubmitURL.aspx TYGO 29. http://www.mixcat.com/addurl.php MixCat 30. http://www.aeiwi.com/submit.html Aeiwi 31. http://www.illumirate.com/add_your_site_exp.cfm IllumiRate 32. http://www.infotiger.com/addurl.html Info Tiger 33. http://www.towersearch.com/addurl.php TowerSearch 34. http://www.splatsearch.com/submit.html SplatSearch 35. http://www.subjex.net/submit_url.html Subjex 36. http://www.qango.com/dir/addurl.html Qango 37. http://www.zeezo.com/Listings/New.aspx Zeezo 38. http://www.canlinks.net/addalink/ CanLinks 39. http://www.webbieworld.com/signup.asp WebbieWorld 40. http://www.searchking.com/add_new.htm SearchKing 41. http://www.amray.com/cgi/amray/addurl.cgi AMRAY 42. http://www.go4.it/listing.asp Go4.it 43. http://www.cipinet.com/addurl.html Cipinet 44. http://www.hedir.com/submit-help.html Hedir 45. http://www.walhello.com/addlinkgl.html Walhello 46. http://www.linketeria.com/submitsite.htm Linketeria 47. http://www.claymont.com/login/login.asp?img=y Claymont 48. http://www.jdgo.com/add.html JDGO 49. http://www.spheri.com/tc143as.php?sid=0 Sphericom 50. http://www.kaspie.com/web.html Kaspie