Başbakan Erdoğan, açılışına gittiği pekçok üniversitede protesto edildi. Bu protestolarda polisin sert tavrı eleştirildi. Son olarak ise Erdoğan'ı protesto eden 18 İTÜ öğrencisi 15'er ay hapis cezasına çarptırıldı.
İşte günlerdir kamuoyunda konuşulan bu olaylardan sonra üniversite öğrencileri arasında bir fıkra kulaktan kulağa yayılıyor.
İşte o fıkra:
"Başbakan, Karadeniz gezisinde bir üniversiteyi ziyaret etmiş.
Sınıfın birinde öğrencilerle tanışmış.
O karizmatik duruşuyla beden dilini de kullanarak bir konuşma yapmış.
Etkili konuştuğunu düşünerek "Sorusu olan var mı?" demiş.
TEMEL; "Ben size 3 soru soracağım." demiş;
"1-Bu kadar yıpranmış olmanız gerekirken oylarınız nasıl oldu da arttı?
2-Özelleştirme adı altında bütün önemli kurumları yabancılara sattınız, bunlardan ne kadar para kazanıldı?
3-Bu paralar nerede?"
Tam bu sırada zil çalmış. Başbakan, "2.derste devam ederiz" deyip çıkmış.
Derse yeniden girince "nerede kalmıştık" diye sormuş.
Bu sefer DURSUN ayağa kalkmış; "Bizim sorularımızı cevaplayacaktınız" deyince,
Başbakan "iyi tekrar sorun bakalım" demiş.
DURSUN, "Size 5 sorum olacak" :
"1-İktidarda yıpranmış olmanıza rağmen oylarınızı nasıl artırdınız?
2-Bütün önemli kurumlarımızı sattınız? ne kadar para kazanıldı?
3-Bu paralar nerde?
4-Tenefüs zili neden yarım saat erken çaldı?
5-TEMEL nerede?"
Odatv.com
Bu Blogda Ara
30 Kasım 2010 Salı
ATATÜRK DİNSİZ MİYDİ
Atatürk, çağını aşmış bir "savaş ustası", gelmiş geçmiş en büyük "örgütçü"lerden biri ve Asya'nın en büyük "devrimcisi"dir.
O tartışmasız bir "dahidir". Bu kadar "üstün yeteneklere" sahip bir insanı, bir "dahiyi" anlamak doğrusu çok da kolay değildir. Hele hele "okumanın" sadece "boş zaman" etkinliği olarak kabul edildiği, "felsefe" dersinin "önemsiz" görülerek okullardan kaldırıldığı, kitabi ve akıl süzgecinden geçirilmiş bilgininin yerine "kulaktan dolma" nakilciliğin egemen olduğu bir toplumda, Atatürk gibi çağını aşmış bir "dehayı" anlamak, özellikle de onun "felsefi derinliğini" çozmek çok zordur. Buna, bir de değişik kaygılarla bu dehanın "çarpıtılması" da eklenince, Atatürk'ün "insana," "evrene", "doğaya" ve "Tanrı"ya bakışını tam olarak ortaya koyabilmek neredeyse imkansızlaşmıştır.
SÜREKLİ GELİŞEN VE OLGUNLAŞAN BİR BEYİN
Atatürk üzerine yaklaşık olarak 15 yıldır kafa yoran ve Atatürk'ü doğumundan ölümüne kadar inceleyen biri olarak şunu söyleyebilirim ki: Atatürk sürekli gelişen ve olgunlaşan bir düşünce dünyasına sahiptir. Bir taraftan ömrünü adadığı toplumunu kurtarmaya çabalarken, diğer taraftan içinde yaşadığı "evreni" anlamaya çalışmıştır. Felsefeden, tarihe, dinden, kuramsal fiziğe kadar pek çok farklı alanda 5000 civarında kitap okumasının altında yatan bir "bilimsel zeka" ve "bilim insanlarına has bir "merak" ve "sorgulama dürtüsü" vardır. Atatürk'ün "göz kamaştıran başarılarının" anahtarını da burada aramak gerekir....
DAHİNİN FELSEFİ KODLARI VE BİLİMSEL KAFA YAPISI
Yarı bağımlı, az gelişmiş bir imparatorluğun "sürekli değişimi arzulayan bir bireyi" olarak yetişen Atatürk, aile kucağında ve çevrede aldığı geleneksel dinsel eğitimden sonra (Zübeyde Hanım etkisiyle), eğitim hayatında, özellikle İstanbul Harp Okulu ve Harp Akademisi yıllarında dünyayı etkilemeye başlayan Pozitivizm, Materyalizm, Darvinzim, Sosyalizm üzerine kafa yormaya başlamış ve nitekim 1905'de not defterlerinden birine "Evvela Sosyalist olmalı maddeyi anlamalı" diye bir not düşmüştür...Atatürk'ün sonraki yıllarda karşımıza çıkacak olan "Akıl ve bilim" vurgusunun kökleri bu dönemlere gider. J. Jack Rousseau'dan, Montesquieu'ya, Namık Kemal'den Abdullah Cevdet'e birçok yerli ve yabancı aydının görüşleriyle bu dönemde tanışmıştır.
DİNE KAFA YORAN BİR DEVRİMCİ
Atatürk bir taraftan pozitivizm ve materyalizm üzerine kafa yorarken diğer taraftan da "din üzerine" okumaya ve düşünmeye devam etmiştir. Okuduğu kitaplar arasında bütün tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarıyla birlikte özellikle İslam dini konusunda "yüzlerce kitap" vardır... Onun sıradan insanlardan farkı; atadan, deden gelen her bilgiyi çağının gelişmelerine paralel yeniden değerlendirmesi ve sorgulamasıdır... Dolayısıyla mensup olduğu İslam dini de dahil, din ve Tanrı kavramlarını bile yaşamı boyunca ciddi biçimde sorgulamıştır. Atatürk'ün, din ve inanç konusundaki görüşlerini anlamak için bu "sorgulamalara" da göz atmak gerekir.
Atatürk'ün, Lenin, Stalin, Napolyon, İskender gibi liderlerden ve devrimcilerden en temel farkı "din üzerine" ciddi bir biçimde, entelektüel düzeyde kafa yormuş olması ve dini yok etmek için değil, dinin anlaşılması için uğraşmasıdır.
ÇANAKKALE ETKİSİ
Atatürk, özellikle Çanakkale Savaşı yıllarında, savaş meydanlarında karşılaştığı manzaralardan dolayı olsa gerek, din ve Tanrı kavramı üzerinde düşünmekle kalmamış, inancın gücünü de bizzat gözlemlemiştir. Atatürk'ün Çanakkale savaşlarından yakın dostlarına yazdığı mektupların satır aralarındaki "Allah büyüktür", "Allah dilerse olur", "Allahın inayetine sağınarak çalışıyorum" gibi dinsel ifadeler ve Çanakkale anıları arasında bize aktardığı Bombasırtı Vakası, onun 1915 yılında Çanakkale'de din ve Tanrı kavramını "içselleştirdiğini" kanıtlamaktadır. O günlerde askerlerinin inancıyla gurur duyan Atatürk, herşeye rağmen o dönemde bile "akılcı düşünceyi" bir kenara bırakmamıştır. Sonraları,"Hangi şey ki akla mantığa uygundur, biliniz ki o şey dinidir" diyen Atatürk, "gerçek dinin" "akılla" bir probleminin olmadığına inanmaktadır. O "akıl dışılığı" aynı zamanda "din dışılık" olarak görmektedir. Atatürk'ün bu yaklaşımı Fransız düşünürü Voltaire'nin "Akılla inanma" kuramını akla getirmektedir.Bilindiği gibi "akıldışı" unsurlardan dolayı Hırisitiyanlığı eleştiren Voltaire, "aklının kendisini bir Tanrı'ya inanmaya zorladığını" belirtmiştir.
İSLAMİ MEŞRUİYET POLİTİKASI
Türk insanının "inancını" çok iyi bilen Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarında bilerek ve inanarak bir "dinsel meşruiyet politikasına" başvurmuştur... Müslüman Anadolu insanını, Hıristiyan işgalciye karşı en iyi birleştirecek şeyin İslam dini olduğunu görerek, Kurtuluş Savaşı'nın başından sonuna kadar İslam dininden övgüyle söz etmiştir. Bu sırada Meclisi dualarla açtırmış, bazen camiye, bazen cem evine gitmiş, bütün yazışmalarında dinsel bir uslüp kullanmıştır. Atatürk, bunu yaparken aslında Kuran'daki "cihat" kavramından yararlanmıştır.... O günlere ait "Hafıza kuran okuttum", "Hafız Kuran okudu", "TANRI BİRDİR VE BÜYÜKTÜR" biçimindeki kendi el yazısıyla tuttuğu özel notlarından kendisinin de o dönemde samimi olarak Tanrı'ya yöneldiği anlaşılmaktadır....
DEVRİM STRATEJİSİ VE DİNSEL SÖYLEMİN TERKEDİLİŞİ
Atatürk, Kurtuluş Savaşı sonrasında, devrimler sürecinde "dinsel söylemlerden" zamanla neredeyse tamamen vageçmiştir. Büyük bir "taktisyen" olan Atatürk'ün 1923 sonrasında dinsel söylemlerini önce azaltmasının, sonra din eleştirileri yapmasının ve son olarak da dinsel söylemlerden tamamen vazgeçmesinin nedeni yine "stratejiktir": Şöyle ki: Nasıl ki Kurtuluş Savaşı yıllarında dinin, Müslüman toplumu bir araya getireceğine inanarak "dinsel söylem" kulandıysa, dinden "övgüyle" söz ettiyse, devrimler sürecinde de "akıl ve bilimi" esas alan "laik" bir devleti yerleştirme sürecinde dinsel söylemlerden o kadar uzak durmuş, hatta zaman zaman "din eleştirileri" yapmıştır...
Tanrısal kaynaklı monarşik Osmanlı'nın yerine kurduğu laik Türkiye cumhuriyetinin lideri olarak "dinsel söylem" kullanmaya devam etmesi kuşkusuz ki büyük bir tutarsızlık olurdu.
MEDENİ BİLGİLER KİTABI'NIN SIRRI
Atatürk, 1930 yılında Afet İnan'a Medeni Bilgiler adlı bir kitap "dikte ettirmiştir". Bu kitabın yazılış amacı, adı üstünde topluma "medeni bilgiler" vermektir. Tarihi, sosyal, toplumsal ve dinsel konularda yoğunlaşan Medeni Bilgiler kitabında Atatürk, "devrimci bir yaklaşımla" yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını "evrensel bilgilerle" tanıştırmak istemiştir. Bu kitabın temel amacı, akıl ve bilime vurgu yaparak, çağdaş ve demokratik bir devletin yurttaşlarını bilinçlendirmektir. Radikal bir devrimci olan Atatürk, Osmanlı toplumunda "akıl ve bilimin" önünü kapatan şeyin "din", daha doğrusu "dinin çarpıtılmış yorumları", olduğunu bilmektedir.Bu durumda en çabuk biçimde akıl ve bilimin önünü açmak için, "kendisine dinsiz denilmesini bile göze alarak", genelde dinleri özelde de İslam dinini ağır biçimde eleştirmiştir. Dünya tarihinde hiçbir Müslüman liderin cesaret edemeyeciği bu "din eleştirileri", Atatürk'ün kendisini toplumuna feda ettiğinin en açık kanıtlarından biridir.
İSLAM ELEŞTİRİLERİNİN NEDENİ
Medeni Bilgiler kitabındaki ATATÜRKÜN İSLAM DİNİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLERİNİ okurken, Atatürk'ün neyi ne zaman nerede ve neden söylediğini ve yazdığını bilerek okumak gerekir. Bunun için de ATATÜRK'Ü ANLAMIŞ OLMAK gerekir!.. Nasıl ki Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı yıllarında "İslam ve din" konusundaki "övgü dolu" yaklaşımlarını onun "dindarlığına" kanıt olarak gösteremezsek (çünkü, bunlar o günün koşullarında müslüman halkı milli mücadele etrafında toplamak için söylenmiştir), Atatürk'ün 1930'da Medeni Bilgiler kitabında yazdığı "İslam ve din eleştirilerini" de onun "dinsizliğine" kanıt olarak gösteremeyiz. Çünkü Atatürk 1930'larda Türk devriminin temel taşı olan "akıl ve bilime "vurgu yaparak onları öne çıkarmak ve "irticanın önünü kesmek" istiyordu, bunu yaparken de "devrimci bir mantıkla" dini eleştiriyordu. Atatürk'ün benzer "din eleştirileri" Tarih II Orta Zamanlar adlı kitapta da vardır... Özetle Atatürk'ün, hem 1920'lerdeki din hakkındaki "övgü dolu söylemleri" hem de 1930'da din hakkında "eleştirel yazdıkları" Atatürk'ün din anlayışını gerçek anlamda ortaya koymaz. bunlar tamamen "stratejik" ve "devrimci" açıklamalardır.
Bu kadar basit bir gerçeğe rağmen, bugün yobazı, liboşu, hatta "sözüm ona Atatürkçüsü", Medeni Bilgiler Kitabı'ndaki "din eleştirilerine" dayanarak Atatürk'ün "dinsiz" olduğunu iddia etmektedir...
HALKI İÇİN KİŞİSEL İNANÇLARINDAN VE ZEVKLERİNDEN BİLE VAZGEÇEN BİR DEVRİMCİ
Adeta toplumu için yaşayan Atatürk, zaman zaman "kişisel inançlarını" ve "zevklerini" bile toplumsal ilerleme adına bir kenara bırakabilmiştir. Örneğin, Alaturka müziği çok seven Atatürk, kulakları Alafranga müziğe alıştırmak için bir dönem (6 ay) Alaturka müziği yasaklamıştır. Ama o yasak günlerinde sarayda gizli gizli Alaturka müzik dinlemiştir... Bunun gibi 1930'da yazılan 1931'de basılan Medeni Bilgiler kitabında "İslamı eleştiren" Atatürk, yine 1930'lu yıllarda geceleri gizlice sarayında manevi kızı Nebile'ye ezan, özel hafızı Hafız Yaşar Okur'a ise Kuran okutup "göz yaşları içinde" dinlemiş, dinde Türkçeleştirme çalışmalarını başlatmış, Hafızlara güzel Kuran okuma yarışmaları yaptırmış, Çanakkale'de Mehmet Çavuş Abidesi'nde ve annesinin mezarı başında mevlüt okutmuş, Hz. Muhammed'ten övgüyle söz etmiş, hatta Hz. Muhammed'in mezarını yıkmak isteyen Arapları tehdit etmiştir... Yani toplumsal amaçlar için kişisel inanaçlarını ve zevklerini gizli yaşayabilecek kadar kendini topluma adamış bir liderdir Atatürk....Atatürk'ün, akıl ve bilimin önünü açmak için vahiy kaynaklı "dine yönelik" bu "dokundurmaları", onun "dinsizliğinin" değil, onun "taktisyenliğinin" bir göstergesidir.
GERÇEK DİN ANLAYIŞININ ADRESİ
Atatürk'ün gerçek din anlayışını "özel notlarında", "hatıralarında", "not defterlerinde" ve "mektuplarında" bulabiliriz... Ben bütün bu kaynakları taradım ve gerçeği gördüm... (bkz. ATATÜRK İLE ALLAH ARASINDA...) Atatürk'ün kendine özgü bir din anlayışı vardır... O, Hurafelerden arındırılmış İslama inanıyordu... İslama girmiş Emevi adetlerini ve bazı uygulamaları eleştiriyordu....Yobaza, din bezirganına, dinciye, dinin siyasete alet edilmesine karşıydı... Akıl ve bilimin önünü tıkamayan saf ve samimi bir din anlayışına asla karşı değildi; buna DOĞAL DİN adını veriyordu. ELMALILI HAMDİ YAZIR TEFSİRİNİ cebinden para vererek hazırlatması, BUHARİ HADİSLERİNİ TÜRKÇEYE ÇEVİRTMESİ, 50 HUTBE KİTABINI HAZIRLATMASI VE 100.000 TAKIM DİN KİTABINI BASTIRIP TÜRKİYE'YE ÜCRETSİZ DAĞITMASININ anlamı, "Şuura muahlif, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor" dediği İslam dininin anlaşılmasıydı.
Din hakkındaki gerçeklerin bir gün yine bilim tarafından aydınlatılacağına, bu aydınlanma sağlanıncaya kadar heryerde dini kullanan DİN OYUNU AKTÖRLERİNE rastlanacağına inanıyordu....
ÖZGÜN BİR DİNDAR
Ayrıca, tabi ki Atatürk sıradan bir Müslüman değildi, İslam da da eleştirdiği, sorguladığı noktalar vardı. ibadetlerini eksiksiz yerine getiren biri de değildi, ama tek Tanrı'ya, İslamın "öz itibariyle" ilerlemeye engel olmadığına inancı tamdı....Gizli dünyasında kendine özgü biçimde ibadet eder, hatta Kuran okur ve dinlerdi, dini anlamaya çalışırdı...Toplumsal anlamda hiçbir zaman dine karşı bir savaş başlatmadı, o yobazlığa düşmandı, "dindarla" değil "dinciyle" kavgalıydı...
Atatürk de bir Müslümandı, ama onun Müslümanlığı "dahilere" özgü sorgulayan, düşünen, anlamaya çalışan ve çok daha önemlisi "aklı ve bilimi" asla devre dışı bırakmayan bir Müslümanlıktı. O İslam'ın "İlim Çin'de bile olsa al" emrini "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" biçiminde ifade etmişti.
SAKIN ATATÜRK'Ü KENDİ İDEOLOJİNİZE HAPSETMEYİN
Bir insan, hem akla ve bilime vurgu yapar, hem materyalizm ve pozitivizm üzerine düşünür hem de nasıl dinle ilgilenir ve inanır? diye düşünüyorsanız, işte bu durum, çağını aşan deha, Atatürk'ün farkıdır.... İşte bu nedenle Atatürk, hiçbir ideolojinin kalıpları içine hapsedilememektedir, bütün kalıpları parçalayarak kendi ideolojisini, KEMALİZMİ yaratmaktadır. Sakın Atatürk'ü kendi ideolojinizin dar kalıplarına hapsetmeye kalkmayın, yoksa üzülürsünüz. Çünkü Atatürk, birşekilde sizin ideolojinizi parçalayacaktır. Atatürk'ü sevin ama sakın onu kendi ideolojinizin ideologu olarak göstermeyin, çünkü o yalnızca bir tek ideolojinin ideologudur, o da kendisinin 1935 ve 37'de bizzat el yazısıya yazdığı gibi KAMALİZİM' (Kemalizm)dir.
Ha gerçek bir Kemalist'seniz başka....
Not:Size bir gün birileri, Atatürk'ün Medeni Bilgiler kitabındaki "din eleştirilerini" gösterip, "Bakın işte Atatürk dinsizdi!" derse ona bu yazımı okutun....
NUR İÇİNDE YATSIN!..
Not:Size bir gün birileri, Atatürk'ün Medeni Bilgiler kitabındaki "din eleştirilerini" gösterip, "Bakın işte Atatürk dinsizdi!" derse ona bu yazımı okutun....
NUR İÇİNDE YATSIN!..
Sinan Meydan
Odatv.com
SABAH GAZETESİ HAYDARPAŞA’NIN FERMANINI BİR YIL ÖNCE YAZDI
SABAH GAZETESİ HAYDARPAŞA’NIN FERMANINI BİR YIL ÖNCE YAZDI
Sabah Gazetesi’nden Hamdi Ateş yazıyor.
Haberin başlığı şu: “Haydarpaşa’nın Fermanı Hazır!”
Ateş şunları yazıyor:
“İstanbul’u Manhattan yapacak Haydarpaşa projesi için geri sayım başladı. Marmaray’ın devreye girmesiyle atıl hale gelecek tarihi Haydarpaşa Garı’nın da bulunduğu 1 milyon 300 bin metrekarelik alanı dönüştürecek 5 milyar dolarlık proje 2010 yılında ihaleye çıkacak. Kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı Haydarpaşa Gar ve Liman Dönüşüm Projesi’nde gerekli koruma kurulları izinleri alındı. Projeyle ilgili imar planları önümüzdeki günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin gündemine gelecek. İmar planlarındaki değişikliklerin Belediye Meclisi’nde onaylanmasının ardından ihaleyle ilgili süreç başlayacak. Gelecek yıl ihalesinin tamamlanması planlanan proje Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli ile gerçekleştirilecek.
İhale yöntemi için TCDD Genel Müdürlüğü 2 ayrı alternatif hazırladı. Birinci alternatif, bir konsept proje hazırlanması ve bunun üzerinde ihaleye çıkılması. İkinci alternatif ise taliplilerin kendi projeleriyle ihaleye katılması olacak. Her iki durumda da ihaleye girecekler, projeyi gerçekleştirdikten sonra 49 yıl işletme yapacaklar. Projenin tahmini bedeli 5 milyar dolar olarak belirlendi.”
Bu satırlardan bir yıl sonra, projenin gündeme gelmesinin yaklaştığı günlerde Haydarpaşa yakılıyor. İtfaiye, uzun süre yangına müdahale edemiyor. Dünyanın en güzel tren garlarından biri büyük zarar görüyor. Kimse bu yangının tesadüf olduğunu söyleyebilir mi?
Odatv.com
İSRAİL’DEN TÜRKİYE’YLE İLGİLİ ŞOK İDDİA
İSRAİL’DEN TÜRKİYE’YLE İLGİLİ ŞOK İDDİA
Belgenin Türkiye ile ilgili bölümünün çevirisi şöyle:
" Stratejik Dialog'a katılan Fransız katılımcılar İsrailliler ile Türkler arasında ciddi bir huzursuzluğu kaydettiler, diyor Bereyziat. İsraillilere göre Türkler, Başbakan Erdoğan'ın bilgisi dahilinde İran'ın nükleer programını destekleyen silahla ilgili materyalin Türkiye'den geçmesine izin verdiler.
Fransızlar ise İsraillilerden bu tür suçlamalardan önce kesin kanıtlar sunmalarını istediler. İsrailliler buna karşılık, kanıt topladıklarını ve eninde sonunda bu kanıtları kamuoyu ile paylaşacaklarını belirttiler. Bu sırada, İsrailliler, Türkiye'nin yeni eksen kaymasını açıkça ve güçlü bir şekilde kınamayacaklarını söylediler. Erdoğan'ın İsrail'in nükleer silahlarıyla ilgili açıklamaları ise İsraillileri çok rahatsız ediyor, böyle bir tutumun daha önce görülmediği belirtiliyor. Ancak İsrail, Türkiye'deki eksen kaymasından başta Fransa olmak üzere Avrupalıları suçladı. İsrailliler, eğer Avrupa Türkiye'ye karşı daha sıcak bir politika izleseydi, Türkler İsrail pahasına Araplar ve Müslüman dünyasıyla yakınlaşmaya gitmezdi. Fransızlar bu suçlamaya nazikçe katılmadıklarını belirttiler."
Odatv.com
Fransızlar ise İsraillilerden bu tür suçlamalardan önce kesin kanıtlar sunmalarını istediler. İsrailliler buna karşılık, kanıt topladıklarını ve eninde sonunda bu kanıtları kamuoyu ile paylaşacaklarını belirttiler. Bu sırada, İsrailliler, Türkiye'nin yeni eksen kaymasını açıkça ve güçlü bir şekilde kınamayacaklarını söylediler. Erdoğan'ın İsrail'in nükleer silahlarıyla ilgili açıklamaları ise İsraillileri çok rahatsız ediyor, böyle bir tutumun daha önce görülmediği belirtiliyor. Ancak İsrail, Türkiye'deki eksen kaymasından başta Fransa olmak üzere Avrupalıları suçladı. İsrailliler, eğer Avrupa Türkiye'ye karşı daha sıcak bir politika izleseydi, Türkler İsrail pahasına Araplar ve Müslüman dünyasıyla yakınlaşmaya gitmezdi. Fransızlar bu suçlamaya nazikçe katılmadıklarını belirttiler."
‘Kül’tür başkenti../yılmaz özdil
‘Kül’tür başkenti../yılmaz özdil
Zihniyet, ampul.
Haydarpaşa, meşale.
*
Buna derim ben...
‘Kül’tür başkenti diye!
*
Bakın, taa 17 sene önce Atatürk Havalimanı’nın girişindeki kavşağın ortasına bir heykel dikilmişti. Adı, İstanbul... Heykeltıraş Ümit Öztürk’ün, üç boyutlu çağdaş sanat eseriydi. 15 metre yüksekliğinde, bronz kaplıydı, eski uygarlıklara gönderme yapan bronz plakalar paslanmaz çelik vidalarla monte edilmişti, uzun beton blok Asya’yı, kısa olanı Avrupa’yı sembolize ediyordu, havalimanının önünde sergileneceği için, uçak kanadını andırıyordu.
*
Geçen sene, kavşak çalışması yaptılar, langır lungur kepçelerle daldılar, “bu ne burda, kazık gibi” diyerek, İstanbul’u anlatan, İstanbul heykelini yıktılar, yerle bir ettiler. Heykeltıraş Ümit Öztürk, tesadüfen oradan geçerken gördü ki, heykelinin yerinde yeller esiyor... Dava açtı.
*
Tutuştular... Heykeltıraştan özür dileyip, yenisini isteyeceklerine, taşeron müteahhide koştular, “sen yıktın sen dik” dediler, müteahhit de yıktığı heykelin yenisini dikti; bronz yerine teneke kullandı, paslanmaz vida yerine kaynakla tutturdu, eski uygarlıklara gönderme yapmak için de griye boyattı. Heykel mi? Heykel... Oldu sana, mis gibi çağdaş sanat eseri!
*
Kültür başkenti buydu.
*
Haydarpaşa’yı yaktılar.
‘Kül’tür başkenti oldu.
*
Dolayısıyla, sıkmayın canınızı... Hani nasıl, ateşli bi ecnebi hatunu “Haydarpaşa’nın gelini” diye kakalamışlardı ahaliye de, ahalimiz pek beğenmiş, sorgusuz sualsiz bayıla bayıla seyretmişti... Yanan Haydarpaşa’yı da, adı üstünde, verirler “yan”daş müteahhide, güzel olur, seyrederiz. Hem eskisinden bile güzel olur... En baba paşa 4 yıldızlı, bu 5 yıldızlı olur.
WiKiLiKS NOTU:
İnternetten “yalan”lar sızdırarak, interneti kanıt gösterdiler...
İnternetten “gerçek”ler yayınlandı, aman internete inanmayın diyorlar... “Furdi furdi furildi” deniyor buna!
Yarın...
Zihniyet, ampul.
Haydarpaşa, meşale.
*
Buna derim ben...
‘Kül’tür başkenti diye!
*
Bakın, taa 17 sene önce Atatürk Havalimanı’nın girişindeki kavşağın ortasına bir heykel dikilmişti. Adı, İstanbul... Heykeltıraş Ümit Öztürk’ün, üç boyutlu çağdaş sanat eseriydi. 15 metre yüksekliğinde, bronz kaplıydı, eski uygarlıklara gönderme yapan bronz plakalar paslanmaz çelik vidalarla monte edilmişti, uzun beton blok Asya’yı, kısa olanı Avrupa’yı sembolize ediyordu, havalimanının önünde sergileneceği için, uçak kanadını andırıyordu.
*
Geçen sene, kavşak çalışması yaptılar, langır lungur kepçelerle daldılar, “bu ne burda, kazık gibi” diyerek, İstanbul’u anlatan, İstanbul heykelini yıktılar, yerle bir ettiler. Heykeltıraş Ümit Öztürk, tesadüfen oradan geçerken gördü ki, heykelinin yerinde yeller esiyor... Dava açtı.
*
Tutuştular... Heykeltıraştan özür dileyip, yenisini isteyeceklerine, taşeron müteahhide koştular, “sen yıktın sen dik” dediler, müteahhit de yıktığı heykelin yenisini dikti; bronz yerine teneke kullandı, paslanmaz vida yerine kaynakla tutturdu, eski uygarlıklara gönderme yapmak için de griye boyattı. Heykel mi? Heykel... Oldu sana, mis gibi çağdaş sanat eseri!
*
Kültür başkenti buydu.
*
Haydarpaşa’yı yaktılar.
‘Kül’tür başkenti oldu.
*
Dolayısıyla, sıkmayın canınızı... Hani nasıl, ateşli bi ecnebi hatunu “Haydarpaşa’nın gelini” diye kakalamışlardı ahaliye de, ahalimiz pek beğenmiş, sorgusuz sualsiz bayıla bayıla seyretmişti... Yanan Haydarpaşa’yı da, adı üstünde, verirler “yan”daş müteahhide, güzel olur, seyrederiz. Hem eskisinden bile güzel olur... En baba paşa 4 yıldızlı, bu 5 yıldızlı olur.
WiKiLiKS NOTU:
İnternetten “yalan”lar sızdırarak, interneti kanıt gösterdiler...
İnternetten “gerçek”ler yayınlandı, aman internete inanmayın diyorlar... “Furdi furdi furildi” deniyor buna!
Yarın...
Türbeler ve zaviyelerin yasaklanması-özdemir ince/hürriyet
Türbeler ve zaviyelerin yasaklanması
EFENDİM, siz şimdi tarikatların iktidar sahibi (muktedir), tekke ve zaviye gibi mekânların gözde olmalarına bakmayın, bu türden irtica ve fesat yuvaları 30 Kasım 1925 tarihinde bir yasa ile yasaklanmıştı.
Günümüz Anayasasının 174. maddesi tarafından korunan 8 Devrim Yasası’ndan biri olan 677 sayılı yasanın özgün başlığı şöyledir:
“Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine (kapatılmasına) ve Türbedarlık ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına (kaldırılmasına) Dair Kanun.”
Bu yasa 1950’den bu yana sağ iktidarlar tarafından kemirilse de, günümüz iktidarı tarafından yok sayılsa da halen yürürlüktedir. Bunu hatırlatmak isterim!
KORALTAN’IN TEKLİFİ
Konya Milletvekili Refik Bey (20 yıl sonra Karşı Devrimci Demokrat Parti’nin kurucuları arasında yer alacak olan Refik Koraltan) ve beş arkadaşı tarafından hazırlanan ve kabul edilen yasa önerisi şöyledir:“Türkiye Cumhuriyeti içinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhinin yetkisi altında ve gerek diğer şekillerde kurulmuş bulunan tekkeler ve zaviyeler toptan kapatılmıştır.”
“Genel olarak tarikatlerle şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık gibi unvan ve sıfatların kullanılmasıyla bu unvan ve sıfatlara ait hizmet vermek ve kisve giymek yasaktır. Türkiye Cumhuriyeti içinde sultanlara ait veya bir tarikata veyahut ticari çıkarlara dayananlarla tüm diğer türbeler kapatılmıştır ve türbedarlıklar kaldırılmıştır.”
İNSAN OLMAK İÇİN
Yasa maddesinde sayılan unvan ve kurumlar, günümüzün naylon demokratları tarafından kutsanan 1925 tarihli Şeyh Sait İsyanı’nda çok önemli bir rol oynamışlardı. Bu ilişki, söz konusu yasanın çıkartılmasında başlıca etken olmuştur.
Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’da yaptığı konuşmada, tekke ve zaviyeler hakkında şunları söylemişti:
“Bugün bilimin, fennin, bütün her şeyiyle uygarlığın aleviyle yüz yüze gelişinde filan ve falan şeyhin yol göstericiliğinde maddi mutluluğu ve maneviye arayacak kadar ilkel insanların Türkiye uygar toplumunda varlığını asla kabul etmiyorum.”
“Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emrettiğini ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir.” (Hakimiyeti Milliye gazetesi, 1 Eylül 1925)
DENİZ FENERİ’NİN ATALARI
Yasa’nın yasakladığı cemaatler, örgütler, kuruluşlar, (günümüzde) hakkında Almanya’da mahkumiyet kararı verilmiş olan Deniz Feneri gibi derneklerin atalarıdır. Bir araştırın, bakın kaç tane vakıf var, kaç vakıf hastanesi, üniversitesi, gizli bankası var.
30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı yasa Cumhuriyetimizin temel direklerinden biriydi. Ne yazık ki “biridir” diyemiyorum, “biriydi” diye yazıyorum. Unutulmasın diye!
özdemir ince/hürriyet
EFENDİM, siz şimdi tarikatların iktidar sahibi (muktedir), tekke ve zaviye gibi mekânların gözde olmalarına bakmayın, bu türden irtica ve fesat yuvaları 30 Kasım 1925 tarihinde bir yasa ile yasaklanmıştı.
Günümüz Anayasasının 174. maddesi tarafından korunan 8 Devrim Yasası’ndan biri olan 677 sayılı yasanın özgün başlığı şöyledir:
“Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine (kapatılmasına) ve Türbedarlık ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına (kaldırılmasına) Dair Kanun.”
Bu yasa 1950’den bu yana sağ iktidarlar tarafından kemirilse de, günümüz iktidarı tarafından yok sayılsa da halen yürürlüktedir. Bunu hatırlatmak isterim!
KORALTAN’IN TEKLİFİ
Konya Milletvekili Refik Bey (20 yıl sonra Karşı Devrimci Demokrat Parti’nin kurucuları arasında yer alacak olan Refik Koraltan) ve beş arkadaşı tarafından hazırlanan ve kabul edilen yasa önerisi şöyledir:“Türkiye Cumhuriyeti içinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhinin yetkisi altında ve gerek diğer şekillerde kurulmuş bulunan tekkeler ve zaviyeler toptan kapatılmıştır.”
“Genel olarak tarikatlerle şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık gibi unvan ve sıfatların kullanılmasıyla bu unvan ve sıfatlara ait hizmet vermek ve kisve giymek yasaktır. Türkiye Cumhuriyeti içinde sultanlara ait veya bir tarikata veyahut ticari çıkarlara dayananlarla tüm diğer türbeler kapatılmıştır ve türbedarlıklar kaldırılmıştır.”
İNSAN OLMAK İÇİN
Yasa maddesinde sayılan unvan ve kurumlar, günümüzün naylon demokratları tarafından kutsanan 1925 tarihli Şeyh Sait İsyanı’nda çok önemli bir rol oynamışlardı. Bu ilişki, söz konusu yasanın çıkartılmasında başlıca etken olmuştur.
Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’da yaptığı konuşmada, tekke ve zaviyeler hakkında şunları söylemişti:
“Bugün bilimin, fennin, bütün her şeyiyle uygarlığın aleviyle yüz yüze gelişinde filan ve falan şeyhin yol göstericiliğinde maddi mutluluğu ve maneviye arayacak kadar ilkel insanların Türkiye uygar toplumunda varlığını asla kabul etmiyorum.”
“Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emrettiğini ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir.” (Hakimiyeti Milliye gazetesi, 1 Eylül 1925)
DENİZ FENERİ’NİN ATALARI
Yasa’nın yasakladığı cemaatler, örgütler, kuruluşlar, (günümüzde) hakkında Almanya’da mahkumiyet kararı verilmiş olan Deniz Feneri gibi derneklerin atalarıdır. Bir araştırın, bakın kaç tane vakıf var, kaç vakıf hastanesi, üniversitesi, gizli bankası var.
30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı yasa Cumhuriyetimizin temel direklerinden biriydi. Ne yazık ki “biridir” diyemiyorum, “biriydi” diye yazıyorum. Unutulmasın diye!
özdemir ince/hürriyet
28 Kasım 2010 Pazar
PC'nize oturum açmanın iki alternatif yolu
PC'nize oturum açmanın iki alternatif yolu
PC'nize oturum açarken şifre yazmaktan sıkıldınız mı? Öyleyse bu iki yöntemi mutlaka gözden geçirin!
Parola yazmak hala çok yaygın, ancak yeni teknolojiler oturum açmayı daha kolay bir hale getiriyor
Yüz algılama: Luxand Blink
Parola yazarak oturum açmaya en iyi alternatif bir yüz tanıma yazılımı kullanmak. Bunun için monitörünüzün üzerinde bulunan bir web kamerasına ihtiyacınız var.
Eğer bilgisayarınızla beraber gelen bir yüz tanıma yazılımı yoksa, Luxand Blink'in ücretsiz sürümünü kullanabilirsiniz.
Luxand Blink, oldukça basit bir yazılım. Programı yükleyip başlattıktan sonra, yüzünüzü tanıması ve hatırlaması için neredeyse hiç uğraşmanız gerekmiyor. Yüz bilgileriniz depolandıktan sonra, oturum açmak için yüzünüzü web kameranıza yöneltmeniz yeterli oluyor.
Parola yazarak oturum açmak isterseniz, bu tabi ki mümkün.
Parola yazarak oturum açmaya en iyi alternatif bir yüz tanıma yazılımı kullanmak. Bunun için monitörünüzün üzerinde bulunan bir web kamerasına ihtiyacınız var.
Eğer bilgisayarınızla beraber gelen bir yüz tanıma yazılımı yoksa, Luxand Blink'in ücretsiz sürümünü kullanabilirsiniz.
Luxand Blink, oldukça basit bir yazılım. Programı yükleyip başlattıktan sonra, yüzünüzü tanıması ve hatırlaması için neredeyse hiç uğraşmanız gerekmiyor. Yüz bilgileriniz depolandıktan sonra, oturum açmak için yüzünüzü web kameranıza yöneltmeniz yeterli oluyor.
Parola yazarak oturum açmak isterseniz, bu tabi ki mümkün.
Bizim gözümüzle İsviçre İsviçreli gözüyle Türkiye ,yılmaz özdil
Bizim gözümüzle İsviçre İsviçreli gözüyle Türkiye
Sene 1958.
Nâzım Hikmet, İsviçre’de.
Trende.
Geçiyor İsviçre camdan
akvaryumdan geçen balık gibi
çok renkli bir balık...
Bakıyorum vagonumdan
kederli, alaycı, öfkeli,
biraz da alık bakıyorum...
Hava ne soğuk, ne sıcak
burda böyle galiba gülüm
ne serin, ne ılık
ayarlı bir saat markası
ünlü bir kol saati...
İsviçre oyuncak memleket
dev dağlarla karışık...
Ve, işte göller gülüm
turist dergilerinin kapak gölleri;
kaymak kâğıt üstüne
pırıl pırıl, telleri, duvakları,
yalçın yamaçlarıyla
şaşırıyorsun
baskının güzelliğine...
İsviçre
bir yandan da gülüm,
benziyor yastık yüzüne...
Çivitli, dantelli,
yeni de geçirilmiş,
yani,
bir insanın başının ağırlığı
çukurlaştırıp
kırıştırmamış henüz...
Karşımda bir kız
polis romanı okuyor
güneş, pembe derisini soymuş
at kuyruğu saçları yapağıdan
gözlerinde tatlı tatlı gökyüzü
Vilhelm Tel
elmayı yanaklarına koymuş...
Bakıyorum İsviçre’ye
vagonumdan...
Niye böyle şeyler yazıyorum?
Belki kıskandığımdan...
Sene 2010.
Abdullah Gül, İsviçre’de.
Trende.
İstasyona varıyor. İsviçreli çocuklar karşılıyor Cumhurbaşkanımızı... Jest olsun diye, Türkiye’ye ait, Türkiye’yi anlatan çocuk şarkısını söylüyorlar, Türkçe.
Ekmek buldum, katık yok
Katık buldum, ekmek yok
Odun buldum, kibrit yok
Kibrit buldum, odun yok
Para buldum, cüzdan yok
Cüzdan buldum, para yok
At buldum, meydan yok
Meydan buldum, at yok
Kalem buldum, defter yok
Defter buldum, kalem yok
Kitap buldum, gözlük yok
Gözlük buldum, kitap yok
Nâzım, İsviçre’yi fena anlatmamış ama... İsviçreli çocuklar, Türkiye’yi daha iyi anlatmış gibi geldi bana.
Sene 1958.
Nâzım Hikmet, İsviçre’de.
Trende.
Geçiyor İsviçre camdan
akvaryumdan geçen balık gibi
çok renkli bir balık...
Bakıyorum vagonumdan
kederli, alaycı, öfkeli,
biraz da alık bakıyorum...
Hava ne soğuk, ne sıcak
burda böyle galiba gülüm
ne serin, ne ılık
ayarlı bir saat markası
ünlü bir kol saati...
İsviçre oyuncak memleket
dev dağlarla karışık...
Ve, işte göller gülüm
turist dergilerinin kapak gölleri;
kaymak kâğıt üstüne
pırıl pırıl, telleri, duvakları,
yalçın yamaçlarıyla
şaşırıyorsun
baskının güzelliğine...
İsviçre
bir yandan da gülüm,
benziyor yastık yüzüne...
Çivitli, dantelli,
yeni de geçirilmiş,
yani,
bir insanın başının ağırlığı
çukurlaştırıp
kırıştırmamış henüz...
Karşımda bir kız
polis romanı okuyor
güneş, pembe derisini soymuş
at kuyruğu saçları yapağıdan
gözlerinde tatlı tatlı gökyüzü
Vilhelm Tel
elmayı yanaklarına koymuş...
Bakıyorum İsviçre’ye
vagonumdan...
Niye böyle şeyler yazıyorum?
Belki kıskandığımdan...
Sene 2010.
Abdullah Gül, İsviçre’de.
Trende.
İstasyona varıyor. İsviçreli çocuklar karşılıyor Cumhurbaşkanımızı... Jest olsun diye, Türkiye’ye ait, Türkiye’yi anlatan çocuk şarkısını söylüyorlar, Türkçe.
Ekmek buldum, katık yok
Katık buldum, ekmek yok
Odun buldum, kibrit yok
Kibrit buldum, odun yok
Para buldum, cüzdan yok
Cüzdan buldum, para yok
At buldum, meydan yok
Meydan buldum, at yok
Kalem buldum, defter yok
Defter buldum, kalem yok
Kitap buldum, gözlük yok
Gözlük buldum, kitap yok
Nâzım, İsviçre’yi fena anlatmamış ama... İsviçreli çocuklar, Türkiye’yi daha iyi anlatmış gibi geldi bana.
‘Tarihte Tanrı fikrinin doğuşu’ özdemir ince
‘Tarihte Tanrı fikrinin doğuşu’
JEAN Bottéro’nun Kırmızı Yayınları tarafından yayınlanan “Tarihte Tanrı Fikrinin Doğuşu” (Naissance de Dieu, La Bible et l’historien; Editions Gallimard) adlı kitabı şu çarpıcı cümle ile başlar:
“3 Aralık 1872’de Kutsal Kitap, ‘bilinen en eski kitap’, ‘ötekilerden farklı bir kitap’, ‘bizzat Tanrı’nın yazdığı ya da dikte ettiği kitap’ olma gibi çok eski dönemlerden gelen niteliğini yitirmiştir.” (s. 23)
SEÇMELER KİTABI TEVRAT
O gün Londra’nın Society of Biblical Archelogy’sinin önünde ilk Asur bilimcilerden biri olan G. Smith olağanüstü bir keşif yaptığını açıklıyordu; bu Asur bilimciler çivi yazısını sökmek için elli yıl çaba ve gayret göstermişlerdi ve artık antik Mezopotamya toprağından çıkan tabletler hazinesinin dökümünü yapmaya başlamışlardı.
Smith orada Kutsal Kitap’ta geçen tufan öyküsüne çok yakın bir öykü ve bu konuyla ilgili ayrıntılar bulmuştu. “Gılgamış Destanı” idi söz konusu olan. Tevrat’ta anlatılan tufan öyküsü ile yaratılış sürecinin kaynağı Asur-Sümer mitolojisi ise şimdi ne olacaktı? O zaman Tevrat’ın yapısal varlığı da değişmeyecek miydi? Bu durumda Tevrat, İsrail anonim (sözlü) edebiyatından bir seçmeler kitabı olmuyor muydu? Doğrusunu söylemek gerekirse Tevrat bir seçmeler kitabı oluyor. Zaten öyle olduğu 1872’den sonra iyice kanıtlandı.
KAYNAK MEZOPOTAMYA’DAN
Tevrat (Eski Ahit) insan elinden çıkma ise, İncil (Yeni Ahit)’in de insan elinden ve ağzından çıkması gerekmiyor muydu? Bizim için buraya kadar iyi de, bundan sonrası zor: İncil ve Tevrat’ın, Kuran gibi vahiy yoluyla oluştuğuna (indiğine) inanan Müslümanların da dünyası yıkılmayacak mıydı? Kuran’ın Tevrat ve İncil’den yaptığı alıntılar ne olacaktı? Tevrat ve İncil insan imgeleminin ürünü ise Kuran da insan imgeleminin ürünü olmayacak mıydı?
Müslümanları bir yana bırakalım. Yahudiler ile Hıristiyanların büyük bir bölümü kutsal kitaplarının Mezopotamya mitolojisinden kaynaklandığını ve İsrail halkının tarihini anlattığını kabul ediyorlar ama dinlerine inanmaktan vazgeçmiyorlar. Bu, sağaltıcı, iyileştirici ilişkiyi çok iyi anlamak ve değerlendirmek gerekir. Yahudi ve Hıristiyan inancına sahip insanlar dünyanın 5770-5771 yaşında olduğuna inanç kültürü olarak inanıyorlar ama bilimsel olarak dünyanın gerçek yaşının milyarlarca yıla dayandığını da kabul ediyorlar.
İki bin yıl İsa’dan sonra, 3 bin 770 yıl İsa’dan önce! Bu sayı tarihe de uygun!
OKUYUN, AKLINIZ AÇILSIN
Jean Bottéro’nun kitabının Türkçeye çevrilip yayımlandığı 2010 yılı, tıpkı 3 Aralık 1872 gibi bir dönemin başlangıcı. Bu kitabı önce dindarlar okumalı: Kitabı içlerine sindire sindire okurlarsa, dinden çıkmak yerine daha iyi, daha bilinçli mümin olacaklarına inanıyorum. İnsan imgeleminin, insan dehasının ürünü olmak, insan imgeleminden, insan elinden çıkmak hiçbir din kitabını değersizleştirmez.
Jean Bottéro’nun kitabı, (okurlarsa), bütün yazarların ve yazıcıların, yazar ve yazıcı adaylarının gözünü ve aklını açacak bir kitap. Ancak o zaman, soldan sağa yazılan bir yazıyı sağdan başlayarak okuma alışkanlıklarından kurtulabilirler.
JEAN Bottéro’nun Kırmızı Yayınları tarafından yayınlanan “Tarihte Tanrı Fikrinin Doğuşu” (Naissance de Dieu, La Bible et l’historien; Editions Gallimard) adlı kitabı şu çarpıcı cümle ile başlar:
“3 Aralık 1872’de Kutsal Kitap, ‘bilinen en eski kitap’, ‘ötekilerden farklı bir kitap’, ‘bizzat Tanrı’nın yazdığı ya da dikte ettiği kitap’ olma gibi çok eski dönemlerden gelen niteliğini yitirmiştir.” (s. 23)
SEÇMELER KİTABI TEVRAT
O gün Londra’nın Society of Biblical Archelogy’sinin önünde ilk Asur bilimcilerden biri olan G. Smith olağanüstü bir keşif yaptığını açıklıyordu; bu Asur bilimciler çivi yazısını sökmek için elli yıl çaba ve gayret göstermişlerdi ve artık antik Mezopotamya toprağından çıkan tabletler hazinesinin dökümünü yapmaya başlamışlardı.
Smith orada Kutsal Kitap’ta geçen tufan öyküsüne çok yakın bir öykü ve bu konuyla ilgili ayrıntılar bulmuştu. “Gılgamış Destanı” idi söz konusu olan. Tevrat’ta anlatılan tufan öyküsü ile yaratılış sürecinin kaynağı Asur-Sümer mitolojisi ise şimdi ne olacaktı? O zaman Tevrat’ın yapısal varlığı da değişmeyecek miydi? Bu durumda Tevrat, İsrail anonim (sözlü) edebiyatından bir seçmeler kitabı olmuyor muydu? Doğrusunu söylemek gerekirse Tevrat bir seçmeler kitabı oluyor. Zaten öyle olduğu 1872’den sonra iyice kanıtlandı.
KAYNAK MEZOPOTAMYA’DAN
Tevrat (Eski Ahit) insan elinden çıkma ise, İncil (Yeni Ahit)’in de insan elinden ve ağzından çıkması gerekmiyor muydu? Bizim için buraya kadar iyi de, bundan sonrası zor: İncil ve Tevrat’ın, Kuran gibi vahiy yoluyla oluştuğuna (indiğine) inanan Müslümanların da dünyası yıkılmayacak mıydı? Kuran’ın Tevrat ve İncil’den yaptığı alıntılar ne olacaktı? Tevrat ve İncil insan imgeleminin ürünü ise Kuran da insan imgeleminin ürünü olmayacak mıydı?
Müslümanları bir yana bırakalım. Yahudiler ile Hıristiyanların büyük bir bölümü kutsal kitaplarının Mezopotamya mitolojisinden kaynaklandığını ve İsrail halkının tarihini anlattığını kabul ediyorlar ama dinlerine inanmaktan vazgeçmiyorlar. Bu, sağaltıcı, iyileştirici ilişkiyi çok iyi anlamak ve değerlendirmek gerekir. Yahudi ve Hıristiyan inancına sahip insanlar dünyanın 5770-5771 yaşında olduğuna inanç kültürü olarak inanıyorlar ama bilimsel olarak dünyanın gerçek yaşının milyarlarca yıla dayandığını da kabul ediyorlar.
İki bin yıl İsa’dan sonra, 3 bin 770 yıl İsa’dan önce! Bu sayı tarihe de uygun!
OKUYUN, AKLINIZ AÇILSIN
Jean Bottéro’nun kitabının Türkçeye çevrilip yayımlandığı 2010 yılı, tıpkı 3 Aralık 1872 gibi bir dönemin başlangıcı. Bu kitabı önce dindarlar okumalı: Kitabı içlerine sindire sindire okurlarsa, dinden çıkmak yerine daha iyi, daha bilinçli mümin olacaklarına inanıyorum. İnsan imgeleminin, insan dehasının ürünü olmak, insan imgeleminden, insan elinden çıkmak hiçbir din kitabını değersizleştirmez.
Jean Bottéro’nun kitabı, (okurlarsa), bütün yazarların ve yazıcıların, yazar ve yazıcı adaylarının gözünü ve aklını açacak bir kitap. Ancak o zaman, soldan sağa yazılan bir yazıyı sağdan başlayarak okuma alışkanlıklarından kurtulabilirler.
hoca meyhane fıkra
Hoca cuma namazında içki içenleri fena azarlıyordu;
-Paranızı sokağa atıyorsunuz! Kazanan kim? Meyhaneci... En büyük dükkân kimin? Meyhanecinin... En güzel ev kimin? Meyhanecinin... Ya en güzel araba? Meyhanecinin. Bu paraları veren kim? Ha sizin gibi kafasızlar...
Aradan iki hafta geçer, bir adam koşarak hocanın yanına gelir ve ellerine sarılıp öperek;
-Allah razı olsun hocam, senin verdiğin içki vaazı sayesinde hayatım kurtuldu.”
Hoca memnun;
-Aferin, içkiyi bırakmanın mükafatını ahirette de göreceksin oğlum, der.
Adam düzeltir;
-İçkiyi bırakmadım hocam, meyhane açtım.
-Paranızı sokağa atıyorsunuz! Kazanan kim? Meyhaneci... En büyük dükkân kimin? Meyhanecinin... En güzel ev kimin? Meyhanecinin... Ya en güzel araba? Meyhanecinin. Bu paraları veren kim? Ha sizin gibi kafasızlar...
Aradan iki hafta geçer, bir adam koşarak hocanın yanına gelir ve ellerine sarılıp öperek;
-Allah razı olsun hocam, senin verdiğin içki vaazı sayesinde hayatım kurtuldu.”
Hoca memnun;
-Aferin, içkiyi bırakmanın mükafatını ahirette de göreceksin oğlum, der.
Adam düzeltir;
-İçkiyi bırakmadım hocam, meyhane açtım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Para - borsaile ilgili herşey
sitene html kodları
HTML KODLARI SEÇ BEĞEN
- Sitene Direkt Okunan Süper Fıkra Koy
- Sitene Fıkra Menüsü Koy Ekle
- Güncel Dış haberleri Sitene Ekle
- Sitene Şans Oyunları Sonuçları
- Efekt
- Sitenede Çıkınca Mesaj Verilsin
- Tüm Sayfayı Soldan Sağa Kaydırma
- Resim Slayt
- Haber Kodu Sitene Hber Koy
- Sitende Jennifer Lopez - Get Right Çalsın
- Sitende Beyonce - Naughty Girl Çalsın
- Sitende Celine Dion - My Heart Will Go On (tıtanıc) Çalsın
- Sitende Eminem - Mocking Bird Çalsın
- Sitende Eminem Ass Like That Çalsın
- Sitende Sean Paul - We'll Be Burning Çalsın
- Sitende 50 Cent - Just A Lil Bit Çalsın
- Sitene Canlı TV Ve Radyo Ekleyin
- Sitene Takvim Ekle
- Gelişmiş Arama Motoru
- bilgi.com un Web Arama Motoru
- bilgi.com un Video Arama Motoru
- Google Arama Motorunu Sitene Koy
- Sitene Yahoo Arama Motorunu Ekle
- Sitene LiveSearch Arama Motorunu Koy
- Giriş Sayfası Yapma Kodu
- Sitende Türkçe Tarih Olsun
- Kayarak Açılan Sayfa
- 24 Saat Müzik Kaliteli Radyo
- Sayfanıza Sihay Baloncuk Yağsın
- Sitenize Sağ Tuş Engeli Koyma
- Resmin Kodu
- Resmin Kodu 2
- Resmin Kodu 3
- Boyuna Haber Kodu
- Siteni Animasyonlu Bir Şekilde Aç
- Sitene Canlı Radyo Koy
- Sitende 20 Tane Oyun Yayınla
- Sitene Başka 20 Tane Oyun Koy
- Dünya nın En Çok Ziyaret Edilen Türkçe Web Siteleri Kodu
- Sitene Dünyanı En Çok Ziyaret Edilen Sitelerinin Listesini Koy
- Google ı Sitenin İçine Koy
- Bilgisayara Göz Atma Kodu
- Sitene Kutucuk Koy
- Button Kodu
- Giris Sayfası Yapma Kodu
- Linke Gelince Altta ve Üstte Çizgileri Oluşuyor!
- Döviz Kurları
- Devletim.com Listesi
- Sitene Video Oyun Animasyon
- 8 Tane Güncel Oyun
- Günlük Burç
- Güncel Teknoloji Haberleri
- Sitene Güncel Magazin Haberleri
- Matrix Arka Plan Efekti
- Sayfa Her Yenilendiğinde Arka Planın Rengi Değişir
- Uzay Arka Plan
- Buttonun Üstüne Gelince Kaçıyor
- Mause Efekti Mausenin Etrafında Renkli Pullar Dönüyor
- Mause Arkasından Renkli Renkli Simler Bırakıyor
- Sitene Dıgıtal Saat Koy
- Sitene Açılan Menü Ekleyin
- Resim Efektleri Resme Tıkla Uçsun
- Sitenizde Kilo Hesaplayıcınız Olsun
- Sitenize Gazeteler Köşesi
- Tüm İllerin Hava Durmuları
- Süper Haber Listesi Kodu
- Sitenize TV Dde Bugün Menüsü
- Siten İçin Süper Bir Arama Motoru
- Güncel İnternet Haberleri
- Hergün Güncellenen Spor Haberleri
- Efekt
- Sitenede Çıkınca Mesaj Verilsin
- Tüm Sayfayı Soldan Sağa Kaydırma
- Resim Slayt
- Haber Kodu Sitene Hber Koy
Yabancı Kaynaklar
| <CNN (ABD) New York Times (ABD) Usa Today (ABD) Washington Post (ABD) Der Spiegel (Almanya) Die Welt (Almanya) The Australian (Avustralya) Le Soir (Belçika) Jornais do Brasil (Brezilya) China Online (Çin) Lemonde (Frana) Liberation (Fransa) Dernieres Nouvelles d'Alsace (Fransa) Tous les journaux (Fransa) The Sun (İngiltere) Guardian (İngiltere) Periodicos (İspanya) Giornale (İtalya) Corriere Della Sera (İtalya) Japan Times (Japonya) Ahram (Mısır) Dawn (Pakistan) Jornais Portugueses |
Akşam Gazetesi
Birgün Gazetesi
Bugün Gazetesi
Cumhuriyet Gazetesi
Evrensel Gazetesi
Güneş Gazetesi
Halka ve Olaylara Tercüman
Hürriyet Gazetesi
Kurultay
Milli Gazete
Milliyet Gazetesi
Ortadoğu Gazetesi
Radikal Gazetesi
Sabah Gazetesi
Star Gazetesi
Şok Gazetesi
Takvim Gazetesi
Türkiye Gazetesi
Vakit Gazetesi
Vatan Gazetesi
Yeni Asya Gazetesi
Yeniçağ Gazetesi
Yeni Mesaj Gazetesi
Yeni Şafak Gazetesi
Zaman Gazetesi


