Cilalı Taş Devri
Çizer: Emre Ulaş
GENCLER ANAHTAR-kilitci fikret MUL-T-LOCK YETKİLİ SERVİSİ 05322711232
*********************************************************************************
Çizer: Emre Ulaş
*********************************************************************************
Yedek Subay Okulu’nun kapısından ilk girdiğimde gözüme çarpan cümle “bir korkak orduyu bozar” oldu. Bu ifadeyi hep düşündüm. Bir adam koca orduyu nasıl bozar diye. Bozması mümkün değil, bozduğu sadece imajı, daha doğrusu dışarıdan görünümü. Savaş alanından kaçan birkaç kişi, karşı tarafı yanlış düşüncelere sevkedebilir.
Bu noktada son günlerde çok tartışılan ve bizim de bu köşede ele aldığımız Oyak Bank'ın satışına dönmek ve bu satış sonrası Ulusoy’u eleştirir görünüp aslında özellikle ekonomide ulusal ağırlıklı modeli savunanlara ve özellikle kavramlara; köşelerinde ve miting konuşmalarında saldıranlara seslenmek istiyorum:
1- Herşeyden önce şunu bilin ki, Coşkun Ulusoy, ben ve benim gibi düşünenler için asla ve asla bu modelin savunucusu, örneği hatta parçası bile olamaz.
Tüpraş unutulmamalı
2- Ulusoy üzerinden “ulusal ekonomi modelini” dövme çabalarınız nafiledir. Bu yapının gerçek temsilcilerinin fikirleri, görüşleri ve yaptıkları ortadadır. Bizden olmayanların icraatları ile “işte herşey çöktü” mantığını zorlamanız abestir.
3- Oyak Bank'ın satışına örnek verip “ulusalcılar demek ki yanlış yapıyormuş” diyorsunuz. Peki “Tüpraş’ı 1.6 milyar dolara satmayın, en az 6.5 milyar eder” dediğimiz zaman “ulusalcı kafa diyerek, en fazla 2 milyar dolar eder” dediğinizi neden şimdi hatırlamıyorsunuz? Sizin para bile etmez dediğiniz Tüpraş, ilk ihale bedelinin 4 katı fiyatla satılmadı mı?
4- Sizin savunduğunuz “laissez faire, laissez passer” modelinin dünya üzerinde gelişmiş hiçbir ülkede kullanılan bir örneği var mı? Bankacılıkta sonsuz yabancı payını savunuyorsunuz, o zaman bu noktada soruyorum: Merkez Avrupa Birliği ülkelerinde neden bankacılıkta yabancı payı yüzde 20'nin altında? Neden Yunanistan bile yüzde 20’nin geçilmesine izin vermiyor?
AB'de yabancı payı düşük
Değerli dostlar, Bankacılık sektöründe yabancı sermaye payı günümüz itibarıyla yüzde 45’in hatta büyüme de dikkate alınırsa yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda. Satışa çıkarılan bankaların (Ziraat Bankası'nın tamamı, Halkbank ve Vakıfbank'ın yüzde 51'i) yabancıların eline geçmesi halinde, sektördeki yabancı sermaye oranının yüzde 70’ler üstüne çıkacak. Yukarıda da örnek verdiğim gibi; gelişmiş Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde oranlar oldukça düşük.
Örneklemek gerekirse; Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya'da yabancı sermaye payı yüzde 5, İtalya'da yüzde 8, İspanya'da yüzde 10, Hollanda'da yüzde 11, Danimarka'da yüzde 17, Avusturya ve Fransa'da yüzde 19, Yunanistan'da yüzde 20'nin dahi altında. Peki “anti ulusal modeli” savunanların övdüğü hangi ülkelerde yüksek? Yabancı payının yüksek olduğu ülkeler Avrupa Birliği'nin ve Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) kontrol ettiği daha doğrusu sömürdüğü ülkeler. Bunları da örnekleyelim: Estonya'da yüzde 100, Çek Cumhuriyeti'nde yüzde 95, Slovakya'da yüzde 93, Meksika'da yüzde 82, Macaristan ve Polonya'da yüzde 65, Arjantin'de yüzde 48, Peru'da yüzde 47, Şili'de yüzde 42.
Sonuç: Hayatlarında bankamatiklerden para dahi çekmeyi bilmeyen, hisse senedi ile kese kağıdını ayıramayan bazı köşe yazarları birkaç gündür yabancıya satışın ne kadar büyük bir mucize olduğunu yazıp, ulusal ekonomik modeli topa tutuyorlar, Sezen Aksu’nun yalısının balkonunda rakı içip ülkeyi kurtaranlar; “Türk Silahlı Kuvvetleri Barzani’yi gerekirse alır, gelir” dedim diye beni “cahil” olarak nitelendirip, Barzani’ye dokunmamın bedelini kesmeye çalışıyorlar.
Bu noktada konuyu uzatmadan Türk halkına sadece bir cümle söylemek istiyorum: Bana yapılan saldırı hiç önemli değil, ben ne deediğimi, ne yaptığımı biliyorum. Yalnız bir detay var ki; hepimizin içi yanmalı, finansal entellektüel ve ağır endüstriyel dinamiklerini kaptırmış, finansal oyunlar ile üretim refleksleri yok edilmiş hiçbir yapı bağımsız değildir ve varoluşu sınırlıdır.
| |||||
| Çay simit Taşfırından yeni çıkmış, meşe odunuyla pişirilmiş, buharıyla elimizi, ağzımızı yakan simitlerin yanında semaverlerde demlenmiş kıpkırmızı bir çayı reddeden muhtemelen Türk değildir. Bir yerlerde çay demliyse, yakınından mutlaka bir de simitçi geçiyordur. Eğer geçmiyorsa, orası da Türkiye değildir. |
| |||||
| Şehir hatları vapuru Bir İzmir ve İstanbul ayrıcalığı... İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, yeni modeline tek başına karar vermekten ürktüğü... Katılımcı hemşerilerin çokluğuna bakan bir yabancının "Ne aktif bir halk... Seçimler böyle demek..." yanılgısına düşeceği narin kuğular onlar... Gelin gibi süzülürler... Kordon Boyu'ndan Karşıyaka'ya geçerken, karaya kurumla bakarlar... Güzel İzmir artık kendileridir çünkü... Adalara, Modalara, Kavaklara, Fenerlere götürürler... Elli yaşını aşmış koca bebekleri hâlâ heyecanlandırarak... "Taa uzaktan bak bak Paşabahçe... Bu da Fenerbahçe..." dedirtir, soylu burunlarından tanınırlar... Oyun gibidir yolculuk, çay, tarak ve toka satışları... Düdüklerini kıskanan martılar korosu eşliğinde, hep güzel yerlere götürürler |
İCINE DOLDURULACAK COK SEY OLDUGU ZAMAN , GÜNÜN YÜZLERCE CEBI VARDIR.
NIETZSCHE
| <CNN (ABD) New York Times (ABD) Usa Today (ABD) Washington Post (ABD) Der Spiegel (Almanya) Die Welt (Almanya) The Australian (Avustralya) Le Soir (Belçika) Jornais do Brasil (Brezilya) China Online (Çin) Lemonde (Frana) Liberation (Fransa) Dernieres Nouvelles d'Alsace (Fransa) Tous les journaux (Fransa) The Sun (İngiltere) Guardian (İngiltere) Periodicos (İspanya) Giornale (İtalya) Corriere Della Sera (İtalya) Japan Times (Japonya) Ahram (Mısır) Dawn (Pakistan) Jornais Portugueses |