Bu Blogda Ara

1 Eylül 2010 Çarşamba

DÖRT YAPRAKLI YONCA /FAZIL HUSNU DAGLARCA

01/09/2010 paylasımları...Chavez demokrasisi / turkler ucuyoo


Chavez demokrasisi / T.Turenc
ÇAĞIMIZIN astığı astık, kestiği kestik liderlerinden biri Hugo Chavez.

Zengin petrol yataklarına sahip Güney Amerika ülkesi Venezüella’nın devlet başkanı.


Ülkesini demir yumrukla yönetiyor, hukuk mukuk tanımıyor.
1954 yılında dünyaya yoksul bir ailenin çocuğu olarak gelen Chavez, ülkesindeki yoksulluğa isyan ederek, 1992 yılında arkadaşlarıyla birlikte Devlet Başkanı Carlos Perez’e karşı bir darbe girişiminde bulundu.
Başarısız oldu ve cezaevine girdi. Ancak Perez azledilince serbest bırakıldı.
Yoksullar için bu yaptıkları onu halk kahramanı haline getirdi.
1997 yılında Beşinci Cumhuriyet Hareketi adı altında bir parti kurarak siyasete soyundu ve hemen büyük bir kampanya başlattı.
Halk onu bağrına bastı. 1998 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde oyların % 56’sını alarak seçimin ilk turunda devlet başkanlığını kazandı.
Halkın kahramanı artık yoksul halkın tek umuduydu.
Başlangıçta Chavez’in antiemperyalist çıkışları, neoliberal politikalara karşı sert eleştirileri, Üçüncü Dünya ülkelerinin haklarını savunması, Amerika’nın hegemonyacı politikalarına kafa tutması bütün dünyada sempatiyle karşılandı.
* * *
İsrail’in Filistin halkına karşı orantısız güç kullanmasına karşı sert eleştirileri Chavez’e İslam âleminde de büyük saygınlık ve sevgi kazandırdı.
Yola demokrat, adil, haksever, yoksulluğa karşı savaş veren bir lider olarak çıkan Chavez, zamanla kendisini kahraman yapan bu özelliklerinden uzaklaştı.
Ülkesindeki muhaliflere karşı giderek daha hoşgörüsüz davranmaya başladı.
Kendisini eleştiren bütün muhalif kanatlara karşı savaş açtı.
Onları susturmak için elindeki her türlü gücü kullanmaktan çekinmiyordu.
Önce muhalif medyanın üzerine çullandı.
Yayınlarından hoşlanmadığı televizyonları ve gazeteleri kapattı.
Muhalif politikacıları içeri tıktı.
Yargıyı kendi kontrolüne almak için savcı ve yargıçlar atadı.
Bütün bu antidemokratik uygulamalarını “Tam olarak katılımcı ve vatandaş önderliğinde bir demokrasi” kurma amacıyla yaptığı söylüyordu.    
Oysa Chavez çoktaaaan diktatör olmuştu.
* * *
Geçtiğimiz günlerde son numarasını da yaptı.
Kadın yargıç Maria Lourdes Afiuni’yi beğenmediği bir karara imza attı diye tutuklattırarak cezaevine kapattı.
47 yaşındaki Afiuni, Chavez’i neden çılgına çevirmişti?
Olay şöyle gelişti.
Eligio Cedeno adlı Chavez’e muhalif bir işadamı 3 yıl önce kaçakçılık suçundan tutuklandı.
3 yıl içerde yargılanmadan yatan işadamının dosyası 12 temmuzda yargıç Afiuni’nin önüne geldi.
Kadın yargıç, dosyada işadamının tutuklu kalmasını gerektirecek hiçbir suç unsuru olamadığını gördü ve büyük bir yüreklilikle tahliye kararı verdi.
Çılgına dönen Chavez, yarım saat içinde kendisine sadık savcı ve hâkimleri harekete geçirerek Afiuni’yi “yetkisini kötüye kullandı” gerekçesiyle tutuklattı.
Afiuni, kendi verdiği kararlarla hapse giren en azılı kadın mahkûmların bulunduğu cezaevine kapatıldı. Mahkûmlar Afiuni’yi yakarak öldürmeye kalktılar.
Kadın yargıç şimdi yaz sonunda başlayacak yargılamayı bekliyor.
İşte Chavez demokrasisi böyle.
Allah’tan Chavez bize çok çok uzak.
Bilmiyorum, belki de çok yakın.

---------

Türkler uçuyo.../y.özdil


Dünya basketbol şampiyonası, NBA’in efsane ismi, Los Angeles Lakers’ın ribaund kralı Müslüm Gürses’in “hem sarhoşum, hem yastayım” şarkısıyla açıldı sayın basketbolseverler...

*
Gerçi, ramazan mübarek gün “bar taburesi üstünde sarhoşum, yastayım” şeklindeki üçlük atış, tribünleri kederlendirip, “hazır potayı bulmuşken, iki tek de biz atalım” isteği uyandırdı ama, salonda sadece meyve suyu dağıtılması, ahalinin dağıtmasını önledi.
*
2’şer metrelik “dev” adamlara, “minik” serçeyle konser verdirmek de, önemli olanın “boy değil, soy” açılımını kanıtlar bi görüntüydü.
*
Ancak... Milletin aptesi bozulmasın diye memeleri zincirle zırhlanan dansöze “salla salla, gül memeler çağlasın” nakaratıyla göbek attırılırken, erkek semazenlerin etek giymesi, yabancı seyircilere durumu izah etme noktasında güçlük yarattı.
*
Sezen Aksu’nun “böyle dilber gördün mü, ey meclis-i şahane” lafını duyunca, Meclis Başkanımız kürsüye fırladı... Spor’a sipor dedi. Sonra, spor bakanımız çıktı, süpor dedi. Canlı yayın yaptığımız 172 ülke arasında sadece biz Türkçe konuştuğumuz için, sorun olmadı.
*
LeBron James gelmedi, Yao Ming gelmedi, Ginobili gelmedi, hükümetimizin pivotu olan Başbakanımız da gelmedi... Turnuva öncesinde Arjantin’le yapacağımız hazırlık maçı 9’da başlayacakken, Başbakanımızın iftar programı nedeniyle 9.30’a alınmış, Başbakanımız bekle bekle, gelmemiş, maç 10’a doğru başlatılmıştı... Belki bu sefer gelir, bekleyelim dendi, ancak sahurda bile gelmeyeceği anlaşılınca, mecburen tören başlatıldı, Kanadalı sirk çıkarıldı.
*
Gasol ve Nowitzki gelmeyince, Cumhurbaşkanımız da gelmedi... Ankara’da oturduğu halde, zahmet edip Ankara’daki maçlara da gelmedi... İlla gelsin diye, Bursa gibi basketbol şehri yok sayıldı, Kayseri’ye maç götürüldü. Ama, Kayseri’ye Türkiye maçı götürülmesi unutuldu! Cumhurbaşkanımız, Araplardan kim var demiş olmalı ki, Ürdün maçına gitti.
*
“Hayırcı” Fazıl Say’ı kadroya almayıp, “Evetçi” Sezen Aksu, Müslüm Gürses ve Mustafa Erdoğan ilk 5’te sahaya sürülünce, gözler Kiboş’u aradı... Kiboş’un “Kobe Bryant yoksa, ben de yokum anacım” dediği iddia edildi... Ajdar’ın kapanış törenine Harlem’le birlikte çıkacağı söylentisi ise, Ciguli tarafından yalanlandı.
*
Papyonlu senfoni orkestrası ince ince çalarken, mehter takımının “ya Allahhh” diye salona dalması, FIBA heyetinde panik yarattı... “Kılıç Kalkan çıkmayacak” garantisi verilince, biraz yatıştılar. Truva beygiri çıktı onun yerine... Truvalılar zurna eşliğinde, horon tepti.
*
Bi ara parkede deve kesilecekmiş dedikodusu yayıldı... Türk yıldızlarının tavanda gösteri yapmaması, Genelkurmay’ın memleketin gelişmesinden rahatsız olduğu şeklinde yorumlandı.
*
Ve, Başbakanımız maça geldi... Tanjeviç’in Mehmet Okur’un yokluğunda Başbakan’ı oyuna sokacağı öne sürüldü. Bunca hadiseden sonra olur mu olur dendi, ancak beklenen olmadı.
*
Başbakan geldi diye, alt tarafı mini etek giyen ponpon kızların sahaya çıkması yasaklandı... Böylece, biz kimsenin kılığına kıyafetine karışmıyoruz palavrası, bir kez daha çemberden döndü.
*
Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz sayın basketbolseverler...

31 Ağustos 2010 Salı

penguen leman son sayı kapak


-------





İşte Rtük'ün yasakladığı klip

İşte Rtük'ün yasakladığı klip
RÜTK´ün yasakladığı klip Avrupa´da 1 numara ancak

Suçlu ceset çıktı... Yakalanması için aranıyor!

Suçlu ceset çıktı... Yakalanması için aranıyor!


Kırmızı et yiyenler delirerek öldü.


“Danadan...”

Beyaz ete dönenler gripten öldü.

“Kuştan, tavuktan...”

İyi de, vejetaryenler niye öldü?

“Keneden...”

*

Yetkililerimizin hiç suçu yok!

*

Bebeler kuvözde can verdi.

“Klimadan” dediler.

Üniversiteliler uykuda rahmetli.

“Kombiden” dediler.

*

Uçağı göz göre göre düşürdüler.

“Radardan...”

Dandik trenle sürat, dokuz cenaze.

“Contadan...”

*

(Suçlu conta kayıplara karıştı. Raylar tutuklandı. Şüpheli davranışları görülen cıvata ve somun gözaltına alındı. İngiliz anahtarı, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Lokomotif ameliyat edildi. Vagonlar ayakta tedavi gördü. Neticede, yetkililerin alayı yırttı!)
*

Fabrika havaya uçtu.

“Kazandan...”

Doğalgaz borusunu patlattılar.

“Kepçeden...”

Kuran kursu çöktü.

“Tüpten...”

Çocuklar lağıma düşüp öldü.

“Rögardan.”

Duble yollar kan gölü.

“Mucurdan...”

*

(Sakarya’da bi otomobil, hatalı sollama yaptı, yol kenarındaki ineğe çarptı, direksiyonu kıvırdı, sollamaya çalıştığı otomobile patlattı, arkadan gelen kamyonet de şarampole yuvarlandı, bir kişi öldü, üç kişi yaralandı, inek telef oldu. Dava üstüne dava açıldı, bilirkişi üstüne bilirkişi... İşin içinden çıkılamadı, devlet karar versin denildi, Adli Tıp’a başvuruldu. Adli Tıp uzuuun uzun inceledi. “İnek kusurlu” bulundu iyi mi... Herkes beraat etti!)

*

Evlerimizi su basıyor.

“Yağmurdan...”

Rize’de 12 kişi daha gitti.

“Heyelandan...”

Otoyolun ortasında boğulduk.

“İntikamcı dereden...”

Metronun tavanını deldiler.

“Sondajdan...”

Denizotobüsüyle şilebe girdiler.

“Dalgadan...”

Karaköy İskelesi battı birader!

“Lodostan...”

*

Taşeronun vicdanına terk ettiler, Zonguldak’ta 30 insanımızı diri diri topraağa gömdüler... 28’inin cesedini çıkardılar, sanırsın uzay boşluğunda kaybolan astronottur, ikisini üç aydır bulamadılar... Önce “kader” dediler, sonra baktılar “kader” tek başına günah keçisi olmaya yetmiyor, mecburen bilirkişi raporu hazırladılar. Ve, taaa üç ay sonra sorumluyu buldular.

*

Meğer, cesedi bi türlü bulunamayan iki madenciden biri, aşçı yamağıymış, yemek pişirmek için madene soktuğu piknik tüpü ve kibrit yüzünden grizu patlamasına sebep olmuş.
*

Yani?

Son sekiz senedir conta kombi filan yerine, ilk kez “sorumlu insan” tespit ettiler, o da, üç aydır bulamadıkları garibanın cesedi... Tutukluların hepsi anında tahliye tabii.

*

Kedi nerede? Ağaca çıktı. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı? Dağ nerede? Yandı bitti kül oldu. Kül nerede? Hangi kül? 
yılmaz özdil
İzleHaber - İşte Rtük ün yasakladığı klip

“ATMA” RECEP BEY DİN KARDEŞİYİZ!..

“ATMA” RECEP BEY DİN KARDEŞİYİZ!..Sakın ola ki, “atma” kelimesinde başka bir kasıt aranmasın. Burada, “Öcalan’ın muhatap alınmasını” savunan AKP’lilerin, partiden neden “atılmadığı” sorgulanacaktır, o kadar!..

PKK’lılara af ve “Öcalan’la görüşme” tartışmaları nasılsa daha çok su kaldıracak. Ama Başbakan Erdoğan’ın son iki gündür bu konuda söyledikleri görmezden gelinecek gibi değil. Anlatacaklarımız, muhalefet partilerine de yeni bir kıyağımız olsun. Zira son tartışmalar, sadece milletimizin değil, muhalefetin de “hafızayı beşer nisyan ile malul” vaziyetini gözler önüne serdi. (İktidarın, Terörle Mücadele Yasası’nın 6. maddesini Öcalan için değiştirmeye yeltendiğini, ancak Oda Tv yazdıktan sonra hatırladılar. Oysa sadece 2 yıl önce 22 Temmuz seçim kampanyasında, eski Genel Başkan Deniz Baykal 1 ay boyunca, elinde kırmızı dosya, her meydanda AKP’nin, Öcalan’ı nasıl affetmeye çalıştığını anlatmıştı.)  
Başbakan Erdoğan dün Ankara’nın Sincan İlçesi’ndeki referandum mitinginde, PKK’yla pazarlık iddiaları konusunda, “Arkadaşlarımın içinde böyle bir pazarlık yapan varsa ki böyle bir şey olamaz, partimde bir saniye yaşatmam. Söz namludan çıkan kurşun gibidir” dedi.
Aynı gün Hürriyet Gazetesi’nde, “AK Parti grubu aftan gıdım vermez, gıdım” şeklindeki demeci yayınlandı. Bir gece önce de Kanal 24’te şunları söyledi:
“Siyasi irade terör örgütüyle konuşmaz ama istihbari örgüt herkesle, her yerde konuşur. Zaman olur Silahlı Kuvvetler’in oradaki görevleri vasıtasıyla, zaman olur Adalet Bakanlığı’nın görevlileri vasıtasıyla bu yapılır. Oradaki sorunları çözmek için yapılabilir. Kimse kalkıp da iktidar bizzat terör örgütü mensuplarıyla görüştü diyemez. Siyasi pazarlık karakterimde yoktur.”
“İstihbarat örgütü benimle kurulmuş bir örgüt değildir. Bizden önceki iktidarlar döneminde de aynı şekilde bu çalışmaları yürütmüştür. Sonuçlar hakkında bizi bilgilendirir. A’dan Z’ye bize gelir diye bir şey yok. Onların dönemlerinde de aynı mekanizma çalışmıştır… Bunlar anormal değildir, her ülkede olağandır. Terörü bitirmeye, asayişi sağlamaya yönelik adımlardır. O görevlilerin hepsi devletin memurudur, siyasi vasfı yoktur.”
“Başbakan olarak söylüyorum, istihbarat örgütünün bu tip açıklamalar yapmasını doğru bulmam. Emekli olanların bile konuşma hakları yoktur. Ama bakıyorsunuz, önüne gelen bir yerlere çıkıp konuşuyor yazıyor. Bunlar doğru adımlar değil. Ama yaptıkları görev doğrudur.”
GÜL’E CEVAT ÖNEŞ’Lİ MESAJ
Erdoğan’ın sözlerinin her birini, kendisi veya AKP ileri gelenlerinin ağzından cevaplandıracağız. Fakat en sondan başlayalım, çünkü buradaki mesajın muhatabı doğrudan Cumhurbaşkanı Gül. Erdoğan’ın, MİT Kanunu’nun açık hükmüne rağmen, gazetelere çarşaf çarşaf “açılım” ve “Öcalan muhatap alınsın” demeçleri veren, PKK’nın siyasi uzantılarının düzenlediği tüm toplantılara katılan emekli MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’i tarif ettiği çok belli.
Peki Erdoğan’ın, “Öcalan’la görüşmüyor, pazarlık yapmıyoruz” diye neredeyse yemin billah ettiği bir dönemde, daha 3 gün önce Gül neyle meşguldü? Tarabya Köşkü’nde, Pentagon’un “politik psikoloji danışmanı” olduğu öne sürülen Prof. Vamık Volkan başkanlığında bir heyeti kabul edip, “Kürt sorununa çözüm”ü görüşüyordu ve o heyette Öneş de vardı!..
ÖCALAN’IN YENİDEN YARGILANMASINI KİM İSTEDİ?
Başbakan Erdoğan’ın, “namludan çıkan kurşun” gibi olan diğer sözlerinin anlamı özetle şu; “Öcalan’la görüşenler devletin memurdur, beni bağlamaz… Bizden birisi pazarlığa yeltenirse, partimde bir saniye duramaz…”
“Devlet görüşür” kaçamağı yeterincetartışıldı… Sadece neden, “Öcalan’la pazarlığa yeltenen hükümette ve devlette bir saniye duramaz” da demediğini sormakla yetinip, AKP’nin, “hükümet-devlet” ayrımını, çarpıcı bir örnekle renklendirelim.
TSK, (Üstelik Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı’dır) terörle mücadeleden daha etkili sonuç alınabilmesi için Terörle Mücadele Yasası’nın değiştirilmesini, hiç olmazsa İngiltere, İspanya’daki kadar yetki verilmesini talep eder. Adalet Bakanlığı bir taslak hazırlar. Bu taslak hükümet veya Meclis’ten önce AKP Genel Merkezi’nde görüşülür. Bunun için partide bir komisyon oluşturulur, başkanlığına da o dönemde AKP’nin 2 numarası olan Mir Mehmet Dengir Fırat getirilir. Fırat, TSK’nın talepleri konusunda kelimesi kelimesine şunları söyler:
“Hiçbir taslak beni ilgilendirmez. Genelkurmay, MİT veya JİTEM değişiklik isteyebilir. Ama bunlar bizi bağlamaz. Adalet Bakanlığı’nın taslağı beni ilgilendirmiyor. Bakan da beni ilgilendirmiyor. Özgürlüklerden, demokratik kazanımlardan geri adım atılmayacak. Şurası, burası taslak hazırlayabilir, ama iktidar biziz, patron biziz, patron Meclis’tir... Başbakan’ın ağzından bir laf çıkar. Bir tek o laf partiyi bağlar. Bugün Türkiye’de artık sivil otorite vardır. 20 yıl önceydi o devirler. Hesabını vatandaşa ben vereceğim.” (Yasa, TSK’nın değil, AKP’nin istediği şekilde değişir. O kadar ki, tasarıya Öcalan’la ilgili o madde bile girer) 
Yegane “patron”un kim olduğu anlaşıldı değil mi?!.. O halde, gündemdeki iddiaların hesabını, vatandaşa kimin vermesi gerekiyor dersiniz?!..
Hafıza tazelemeye devam:
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Öcalan’ın “yeniden yargılanmasını” kararlaştırmış, ancak karar henüz resmen duyurulmamıştır. Başbakan Erdoğan o günlerde (Mart 2005) Vatan Gazetesi’ne, şu açıklamayı yapar:  
“Partimin MYK’sı ve Bakanlar Kurulu yeniden yargılamaya sıcak bakmamasına rağmen, biz eğilim yokluyoruz… Medyadan da gümbür gümbür destek istiyoruz…”

İtiraf ettiği gibi, Öcalan’ın yeniden yargılanmasına partinin yetkili organı ve Bakanlar Kurulu “sıcak bakmıyor”,ama Erdoğan nedense “eğilim” yokluyor… Mir Dengir Fırat, “Başbakan’ın ağzından bir laf çıkar. Bir tek o laf partiyi bağlar” derken haksız mıymış? Bu durumda kim takar, “AK Parti Grubu’nun aftan gıdım vermemesini”?..  
İMRALI ZİYARETİNİ KİM DESTEKLEDİ?
Geliyoruz 2008’e… “Kürt sorunu”nun çözümünde “Öcalan’ın muhataplığının” gayet olağanlaştırıldığı günlerde DTP, şimdi BDP Diyarbakır Milletvekili olan Akın Birdal, TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerinin İmralı’yı ziyaret etmesi için Komisyonun AKP’li Başkanı Zafer Üskül’e bir öneri götürür. Birdal’ın “ısrarına dayanamayıp”, öneriyi kabul eden Üskül, hazırladıkları ziyaret programına CHP ve MHP’li üyelerin de katılması için büyük çaba gösterir. Ancak muhalefet milletvekilleri itiraz eder ve İmralı programı yatar…
AKP’li bir komisyon başkanının, Başbakan ya da Meclis Başkanının bilgisi ve izni olmadan böylesine sansasyonel bir “açılıma” girişmesinin imkan-ihtimali var mıdır?    
SAĞ VE SOL KOLLARI 1.5 YILDIR “PARTİDE YAŞIYOR”  
Güneydoğu kökenli iki milletvekilinin Erdoğan üzerindeki etkisi (Sadece dün değil, bugün de öyle), tartışmasız kabul edilen bir gerçek. O isimler; 1.5 yıl öncesine kadar AKP’nin 2 numarası, yani Erdoğan’ın yardımcısı olan Mir Dengir Fırat ile Erdoğan’ın halen “o noktadayım” dediği meşhur “Diyarbakır açılımını” organize eden, Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan (Aslan, Gül’e de danışmanlık yaptığını açıklamıştı)’dır.
29 Mart yerel seçimlerinden önce yine PKK’ya “silah bıraktırılması” tartışılmaktadır. Mir Dengir Fırat şunları söyler:
“Bu bir devlet sorunudur, devlet politikasıdır. Kararı verecek olan milletvekilleri, hükümet ve Cumhurbaşkanıdır. Genel kanı olarak sorunun çözümü isteği var. Ben de vatandaş olarak hangi yöntemler uygunsa, biran önce çözülmesini diliyorum. Eğer genel af çıkarsa PKK’lılar dağdan inebilir. Kapsamı tartışılmalı…”
İhsan Arslan ise hem yerel seçimler, hem “Kürt açılımı” öncesinde, “Çözüm sürecine girdik, Öcalan muhatap alınmalı” der. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, “terör örgütü PKK’nın propagandasını yaptığı” gerekçesiyle, Arslan’ın sözleriyle ilgili inceleme başlatır. Başlatır da ne olur; Arslan’ın ifadesiyle, “Başsavcıyla görüşür, bir daha da kimse kendisine bir şey demez”,o kadar!.. Arslan sonrasında da, “İmralı’nın neden muhatap alınması gerektiği” ve hangi adımların atılacağı (Bunların ‘Kürt açılımı’ndan hemen önce söylenmesine dikkat) konusunda öyle şeyler anlatır ki… Anlatmakla kalmaz, Bunların devlet katında konuşulduğunu” ve “Cumhurbaşkanı’nın zemin hazırlama rolünü üstlendiğini” iddia eder.  
Erdoğan bunları, “Öcalan’la pazarlık… PKK’yı muhatap alma”dan saymamış olmalı ki, o isimleri “AKP’de yaşatmaya” devam ediyor!..
İŞTE “GÖREVİ BEN VERDİM” İTİRAFI 
Başbakan Erdoğan, İmralı ile görüşüldüğününasıl itiraf etti? Birincisi “devlet işi” kılıfına soktu… İkincisi, bu görüşmeleri “Onların dönemlerinde de aynı mekanizma çalışmıştır” sözleriyle, “olağanlaştırdı”, hatta A’dan Z’ye bize gelir diye bir şey yok” dedi.
O halde “Kürt açılımı”ndan önceyaptığı şu açıklamayı okuyalım:
Bir hafta önce MGK üyesi arkadaşlarımla (Dikkat; MGK değil, MGK’daki bakanlarla yapılan bir toplantıdan söz ediyor)  bu konuda bir çalışma başlattık ve İçişleri Bakanlığımıza bu görevi verdik. İlgili bakanlıklarla, İçişleri Bakanlığımız görüşmelerini yapıyor, yapacak. Genelkurmay’dı, MİT’ti kurumlarla, bölge milletvekilleriyle görüşmelerini yapacak. Bize olgun, bu noktada hakikaten toparlamanın olduğu bir çalışmayı getirecek. Bizler nihai değerlendirmelerimizi yapacağız ve ondan sonra da bir söylem birliği içerisinde kamuya bunu açıklayacağız…”
Bu da, “tüm devlet kurumları”na kimin “görev” verdiğinin, dahası her adımdan “A’dan, Z’ye haberdar olduklarının” en somut itirafıdeğilse, nedir?!..
Müyesser Yıldız
Odatv.com

HSYK tuzağı...

HSYK tuzağı...

melih asık -milliyet

Anayasa değişikliği referandumda kabul edildiği takdirde en tehlikeli gelişme Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) iktidara bağlanması olacak. Nasıl mı? Yeni yapılanmada HSYK’nın 22 üyesinden 2’sini Adalet Bakanı ve müsteşarı oluşturuyor. 5 üye Danıştay ve Yargıtay’dan geliyor. 4 üyeyi Cumhurbaşkanı doğrudan atıyor, bir üye Adalet Akademisi’nden geliyor, 10 üye birinci sınıf yargıç ve savcılar arasından seçiliyor. Adalet Bakanı ve müsteşarının HSYK’daki yerlerini koruyor olmaları hukuku baştan yaralıyor. Ancak sakınca bu kadarla bitmiyor. Anayasa Mahkemesi eski Genel Sekreteri Bülent Serim Cumhuriyet’teki röportajında 10 üyenin yargıç ve savcılar arasından seçilmesinin sakıncasını anlatıyor: -  Avrupa organlarının da söylediği gibi birinci sınıf yargıçların sayısı hiçbir zaman yüksek yargıçların sayısını geçmemelidir... - Neden? - Çünkü birinci sınıf yargıçlar son aşamaya gelmediler. Beklentileri var. Bu beklentilerini karşılamak için taviz verebilirler. Anayasa’ya göre bütün yargıç ve savcılar idari yönden Adalet Bakanı’na bağlıdır. Dolayısıyla da onlardan tam anlamıyla bağımsız davranış beklemek mümkün değildir. - Sonuçları ne olur? - HSYK bütün hâkim ve savcıların görev yerlerini belirliyor. Onların terfileri HSYK’nın elinde. Değişiklik kabul edilirse atama ve terfiler hükümetin inisiyatifinde olacak. Artık sadece özel yetkili mahkemeler değil tüm mahkemeler yandaş yargıç ve savcılarla donatılacak. Ve iktidara muhalif cephenin cehennem azabı çekmesine yol açacak, tıpkı bugün Silivri’de olduğu gibi...

AYDINLANMA - "BİTARAF OLAN BERTARAF OLUR!"


AYDINLANMA  EMRE KONGAR




"BİTARAF OLAN BERTARAF OLUR!"
Sevgili okurlarım, aslında belki de bu yazıyı bugün yazmamalıyım:
Çok kızdığım, çok korktuğum, çok sevindiğim zamanlar yazı yazmak istemem.
Çünkü güçlü duygular insanı yazı yazarken yanlışa sürükler...
Sonradan üzüleceğiniz, "Yahu biraz aşırı kaçmışım" diyeceğiniz ifadeler kaleminizden (bilgisayarınızdan) dökülüverir...
Çok sevindiğiniz bir olayın sonuçlarının hiç de öyle memnuniyet verici olmadığını görür ve üzülürsünüz...
Çok kızdığınız bir insana "Acaba haksızlık mı ediyorum" duygusu yakanızı bırakmaz...
En azından benim, köşe yazarı olarak "etkili, çarpıcı yazı yazmak" ile, bilim insanı olarak "soğukkanlı, ağırbaşlı değerlendirme yapmak" kaygılarım arasındaki denge bozulmuş gibi gelir bana böyle zamanlarda.
Şu anda böyle büyük bir korku içindeyim...
Dilerim bu korku seli, kalemimden, amacımı aşan ifadelerin dökülmesine, aşırı ifadelere yol açmaz!
İnanın bugünkü yazımı kendimi denetlemek için büyük bir güç sarfederek, sözcüklerimi özenle seçerek yazmaya çalışıyorum.
Ben zaten çok zor yazı yazarım.
Yazımı gazeteye yollamadan önce, araya zaman koyarak, en az on-onbeş kez daha okurum.
Yine de çoğu, zaman ertesi gün yazımı gazetede okurken pek çok eksik ve fazla, hatta kimi zaman hata bile bulurum.
Şimdi bu yazdıklarımı da tekrar tekrar, sakinleşmeye çalışarak ve aşırı ifadeleri törpüleyerek defalarca okudum, okuyorum.
Dilerim kimseye karşı bir yanlış değerlendirme içinde değilimdir!

* * *

Sevgili okurlarım, bilmiyorum, aranızda teröre kurban veren ailelerden gelenler var mı?
Bilmiyorum, kaçınız Türkiye'deki sağ-sol terörünün aldığı gencecik canlara tanıklık ettiniz, onların acısını yüreğinizde hissettiniz?
Benim akademik hayatım, bir anlamda, Türkiye'deki şiddet ve terörün tanıklığıdır.
1966'da Amerika'dan döndüm, 1968'de gençlik olayları başladı.
Bu olaylar bahane edilerek yapılan 1971 12 Mart Askeri Darbesi'ne tanıklık ettim, rüzgarından savruldum.
1975-1980 arasındaki cinayet çılgınlığını, patlayan bombalar arasında, tekmeyle kapısı açılıp basılan sınıflarda, en parlak öğrencilerimin ölüm haberlerini alarak yaşadım.
Cavit Orhan Tütengil gibi meslektaşlarım, Bedrettin Cömert gibi en yakın arkadaşlarım öldürüldü.
Ben ve ailem yıllarca yakın koruma eşliğinde cehennem azabı yaşadık.
O dönemin travmalarını belki de hâlâ atlatamadım.
İnanın şu anda bile yine o günleri anımsarken ellerim titriyor, gözlerim yaşarıyor.
1980 12 Eylül Askeri Darbesi'ni yaşadım.
Üniversiteden istifa etmek zorunda bırakıldım.
Derken 1990'lar geldi...
Muammer Aksoylar, Uğur Mumcular, Ahmet Taner Kışlalılar katledildi...
Ben bütün bu süreçler sırasında demokrasiden yana, şiddete karşı tavır koydum:
Şiddete karışan öğrencilerimi şahsen, şiddet stratejilerini savunan örgütleri elimden geldiğince kamuoyu aracılığı ile uyardım...
Şiddet yöntemlerinin Türkiye'yi ancak faşizme, otoriterliğe, felakete götüreceği söyledim.
Biliyor musunuz bana o zamanlar ne yanıt verirlerdi şiddet yanlıları:
"Bitaraf olan bertaraf olur" derlerdi.
Beni pasifistlikle suçlarlardı.
Biliyor musunuz, soldan ve sağdan militan taraftar toplamak için vatansever gençleri devşirenler hangi sloganı kullanırlardı:
"Bitaraf olan bertaraf olur" derler ve onları belki de hayatlarını yitirecekleri ve buna karşın Türkiye'yi de karanlıklardan başka hiçbir yere götürmeyecek olan şiddet eylemlerine katılmaya davet ederlerdi.

* * *

Şimdi aynı sloganı Türkiye Cumhuriyeti'nin seçilmiş Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, sermaye sahiplerini temsil eden TÜSİAD gibi "Evet deyin" diye AKP'den yana tavır ilan etmeyen, sessiz kalan sivil toplum kuruluşlarına gözdağı vermek için kullanmış:
"Bitaraf olan bertaraf olur" demiş.
Bu sloganı kullanan Başbakan'ın tutumu beni sadece demokrasi adına, bir toplumbilim öğrencisi olarak değil, aynı zamanda bir birey, bir vatandaş, bir aile babası olarak da gerçekten çok ama çok korkuttu.
emre kongar resmi internet sitesinden alıntı:http://www.kongar.org

29 Ağustos 2010 Pazar

izmir fuarı

Fuar


İncecik iplikle bileğinize bağlanmış kırmızı balonu, sanki dünya avucunuzdan kayıp gidiyormuş gibi, elinizden kaçırdığınız yeri hatırlıyor musunuz?


*
İzmirliler hatırlar.
Fuar’dır mutlaka.
*
Siz, kısaca “İzmir Fuarı” diyorsunuz... Size öyle geliyor!
*
Mustafa Kemal’in şerden hayır yaratan vizyonuyla, İzmir yangınının cayır cayır alevlerinde yeşeren zümrüt... Anka kuşu misali, küllerinden yeniden doğan ulusun yuvasıdır orası.
*
Kapıları; Lozan, Montrö, 26 Ağustos, 9 Eylül, Cumhuriyet... Milli mücadele müzesidir.
*
Televizyonu bile olmayan içine kapalı Türkiye’nin “coğrafya laboratuvarı” gibiydi; dünyaya açılan penceresi... Ve, bu pencereden kafasını ilk uzatan, İzmirlilerdi... Turizm yoktu henüz, hayatımda ilk Japon’u orada gördüm ben mesela... İlk Afrikalıyı da... Kenya pavyonunda.
*
Laylaylom kültürünün hâkim olduğu ülkemde, pavyon’un bar’dan saz’dan ibaret olmadığını öğrendiğimiz kültürpark’tır orası çünkü.
*
Bi tarafta SSCB pavyonu, bi tarafta ABD pavyonu... Henüz liboşlaşmadığımız “Soğuk Savaş” yıllarında, sosyalizmle kapitalizmin kapışma alanıydı. Memleketimde gomunist avı yapılan dönemde, orak-çekiç’in altında hatıra fotoğrafı çekilebilen “tek özgürlük alanı” aynı zamanda.
*
Küba, Uganda, Malezya...
Gidemiyorduk.
Onlar geliyordu.
Tanışıyorduk; yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmeyi illa din dersinde öğrenmiyorduk.
*
Sadece dünyayla değil, uzayla da orada tanışmıştı Türkiye... İnsan için küçük, insanlık için büyük adım’ı atan Neil Armstong’u Ay’a indiren kapsülü getirmişti ABD pavyonu... Yanına da Ay’dan getirilen kaya parçasını koymuşlardı. Sakal-ı Şerif’in etrafında döner gibi kuyruğa giriyordu ahali... Altta kalır mı; kozmonot kıyafeti görmüştük ilk SSCB pavyonunda... Gagarin’in fotoğrafı altında... Dedemin Gagarin’e fatiha okurken fotoğrafı var bende hâlâ.
*
(Gaza gelip, paraşüt kulesinden atlıyorduk... Bungee’nin icat edilmesine yıllar vardı daha.)
*
Van minüt’e de yıllar vardı... Filistin pavyonunda dağıtılan Arafat kefiyesiyle biniyorduk lunapark’taki dönme dolaba... Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde okuyan Filistinli bir genç, İsrail pavyonuna bomba koymaya çalışırken havaya uçunca, öğrenmiştik bu kavganın dönme dolap gibi kısırdöngüden ibaret olduğunu... Lunapark kadar eğlenceli olmadığını.
*
Kimisi Cem Karaca’ya eşlik ederken, işçisin sen işçi kal diye, kimisi kendini jiletlerdi Ferdi Tayfur’u dinlerken... Parkalı, purolu, şalvarlı yan yana otururdu, Emel Sayın söylerken... Kimisi de Seyyal Taner’i görücem diye gazinonun kapısında arabanın altında kalırdı benim gibi... Müzeyyen Senar, Gönül Yazar, Ahmet Özhan, Barış Manço, ipod’un atasıydı Fuar.
*
Zeki Müren’in mini eteği ilk giydiği yer... Dumanlar arasında roket maketi gelmişti sahneye, bi açıldı, içinden mini etekli Zeki Müren çıktı, ayağında 20 santim topuklu çizme, üstünde gladyatör kıyafeti, ensesinde tavus kuşu tüyleri... Cesaretin, hoşgörünün kalesidir orası.
*
Cinsel tercihini yürekli şekilde ortaya koyduğu için, Kenan Evren tarafından sahneden aldırılıp, Buca Cezaevi’ne gönderilen Bülent Ersoy... İnsan hakları mücadelesi’dir.
*
Yeni Asır’da şoför olarak çalışıyordu babam... Bi gün, elinde bi tomar biletle geldi. Basına dağıtılan hediye biletlerden... Seçtik arasından, Nejat Uygur Tiyatrosu’na gidelim dedik... Baktım bilete, “ön koltuklar için ayrılan avanta bilettir” gibi bi cümle var... Yani? Büyük usta yapmıştı yapacağını, sanatçı emeğinin bedava olmadığını anlatan o şahane cümleyi koydurmuştu hediye biletlerin üzerine... Gazetecinin asla avanta almaması gerektiğini öğrenmiştim o gün... Öğretmişti... Okul gibiydi Fuar.
*
Aslan, zürafa, maymun.
Ve, arkadaşım Bahadır.
Gibisi fazla... Okuldu.
*
Türkiye’nin dünya mutfaklarıyla tanıştığı ilk evrensel restorandır orası... Düdük’ten başkası yoktu, hayatımın ilk spagettisi’ni orada yemiştim; ilk ketçapla... Sanayicilerin sanayi görmek için koştuğu yerdi... İthalat yasaktı, Fuar’da serbestti, satın alıyordun, Fuar bitene kadar bekliyordun, Fuar bitince evine götürüyordun... 30 gün her akşam gidip bakmış İtalya pavyonundaki Zoppas buzdolabımıza anamla babam, 1961 senesinde... Zoppas marka hayatta mı bugün bilmiyorum ama, bizim Zoppas çalışıyor hâlâ!
*
Telefon edin sorun, İstanbul’un nüfusunu kesin olarak söyleyemezler size... 8 bin ağaç ve binlerce çeşit bitkisinin adıyla sanıyla künyesi var İzmir Belediyesi’nde, hepsi sigortalı... Doğasına sahip çıkmayanın, insanına sahip çıkamayacağının kanıtıdır Fuar.
*
Süresi kısaltıldı, “AKP’nin zaferi” olarak lanse edilen Expo saçmalığıyla tarihe gömülmek istendi... Fuar’ına sahip çıkacağına, Fuar icat etmeye kalkışanların madara olmasına vesile oldu... Hep bizi eğlendirirdi, bu komiklik sayesinde bu sefer kendisi eğlendi Fuar!
*
Ve, önceki akşam geleneksel törenle tekrar açtı kapılarını... Kemal Kılıçdaroğlu açtı... Daha önce, İsmet İnönü açmıştı, Celal Bayar açtı, Menderes, Demirel, Ecevit, Özal, Erdal İnönü açtı, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Deniz Baykal açtı defalarca.
*
Tayyip Erdoğan açamadı.
Hiç.
*
“İzmirli zihniyeti”nin “genetik kodu”dur çünkü Fuar.
y.ozdil

24 Ağustos 2010 Salı

kpss

KPSS


Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda dümen yapıldığı...

“Öğretmen”lik sınavında 120’de 120 doğru çıkaranların, cemaat-tarikat mensubu olduğu... Tesadüfe bak, karı-koca veya aynı evi paylaşan tiplerin, imkânsız skora ulaştığı... Soruların sızdırıldığı, iddia ediliyor.

*

Sene 1943.

*

Ankara Atatürk Lisesi’nin en pırıltılı iki öğrencisi -birbiriyle canciğer- devlet bursuyla yurtdışında eğitime gidebilmek için, Milli Eğitim Bakanı’nın makam odasına girerler. Bakan bakar çocuklara, “sen oğlum, fazlasıyla hak ettin, gideceksin” der... Sonra öbürüne döner, “sen oğlum, fazlasıyla hak ettin ama, gönderemem, kalacaksın” der. Çocuklar çıkar odadan...

*

“Kalan” elini cebine sokar, yıllardır biriktirdiği harçlıklarını “giden”e uzatır, al bunu lütfen, hiç olmazsa amacımı kısmen gerçekleştireyim der... Kucaklaşır, vedalaşır iki arkadaş.
*
Giden, Gazi Yaşargil.

*

Kalan, Can Yücel.

Milli Eğitim Bakanı’nın oğlu!

*

“Torpil yapıldı” demesinler diye, hak ettiği bursu alamayan Can, hiç kırılmaz babasına... Vekil oğlu olmak, hep ağır gelmiştir ona zaten... Protokol “portakal gibi bi şey”dir onun için, bi kez olsun binmez makam arabasına... Türkiye’nin en heyecan verici şairi olur, diliyle, zekâsıyla eşsizdir ama, bana göre en muhteşem şiiri, boyun eğmeden yaşadığı hayatının ta kendisidir... “Ömrümce muhalif yaşadım, onun için kan grubum RH negatif” der... İçeri tıkılır, kitapları toplatılır, tınmaz bile... Alnı açık yürür, Cambridge’e gitmeyi başarır.

*

Gazi, İsviçre’ye gider, Almanya’ya, oradan ABD’ye... Beyin cerrahisinde çığır açar, ordinaryüs olur, ABD’de “yüzyılın adamı” seçilir. Türkiye ise, askerlikten kaçıyor diye, vatandaşlıktan atarak ödüllendirir onu! Vatansız kalır... Sonra utanıp, Türkiye Cumhuriyeti Üstün Hizmet Madalyası ve Milli Egemenlik Onur Ödülü verdiler, orası ayrı.

*

Gazi’nin oğlu olur, “Can” adını koyar...

Can’ın oğlu olur, Gazi elinden tutar, cerrah yapar... “Rengahenk” isimli kitabını Gazi’ye ithaf eder Can, “Beynin Piri Reis’i” der arkadaşı için.

*

Ve, son nefesini verirken, ABD’den gelen oğlu, kulağına eğilir Can’ın, “Gazi’nin selamı var, seni çok seviyor” der... Can’ın duyduğu son sözlerdir bunlar, gülümser, kapatır gözlerini.


*

Aynı dakikalarda, binlerce kilometre uzakta, Can’dan gelen paketi açar Gazi... Arkadaşının son eseri “Mekânım Datça Olsun” isimli kitap çıkar içinden... Açar kapağını, bakar ilk sayfasına ve ağlayarak okur, son el yazısını: “Gazi, gözümün bebeği, giderayak...”

*

Offf, of.

*

Öz oğluna bile hak ettiğini vermeye utanan Milli Eğitim terbiyesinden... Torpille, tezgâhla, şaibeyle kaynamaktan utanmayan Milli Eğitim zihniyetine.
*
Dönem arkadaşına cebindeki parayı, üstüne yüreğini çıkarıp veren pırıl pırıl öğretmen oğlundan... Dönem arkadaşının cebindeki parayı, geleceğini çalan ahlaksız öğretmen bozuntusuna.
*
Değerli öğretmen adayları...“Her Şey Sende Gizli” şiirinde şöyle der Can:

Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme, bil ki...

Ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi...


*

Sakın bitti sanma...

Her şey sende gizli.

Boyun eğme asla.

Cumhuriyet’e sahip çık.

y.özdil

Para - borsaile ilgili herşey

sitene html kodları

HTML KODLARI SEÇ BEĞEN

arama motoruna ücretsiz kayıt

URL Submitter - URL Kay�t
Google AllTheWeb BuildTurkey
InfoTiger Rediff ScrubTheWeb
EntireWeb ExactSeek Splatsearch
WhatUseek TrueSearch GigaBlast
-------------------------------------------------------------

ARAMA MOTORLARINA DİREK KAYIT

URL KAYDET. 1. http://search.yahoo.com/info/submit.html Yahoo! Search 2. http://search.msn.com/docs/submit.aspx?FORM=WSDD2 MSN 3. http://www.google.com/intl/en/addurl.html Google 4. http://www.about.com/gi/pages/homehc.htm#c4 About 5. http://www.dmoz.org/add.html Open Directory 6. http://www.accoona.com/submit.html Accoona 7. http://www.exactseek.com/add.html ExactSeek 8. http://www.scrubtheweb.com/addurl.html ScrubTheWeb 9. http://www.snap.com/about/site.php?last_link_type=about Snap 10. http://www.searchsight.com/submit.htm SearchSight 11. http://www.searchit.com/addurl.htm SearchIt 12. http://www.buzzle.com/suggest_basic2.asp Buzzle 13. http://www.entireweb.com/free_submission/ EntireWeb 14. http://www.whatuseek.com/addurl-secondary.shtml What U Seek 15. http://www.ezilon.com/ezilon_url_submission.htm Ezilon 16. http://www.gimpsy.com/gimpsy/searche...check_free.php Gimpsy 17. http://www.dirone.com/add_link_m.php dirOne 18. http://www.websquash.com/cgi-bin/sea...l?Mode=AnonAdd WebSquash 19. http://www.abilogic.com/how-to-suggest-a-site.php AbiLogic 20. http://addurl.amfibi.com/ Amfibi 21. http://www.01webdirectory.com/submit.htm 01WebDirectory 22. http://www.netinsert.com/en/insert.html NetInsert 23. http://www.mavicanet.com/ MavicaNET 24. http://www.searchhippo.com/addlink.php SearchHippo 25. http://www.worldsiteindex.com/ World Site Index 26. http://www.dailyorbit.com/add.htm DailyOrbit 27. http://www.nationaldirectory.com/addurl/ NationalDirectory 28. http://www.tygo.com/websites/FreeSubmitURL.aspx TYGO 29. http://www.mixcat.com/addurl.php MixCat 30. http://www.aeiwi.com/submit.html Aeiwi 31. http://www.illumirate.com/add_your_site_exp.cfm IllumiRate 32. http://www.infotiger.com/addurl.html Info Tiger 33. http://www.towersearch.com/addurl.php TowerSearch 34. http://www.splatsearch.com/submit.html SplatSearch 35. http://www.subjex.net/submit_url.html Subjex 36. http://www.qango.com/dir/addurl.html Qango 37. http://www.zeezo.com/Listings/New.aspx Zeezo 38. http://www.canlinks.net/addalink/ CanLinks 39. http://www.webbieworld.com/signup.asp WebbieWorld 40. http://www.searchking.com/add_new.htm SearchKing 41. http://www.amray.com/cgi/amray/addurl.cgi AMRAY 42. http://www.go4.it/listing.asp Go4.it 43. http://www.cipinet.com/addurl.html Cipinet 44. http://www.hedir.com/submit-help.html Hedir 45. http://www.walhello.com/addlinkgl.html Walhello 46. http://www.linketeria.com/submitsite.htm Linketeria 47. http://www.claymont.com/login/login.asp?img=y Claymont 48. http://www.jdgo.com/add.html JDGO 49. http://www.spheri.com/tc143as.php?sid=0 Sphericom 50. http://www.kaspie.com/web.html Kaspie