ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hala ara sıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kim bilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
a.ilhan
Bu Blogda Ara
18 Ağustos 2010 Çarşamba
Çarşı’nın dersi
Beşiktaş taraftar grubu Çarşı, 12 Eylül’de düzenlenecek referandumla ilgili görüşlerini açıkladı...
Beşiktaşlı futbolseverler bu açıklamayla nice aydın geçinene ders veriyorlar:
“Gençliğimizi 12 Eylül cuntasıyla çalan zihniyetin devamı olan; hayatımıza dayatılan yasaklar, baskılar, zulümler ve işkencelerle karartarak, emperyalizmin hedeflediği şekilde iktidara gelenler yeni bir tiranlık kurmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yapı taşlarını parçalamak için, ‘evet’ dememizi istiyor...YÖK’ü kaldıracağız diyerek iktidar olanlar, kendi YÖK’lerini yaratmanın hazzıyla, ‘evet’ dememizi istiyor... Cennet yurdumuzda var olan doğal enerjileri; rüzgârı, güneşi adil ve verimli kullanmak varken, devasa tahribatı bilinen nükleer enerjiyi pazarlayan, HES ile doğal hayatı tahrip eden projeleriyle yaşamımızı zindan edenler, ‘evet’ dememizi istiyor... 2002 öncesi, tarım ve hayvancılık ülkesi konumunda olan yurdumuzun dünya pazarında söz sahibi olması için yeni projeler yaratmak varken; ‘fındık piyasasını işbirlikçi yöntemlerle İtalyanlara, şekeri ve pamuğu İngilizlere, hububatı Amerikalılara, hayvancılığı ise Siyonistlerle işbirliği yapan Araplara’ devredenler, ‘evet’ dememizi istiyor... Bilimsel özerk eğitim yerine daha bilinçsiz kitleler yaratmak adına; eğitim ve öğretim sistemini tarumar ederek, cumhuriyet okullarına medrese sistemini getirmek isteyenler, ‘evet’ dememizi istiyor...
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve onun değerlerine dil uzatanlar, ‘evet’ dememizi istiyor... Bizler hayır diyoruz... Ama hayır demek yetmez! Nayır ulan nayır!”
14 Ağustos 2010 Cumartesi
emre kongar 9/08/2010 son yazısı..
Başta Fatih Altaylı Olmak üzere Tüm Medyanın Görmezden Geldiği Skandal
Olayı önce baş roldeki Fatih Altaylı'nın Habertürk'te 5 Ağustos tarihinde yazdığı yazıdan aktarayım; sonra medyanın görmezden geldiği asıl skandalı vurgulayacağım (Yazıdaki siyahlar benim).
(Bu arada hemen belirtmeliyim ki Altaylı'nın bu yazısına konu olan olayı herkes gördü, özellikle internet siteleri bu olaya bolca yer verdi; ama benim takıldığım yönüyle değil.)
Altaylı'nın yazısı şöyle:
"Bir iddia, bir araştırma ve gerçekler Gecenin bir vakti Habertürk Televizyonu'nu izliyorum. Didem Arslan Yılmaz'ın konuğu, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik.Değerli okurlarım, Altaylı'nın yazısı burada bitmiyor.
Çelik, bir soru üzerine sözü bizim birkaç gündür yayımladığımız "Kanaat önderlerine sorduk" yazı dizisine getiriyor.
Habertürk Gazetesi, geniş bir yelpazeden yazar, akademisyen, gazeteci, siyasetçi ve sanatçılara 12 Eylül'de yapılacak Anayasa değişikliği referandumunda 'Evet' mi, 'Hayır' mı diyeceklerini sormuştu. Ve bizce müthiş bir tarafsızlık ve özen içinde yayımlamıştı.
Ancak Hüseyin Çelik, 'Ben bu ankette hayır yanıtı verdiği yazılan kişileri aradım. Öyle dememişler. Hatta Mustafa Sandal'ı kimse aramamış' diyerek bazı isimler saydı.
Başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Büyük bir özenle hazırlanan bu haber, inanılmaz bir biçimde karalanıyordu.
İlk içimden geçen, telefona sarılıp yayına bağlanmak ve 'Hayır öyle değil' demek oldu.
Ancak bunu yapmadım.
Bunun yerine hemen Yayın Koordinatörümüz Osman Gencer'i aradım. Hemen bir 'Araştırma Komisyonu' kurduk. Osman Gencer'in yanı sıra AHT Genel Müdürü Ramazan Kurnaz ve Magazin Gazetemizin Koordinatörü Kadir Kaymakçı'yı bu konuyu araştırmakla görevlendirdik.
Arkadaşlarımız hemen gazeteye gelerek bu dizi için yapılan yüzlerce görüşmenin ses kayıtlarını incelemeye başladılar.
Kayıtlar bulundu.
Adnan Şenses hiçbir şüpheye mahal vermeyecek biçimde 'Hayır' diyordu.
Behzat Uygur 'Hayırlısı olsun' diyor, kahkahayı patlatıyordu ve hayırının üzerinde şapka vardı.
Çelik'in söylediğinin aksine, Mustafa Sandal'la konuşulmuştu ancak Sandal'ın yanıtı 'Hayır' olarak da algılanabilirdi 'Evet' olarak da hatta çekimser olarak da.
Sadece Mehmet Ali Erbil'le konuşulamamıştı, Erbil yerine sorumuzun yanıtını 'Basın Danışmanı' Perim Özgeldi aracılığıyla vermişti ve 'Hayır' diyordu.
Bunun dışında bütün bu kişiler aranmıştı.
Komisyondaki arkadaşlarım bununla da yetinmediler.
İlgili kişiler bir kez daha arandı.
Görüşü yayınlanan kişilerin yayından sonra bir düzeltme yollayıp yollamadıklarına bakıldı. Böyle bir şey de yoktu. Hiçbiri, 'Biz böyle demedik' diye bir düzeltme yapmamış, sadece Behzat Uygur, Ateş Çelik arkadaşımızı arayıp 'Görüşümü yayınladın, başın göğe erdi mi' demişti.
Ancak yine de bu kez daha ihtiyatlı konuşmayı tercih ettiler.
Komisyonumuzun yaptığı çalışma dün sabah sona erince ben de Hüseyin Çelik'i aradım.
Batman'da şehit ailelerine taziye ziyareti yaparken buldum Çelik'i.
'Sayın Bakanım. Dün televizyonda sizi dinledim ve hemen bir araştırma yaptırdım. Elimizde bütün görüşmelerin bantları var. İsterseniz size ulaştırabilirim. Haberimiz satırı satırına doğrudur' dedim.
Hüseyin Bey, 'Gerek yok Fatih Bey. Belli ki, sanatçı arkadaşlarımız kimseyi kırmamak için böyle bir yol seçmişler. Ya da fikirlerini değiştirmişler. Oluyor böyle şeyler' dedi."
Şimdi bence Altaylı'nın ve bütün medyanın üzerinde durmadığı noktaya geliyoruz.
Bakın Altaylı yazısını nasıl bağlıyor:
"Gerçekten oluyor böyle şeyler. Sanatçılarımız telefonda karşılarında bir Bakan bulunca 'nezaket' göstermiş olmalılar diyerek meseleyi kapatmayı tercih ediyorum. Belki de kabahat bizde oldu.Altaylı'nın yazısı burada bitiyor.
Böyle bir soruyu herkese sormamak lazımmış."
Sevgili okurlarım, Fatih Altaylı deneyimli bir köşe yazarı ve bir gazete yöneticisidir.
Pek çok polemik, pek çok kalem dalaşı yapmıştır.
Şimdi de Türkiye'nin tek farklı ve bence gerçekten de kağıt ve baskı olarak en güzel, en temiz, insanın parmaklarını boyamayan, en rasyonel gazetesini başarıyla yönetmektedir.
Altaylı, referandum konusunda çok güzel bir haber hazırlatmış ve iyi de bir gazetecilik örneği vermiştir.
AKP'nin Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in eleştirileri üzerine de kendisinden beklenen bir titizlikle konuyu araştırmış ve bulduğu sonuçları dürüstçe kamuoyu ile paylaşmıştır.
Beni şaşırtan nokta, bu olaydaki sorumluluğu, "Belki de kabahat bizde oldu. Böyle bir soruyu herkese sormamak lazımmış" diyerek, konuşulan kişilerde araması oldu.
Oysa bu olaydaki baş sorumlu AKP iktidarının Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'tir!
AKP'nin, başta medya olmak üzere toplumun tüm kesimlerine karşı nasıl bir "havuç ve sopa" politikası izlediği, nasıl bir baskı uyguladığı, herkesin gördüğü, bildiği, şikayet ettiği ve korktuğu bir olaydır.
İktidarın özellikle referandum konusuna nasıl asıldığı, nasıl elindeki bütün resmi ve özel olanakları bu kampanya için seferber ettiği çok iyi bilinmektedir.
Medyaya nasıl büyük cezalar kesildiğini, açılan davaları, ödetilen tazminatları, tutuklananları, işine son verilenleri, yayından kaldırılan programları herkes korkuyla izlemektedir.
Bu ortam içinde bir takım sanatçıların referandumda AKP iktidarının iradesine karşı bir tutum belirtmesinden sonra telefonda karşısında "Böyle mi dediniz" diye soran bir Genel Başkan Yardımcısı'nı bulduğu anda neler hissettiğini, nasıl paniklediğini tahmin etmek çok güç değildir!
Bence buradaki asıl skandal, Genel Başkan Yardımcısı'nın tek tek, "Hayır" diyeceğini belirten bireyleri bizzat arayarak iktidarın baskısını hissettirmesidir.
Bu baskının medya özgürlüğü ve bireysel temel hak ve özgürlükler açısından, demokrasi açısından ne anlama geldiğini okurlarımızın izanına ve tarihe emanet ediyorum!
Nitekim Altaylı da bu durumun bir ölçüde de olsa farkında olduğunu "Sanatçılarımız telefonda karşılarında bir Bakan bulunca 'nezaket' göstermiş olmalılar..." diyerek belli ediyor...
Ama belki de haksız bir suçlama ile karşı karşıya kalmış olmanın yarattığı psikoloji içinde, gazetenin haberini savunurken, olayın asıl vahim tarafını vurgulamıyor!
Bakanın karşısındaki tutumların "nezaketten" değil, "korkudan" kaynaklandığını herhalde herkes farketmiştir.
Hadi Altaylı'yı, gazetesini ve haberi savunma psikolojisi içine girdiği, gerçeği belirlemeye odaklandığı için, konunun bu yönünü vurgulamamasından dolayı mazur görelim...
Ya olayı suskunlukla geçiren öteki televizyonlarımıza, gazetelerimize ve internet sitelerimize ne demeli!
"Korkunun ecele faydası yoktur" atasözünü hepsine anımsatmak gerek galiba!
Nankörlük sanatı
Nankörlük sanatı
NANKÖR (nân-kör), “Gördüğü iyiliği unutan; tuz, ekmek hakkı bilmeyen” demektir. Halkımız, “nankör”e “namkör” der. Annem de kızdığı zaman “Namkör” derdi.
Nankörlük öyle kolay bir sanat değildir: Bu sanatta temayüz etmek için bellek, vicdan ve ar yeteneklerinden uzak olmak, uzak durmak gerekir. Yoksa her insanda bellek yeteneği, vicdan erdemi ve ar duygusu bulunur, vardır.
Bu nankörlük sanatı alanında Türkiye sağcıları ile hiç kimse yarışamaz.
Başbakan’ın sık sık tekrarladığı “CHP taş üstüne taş koymamıştır!” iddiası nankörlüğün en üstün ve doğurgan örneği sayılabilir.
CHP OLMASAYDI OLMAZLARDI
“CHP taş üstüne taş koymamıştır!” geleneksel cümlesini Adnan Menderes’ten başlayarak Türk sağının bütün mümtaz simaları söylemiştir.
Acaba öyle mi?
Adnan Menderes CHP saflarında bir lise (kolej) mezunu iken, parti içinde ilerlemesini sağlamak için CHP liderliği onu yeni açılan Hukuk Mektebi’ne yazdırmış ve mezun ettirmiştir. Daha sonra sağın birinci ve ikinci sınıf liderleri olacak olan zevat da milletvekili iken bu olanağı kullanmıştır.
Parasız yatılı olanağı olmasaydı, muhterem ve muhteşem Süleyman Demirel, Celal Bayar’ın deyişiyle “Su mühendisi” olamaz ve Çoban Sülü olarak kalırdı.
Pek emin değilim ama Erbakan Hoca da bu olanaktan bir şekilde yararlanmıştır. Parasız yatılı olanağından yararlanan muhteremlerin kimler olduğu Afyon, Erzurum, Erzincan ve Adana liselerinin arşivlerinde yer almaktadır.
Zamanımızın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Cumhuriyet’in nimetlerinden bol bol yararlanmıştır. Bunlar taş üstüne konulmuş taşlar değil midir?
ALT YAPI OLMASAYDI OLMAZDI
Sağcılar, Medeni Kanun’u, 1923-1945 arasında çıkarılan çağdaş kanunları hesaba almazlar, deftere yazmazlar. Akılları fikirleri ekonomik kalkınmadadır. Doğrudur!
Ama Türkiye’nin 1923-1939 arasındaki kalkınma hızı, 1950-2010 arasında ulaşılan kalkınma hızından çok daha fazladır. Demiryolları, iplik ve dokuma fabrikaları, şeker ve çimento fabrikaları CHP’nin eserleridir. Türk ağır sanayisinin anası olan Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın temeli 3 Nisan 1937’de atılmıştır. Cumhuriyet kurulduğunda kişi başına düşen milli gelir 43 dolar iken 1939’da 90 dolara çıkmıştır. İmalat sanayisinin GSMH’deki payı 1929’da yüzde 9 iken 1939’da yüzde 17’ye yükselmiştir. Demokrat Parti’nin 1950’den sonra başlattığı savruk ve hesapsız kalkınma, CHP’nin kurduğu ve yarattığı altyapı olmasaydı havada kalırdı. 1960’tan sonra gerçekleşen ekonomik kalkınma da Planlama’nın eseridir.
NANKÖRLÜK ERDEMSİZLİKTİR
CHP’nin kurduğu Cumhuriyet olmasaydı, Pakistan, Afganistan, Yemen ve öteki İslam ülkelerinden bir parmak ileri gidemezdik. Nankörlük erdemsizliktir, fazilet yoksunluğudur. Nankör adama güvenilmez!
NANKÖR (nân-kör), “Gördüğü iyiliği unutan; tuz, ekmek hakkı bilmeyen” demektir. Halkımız, “nankör”e “namkör” der. Annem de kızdığı zaman “Namkör” derdi.
Nankörlük öyle kolay bir sanat değildir: Bu sanatta temayüz etmek için bellek, vicdan ve ar yeteneklerinden uzak olmak, uzak durmak gerekir. Yoksa her insanda bellek yeteneği, vicdan erdemi ve ar duygusu bulunur, vardır.
Bu nankörlük sanatı alanında Türkiye sağcıları ile hiç kimse yarışamaz.
Başbakan’ın sık sık tekrarladığı “CHP taş üstüne taş koymamıştır!” iddiası nankörlüğün en üstün ve doğurgan örneği sayılabilir.
CHP OLMASAYDI OLMAZLARDI
“CHP taş üstüne taş koymamıştır!” geleneksel cümlesini Adnan Menderes’ten başlayarak Türk sağının bütün mümtaz simaları söylemiştir.
Acaba öyle mi?
Adnan Menderes CHP saflarında bir lise (kolej) mezunu iken, parti içinde ilerlemesini sağlamak için CHP liderliği onu yeni açılan Hukuk Mektebi’ne yazdırmış ve mezun ettirmiştir. Daha sonra sağın birinci ve ikinci sınıf liderleri olacak olan zevat da milletvekili iken bu olanağı kullanmıştır.
Parasız yatılı olanağı olmasaydı, muhterem ve muhteşem Süleyman Demirel, Celal Bayar’ın deyişiyle “Su mühendisi” olamaz ve Çoban Sülü olarak kalırdı.
Pek emin değilim ama Erbakan Hoca da bu olanaktan bir şekilde yararlanmıştır. Parasız yatılı olanağından yararlanan muhteremlerin kimler olduğu Afyon, Erzurum, Erzincan ve Adana liselerinin arşivlerinde yer almaktadır.
Zamanımızın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Cumhuriyet’in nimetlerinden bol bol yararlanmıştır. Bunlar taş üstüne konulmuş taşlar değil midir?
ALT YAPI OLMASAYDI OLMAZDI
Sağcılar, Medeni Kanun’u, 1923-1945 arasında çıkarılan çağdaş kanunları hesaba almazlar, deftere yazmazlar. Akılları fikirleri ekonomik kalkınmadadır. Doğrudur!
Ama Türkiye’nin 1923-1939 arasındaki kalkınma hızı, 1950-2010 arasında ulaşılan kalkınma hızından çok daha fazladır. Demiryolları, iplik ve dokuma fabrikaları, şeker ve çimento fabrikaları CHP’nin eserleridir. Türk ağır sanayisinin anası olan Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın temeli 3 Nisan 1937’de atılmıştır. Cumhuriyet kurulduğunda kişi başına düşen milli gelir 43 dolar iken 1939’da 90 dolara çıkmıştır. İmalat sanayisinin GSMH’deki payı 1929’da yüzde 9 iken 1939’da yüzde 17’ye yükselmiştir. Demokrat Parti’nin 1950’den sonra başlattığı savruk ve hesapsız kalkınma, CHP’nin kurduğu ve yarattığı altyapı olmasaydı havada kalırdı. 1960’tan sonra gerçekleşen ekonomik kalkınma da Planlama’nın eseridir.
NANKÖRLÜK ERDEMSİZLİKTİR
CHP’nin kurduğu Cumhuriyet olmasaydı, Pakistan, Afganistan, Yemen ve öteki İslam ülkelerinden bir parmak ileri gidemezdik. Nankörlük erdemsizliktir, fazilet yoksunluğudur. Nankör adama güvenilmez!
ergenekon soruları..
mateser
Hangi sorular yöneltiliyor
DURUŞMA sırasında Balbay ve Özkan gazetecilere birer not gönderdiler.
Kendilerine yöneltilen sorulardan bir özeti içeriyordu bunlar.
- ÖZKAN’a...
- 20 yıldır aynı takım elbiseyi giydiğiniz doğru mu?
- Yamalı pantolon giyer misiniz?
- Taze fasulye sever misiniz?
- Domatesi ekmek arası yer misiniz?
- Neden Ergenekon örgütünü araştırmadınız?
- Susurluk’la ilgili o kadar araştırmanız ver, Ergenekon ile ilgili bize yardımcı olun, bildiklerinizi anlatın.
(Özkan’ın hâkime “Suçumu söyleyin” demesi üzerine savcı aynen şöyle diyor:
“Suçunu kendisi daha iyi bilmektedir...”)
- BALBAY’a...
- Kimi komutanların size anlattığı şeyler suç unsuru içermektedir. Bunlar niçin size anlatıldı?
- Atatürkçü Düşünce Derneği’nin size gönderdiği bazı iletiler var. Bu iletiler başka kimlere gönderilmiş olabilir?
- (Balbay TV görüşmesinde ‘bütün renkler aynı anda kirlendi’ kısmını söylemeden ‘birinciliği beyaza verdiler’ demiş. Bu görüşme ile ilgili savcılık yazılı sorgusunda şu soru yer almış:) “Beyaz kim?”
- Neden çok belgeniz var?
- (Balbay, bu belgeleri kitaplarında ya da haberlerinde kullandığını anlattıktan sonra yeni soru ile karşılaşıyor:) “Kitaplarınızı anladım ama neden çok belgeniz var?”
- Haberinize neden böyle bir başlık attınız?
- İlhan Selçuk size “Ankara’ya geliyorum, herkesi topla” demiş. (Telefonda) Herkes kimdir, kimlerdir, niçin siz topluyorsunuz?
y.bayer
--------
13 Ağustos 2010 Cuma
taip erdogan satmadık kiraladık
Çevreci tipler...
- Dereleri sattınız mı?
- Satmadık.
- Ya ne yaptınız?
- Devrettik.
- Ha, o başka.
*
Yemin etse başı ağrımaz!
*
Rize’de derelerin üstüne kurulan hidroelektrik santralının açılışını yaptı Başbakanımız... Ki, mahkemeliktir o santral, henüz kararı verilmemiştir... Yargı kararını filan beklemeden kurdeleyi kesen Başbakanımız, “bitakım çevreci tipler karşı çıkıyor” dedi.
*
İki ay önce...
*
Üç profesörümüz Bolu’da trafik kazası geçirdi, üçü de rahmetli oldu. Bir tanesi “üçüncü köprü İstanbul ormanlarını mahvedecek” şeklindeki rapora imza atan, Profesör Ahmet Hızal’dı... Bir tanesi ise, İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği Bölüm Başkanı Profesör Asuman Efe’ydi... “Bitki Ana” olarak tanınıyordu.
*
Nereye gidiyorlardı?
Kastamonu’ya.
Loç Vadisi’ne.
*
Küre Dağları’nın milli park alanı içinde kalan Loç Vadisi’ne hidroelektrik santralı yapmak isteniyordu ve ahali itiraz edince, mahkemelik olmuştu... Kastamonu İdare Mahkemesi de, bu üç saygın profesörümüzü “bilirkişi” tayin etmişti... “Gelin, yerinde inceleyin, ağaçlar katledilecek mi, çevre zarar görecek mi, rapor yazın, ona göre karar vereyim” demişti.
*
Çevreci tipler yani...
*
Ve, maalesef kaza oldu, bilirkişi heyeti öldü. Ama, içimi sızlatan sadece bu değil... O kaza, tüm basınımızda haber yapıldı. “Bitki Ana”nın tüm gazetelerimizde, tüm televizyonlarımızda “hep aynı fotoğraf”ı yer aldı. Hep aynı vesikalık fotoğraf...
Akbil kartından alınmıştı.
*
Çünkü... Ömrünü memleketin ormanlarına adayan “Bitki Ana”, o feci kazada hayatını kaybedene kadar, tek bir kare bile haber olmamıştı Türk basınında!
*
Ne bir üniversite fotoğrafı.
Ne bir konuşma fotoğrafı.
*
Çantasından Akbil vesikalığı çıkmasaydı, o güne kadar kendisinden tek satır bahsetmeye tenezzül etmeyen Türk basını, fotoğrafsız vermek zorunda kalacaktı “Bitki Ana”yı.
*
Dolayısıyla...
Dereleri, ormanları haşat eden santralları “şahane oluyor” diye gümbür gümbür manşet yapan Türk basınına, “bitakım çevreci tipleri” şikâyet etmekte haklı...
*
Kim oluyor ki, o çevreci tipler?
Hangi hakla pişmiş aşa su katıyorlar?
Göstermeyin kardeşim bunları.
Konuşturmayın. Yazmayın
yılmaz özdil
İki villa arasındaki 10 fark
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Harbiden villa... BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Villacık...
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Çok değerli bir tepede...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: “Emekli cenneti” denebilecek bir yerde...
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: “Para peşin, kırmızı meşin” durumu söz konusu olmuş.
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Kooperatif dayanışması ve banka ipoteğiyle kotarılmış.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Kolayca paha biçilemiyor.
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Kolayca paha biçilebiliyor.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Alengirli havuzu az kişi tarafından kullanılacak...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Alengirli olmayan havuzu çok kişi tarafından kullanılacak.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: İktidarda iken alınmış...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Muhalefette iken alınmış...
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Yeterince büyük...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Yeterince küçük...
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: “Yandaşları” susturmuştu...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: “Yandaşları” konuşturuyor.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Aynısından çok kişide yok...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Aynısından çok kişide var.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Melih Gökçek’in dolaylı katkısıyla gündeme gelen villa...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Melih Gökçek’in doğrudan katkısıyla gündeme gelen villa...
a.hakan
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Çok değerli bir tepede...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: “Emekli cenneti” denebilecek bir yerde...
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: “Para peşin, kırmızı meşin” durumu söz konusu olmuş.
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Kooperatif dayanışması ve banka ipoteğiyle kotarılmış.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Kolayca paha biçilemiyor.
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Kolayca paha biçilebiliyor.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Alengirli havuzu az kişi tarafından kullanılacak...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Alengirli olmayan havuzu çok kişi tarafından kullanılacak.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: İktidarda iken alınmış...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Muhalefette iken alınmış...
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Yeterince büyük...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Yeterince küçük...
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: “Yandaşları” susturmuştu...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: “Yandaşları” konuşturuyor.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Aynısından çok kişide yok...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Aynısından çok kişide var.
- ÜSKÜDAR’DAKİ VİLLA: Melih Gökçek’in dolaylı katkısıyla gündeme gelen villa...
BURHANİYE’DEKİ VİLLA: Melih Gökçek’in doğrudan katkısıyla gündeme gelen villa...
a.hakan
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Ciddi bir siyasi ahlak meselesi
![]() |
| leman |
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Aydın’a gitti ve bir miting ile toplu açılışlar yaptı.
Açılışını yaptığı yerlerin bir bölümü daha önce açılmıştı, bir bölümü de açılış yapılmasına rağmen henüz kullanılabilecek durumda değil. Haksızlık etmeyeyim, yeni yapılmış ve hizmete girecek olanlar da vardı.
Başbakan, devlet olanaklarıyla bir siyasi miting yaptı. Törendeki konuşmasının çok büyük bölümü referandumda nasıl oy kullanılması gerektiği ile ilgiliydi.
Başbakan’ın referandum mitinginde vali de konuştu.
Belki de MHP binasındaki pankartı polis zoruyla indiren bir valinin siyasal bir mitingde konuşmasını çok yadırgamamam gerekirdi.
Bununla da kalmadı, Aydın ve ilçelerinde bu mitinge katılmak isteyen kamu görevlilerinin idari izinli sayılacakları da resmi yazılarla duyuruldu.
Öte yandan benzer bir iş de Antalya’da yapıldı. Belediye kentin dört bir yanını “Hayır” afişleriyle donattı ama bu “Hayır”lar orman yangınları, trafik kazaları filan içinmiş!
Hepimizin zekâsına hakaret niteliğinde bir açıklama bu.
Her iki durum da neresinden bakarsanız bakın hem Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı yasaklara ve konuyla ilgili yasaların gerçekleştirmek istedikleri şeye aykırı bir iş.
Dün de bu konuyu yazmıştım.
Yasalar, siyasi rekabette eşitlik bozulmasın, vatandaşlar tercihlerini özgürce kullanabilsinler diye yapıldı.
Arkalarından dolanmak, devlet ve belediye olanaklarıyla propaganda yapmak siyasi etiğe uygun bir iş değil.
AKP’nin de CHP’nin de aldıkları Hazine yardımı, bu mitingleri kendisinin düzenlemesine de yetecek kadar büyük ve zaten Hazine yardımı bu amaçla partilere veriliyor. Devlet olanakları istismar edilmesin, siyaset sadece paralı insanların işi olmasın diye!
Bu sözü size kim söyledi?
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, “Bana Menderes’in akıbetini bilmiyor musun diyorlar. Biz bu yola beyaz gömleğimizi giyerek çıktık. Ruhumuzu, canımızı bu uğurda vakfettik” dedi.
Daha önce de yazmıştım. Başbakan, sekiz yıldır iktidarda ve canının istediği her şeyi yapabiliyor ama bu “beyaz gömlek-kefen” metaforundan da bir türlü vazgeçemiyor!
İnternette şöyle bir araştırma yaptım, gazete köşelerinde ya da siyasi parti liderlerinin demecinde, Başbakan’ın kendisine söylendiğini iddia ettiği bir söze ya da imaya rastlamadım.
Birileri bunu söylüyorsa, demek ki Başbakan’ın kulağına bunu özel olarak fısıldıyorlar.
Demek ki Başbakan artık mağdur edebiyatının bunca yıllık iktidardan sonra tutmadığını gördü, “potansiyel mağduru oynamaya” karar verdi.
Her gün düzenlediği mitinglerden birinde bu sözü kimin söylemiş olduğunu açıklasa da hepimiz öğrensek, ne kadar iyi olurdu.
Başbakan, mitingde, “Merhum Menderes, demokrasi dedi, özgürlük dedi, yeter söz milletindir dedi. 12 Eylül Menderes’in vasiyetinin yerine getirileceği tarihtir” diye konuştu.
Menderes’in bir askeri darbe ile görevinden uzaklaştırılması ve idam edilmiş olması elbette herkes için bir utançtır.
Ama Başbakan kusura bakmasın, rahmetli Menderes’in demokrasi anlayışı, bugünün ölçülerine hiç sığmıyor.
Tahkikat komisyonları, basına getirilen kısıtlamalar, hapislerde süründürülen aydınlar, cadı avına dönüştürülen komünist tevkifatları, mahkemelere belli amaçlarla atanan yargıçlar o dönemden tarih kitaplarına kalmış şeyler.
Rahmetli Menderes de ne yazık ki Türkiye’nin sağcı politikacılarının çoğu gibi “kendine göre bir demokrasi” istiyordu.
Başbakan, kendisi ile Menderes arasında bir benzerlik arıyorsa o da işte tam bu noktadır!
m.nuriyılmaz /hurriyet
Komutan adaylarımı açıklıyorum
| nuri kurtcebe cizmiş |
Komutan adaylarımı açıklıyorum
Haber kanalı seyrediyorum...
Duayen bi gazeteciyi çıkardılar.
“N’olacak şimdi?” diye sordular.
“İnanın bilmiyorum” diye başladı.
*
Saat tuttum... 22 dakika anlattı.
*
Ben kendi payıma bildiklerimi bile iki dakka anlatamam, adamı “reklam arası vermemiz lazım” diye susturmasalar, 222 dakka anlatacaktı bilmediklerini!
*
E böyle olmaz tabii...
Yapıcı öneriler lazım.
*
Hilmi Özkök’ü Kara Kuvvetleri Komutanı yapın mesela... Tecrübeli.
*
“Muvazzaf general mi kalmadı kardeşim, emekli generalden komutan olur mu?” derseniz...
Terörle mücadele eden yüzlerce muvazzaf general varken, emekli generali terörle mücadele koordinatörü yapmadınız mı kardeşim? Muvazzaf general mi yoktu?
*
O olmadı, birinci ordu komutanını kuvvet komutanı yapın, boşalan yere, Liman von Sanders’i birinci ordu komutanı yapın... Yapmadınız mı daha önce?
*
(Donanma komutanımız Souchon Paşa, genelkurmay ikinci başkanımız Bronsart Paşa, birinci ordu komutanımız Liman von Sanders Paşa’ydı, malum... Bütün payeler Alman subaylarına verilince, 276 kiloluk top mermisini paşa paşa sırtında taşıma payesi de, Seyit onbaşıya kalmıştı haliyle!)
*
“Almanya’dan general ithalatı memlekete pahalıya maloldu” diye endişe ediyorsanız, sıkmayın canınızı...
“General” mobile var.
Çakma, Çin malı.
Orijinaliyle aynı işi görüyor.
*
Şaka bir yana, üç beş apoletlinin oturup general seçmesi, demokrasiye aykırıdır aslında... Madem hevesi var, illa komutan olmak istiyor, kışlalarda miting yapsın general adayları... Cemselerin üstüne çıkıp, vaatlerde bulunsunlar, “alakart karavana yapıcam, suşi, her gün çarşı izni, her akşam aç aç” filan...
Ona göre karar versin erat.
*
Tabii, kararı onbaşıya çavuşa bırakırsan, gidip en çok sevdikleri astsubaylara oy verirler, benim tercihim öyle olurdu en azından... Astsubayların general olmasını engellemek için, yüzde 10 barajı getirilsin... Eşit oy alanlar “koalisyon komutanı” olsun... Afganistan’da
Irak’ta yok mu koalisyon güçleri
komutanı? Pentagon’dan iyi mi bilicez...
Sırayla yapsınlar.
*
Denizi olmayan başkentte deniz kuvvetleri komutanlığının ne işi var?
TOKİ’ye devredilsin...
Selimiye Kışlası’nın manzarası şahane, yan gelip yatma yeri olmadığına göre, belediye başkanı otursun oraya...
Ve, “Allah’tan bunlarla savaşa girmemişiz” dediğine göre, anlıyor demek ki bu işten, hazır gözleri de yaş’lı, Bülent Arınç olsun genelkurmay başkanı.
yılmaz özdil hürriyet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Para - borsaile ilgili herşey
sitene html kodları
HTML KODLARI SEÇ BEĞEN
- Sitene Direkt Okunan Süper Fıkra Koy
- Sitene Fıkra Menüsü Koy Ekle
- Güncel Dış haberleri Sitene Ekle
- Sitene Şans Oyunları Sonuçları
- Efekt
- Sitenede Çıkınca Mesaj Verilsin
- Tüm Sayfayı Soldan Sağa Kaydırma
- Resim Slayt
- Haber Kodu Sitene Hber Koy
- Sitende Jennifer Lopez - Get Right Çalsın
- Sitende Beyonce - Naughty Girl Çalsın
- Sitende Celine Dion - My Heart Will Go On (tıtanıc) Çalsın
- Sitende Eminem - Mocking Bird Çalsın
- Sitende Eminem Ass Like That Çalsın
- Sitende Sean Paul - We'll Be Burning Çalsın
- Sitende 50 Cent - Just A Lil Bit Çalsın
- Sitene Canlı TV Ve Radyo Ekleyin
- Sitene Takvim Ekle
- Gelişmiş Arama Motoru
- bilgi.com un Web Arama Motoru
- bilgi.com un Video Arama Motoru
- Google Arama Motorunu Sitene Koy
- Sitene Yahoo Arama Motorunu Ekle
- Sitene LiveSearch Arama Motorunu Koy
- Giriş Sayfası Yapma Kodu
- Sitende Türkçe Tarih Olsun
- Kayarak Açılan Sayfa
- 24 Saat Müzik Kaliteli Radyo
- Sayfanıza Sihay Baloncuk Yağsın
- Sitenize Sağ Tuş Engeli Koyma
- Resmin Kodu
- Resmin Kodu 2
- Resmin Kodu 3
- Boyuna Haber Kodu
- Siteni Animasyonlu Bir Şekilde Aç
- Sitene Canlı Radyo Koy
- Sitende 20 Tane Oyun Yayınla
- Sitene Başka 20 Tane Oyun Koy
- Dünya nın En Çok Ziyaret Edilen Türkçe Web Siteleri Kodu
- Sitene Dünyanı En Çok Ziyaret Edilen Sitelerinin Listesini Koy
- Google ı Sitenin İçine Koy
- Bilgisayara Göz Atma Kodu
- Sitene Kutucuk Koy
- Button Kodu
- Giris Sayfası Yapma Kodu
- Linke Gelince Altta ve Üstte Çizgileri Oluşuyor!
- Döviz Kurları
- Devletim.com Listesi
- Sitene Video Oyun Animasyon
- 8 Tane Güncel Oyun
- Günlük Burç
- Güncel Teknoloji Haberleri
- Sitene Güncel Magazin Haberleri
- Matrix Arka Plan Efekti
- Sayfa Her Yenilendiğinde Arka Planın Rengi Değişir
- Uzay Arka Plan
- Buttonun Üstüne Gelince Kaçıyor
- Mause Efekti Mausenin Etrafında Renkli Pullar Dönüyor
- Mause Arkasından Renkli Renkli Simler Bırakıyor
- Sitene Dıgıtal Saat Koy
- Sitene Açılan Menü Ekleyin
- Resim Efektleri Resme Tıkla Uçsun
- Sitenizde Kilo Hesaplayıcınız Olsun
- Sitenize Gazeteler Köşesi
- Tüm İllerin Hava Durmuları
- Süper Haber Listesi Kodu
- Sitenize TV Dde Bugün Menüsü
- Siten İçin Süper Bir Arama Motoru
- Güncel İnternet Haberleri
- Hergün Güncellenen Spor Haberleri
- Efekt
- Sitenede Çıkınca Mesaj Verilsin
- Tüm Sayfayı Soldan Sağa Kaydırma
- Resim Slayt
- Haber Kodu Sitene Hber Koy
Yabancı Kaynaklar
| <CNN (ABD) New York Times (ABD) Usa Today (ABD) Washington Post (ABD) Der Spiegel (Almanya) Die Welt (Almanya) The Australian (Avustralya) Le Soir (Belçika) Jornais do Brasil (Brezilya) China Online (Çin) Lemonde (Frana) Liberation (Fransa) Dernieres Nouvelles d'Alsace (Fransa) Tous les journaux (Fransa) The Sun (İngiltere) Guardian (İngiltere) Periodicos (İspanya) Giornale (İtalya) Corriere Della Sera (İtalya) Japan Times (Japonya) Ahram (Mısır) Dawn (Pakistan) Jornais Portugueses |
Akşam Gazetesi
Birgün Gazetesi
Bugün Gazetesi
Cumhuriyet Gazetesi
Evrensel Gazetesi
Güneş Gazetesi
Halka ve Olaylara Tercüman
Hürriyet Gazetesi
Kurultay
Milli Gazete
Milliyet Gazetesi
Ortadoğu Gazetesi
Radikal Gazetesi
Sabah Gazetesi
Star Gazetesi
Şok Gazetesi
Takvim Gazetesi
Türkiye Gazetesi
Vakit Gazetesi
Vatan Gazetesi
Yeni Asya Gazetesi
Yeniçağ Gazetesi
Yeni Mesaj Gazetesi
Yeni Şafak Gazetesi
Zaman Gazetesi


