Bu Blogda Ara

6 Mayıs 2008 Salı

Atatürk o vekili trenden kovmuş

Atatürk o vekili trenden kovmuş
Atatürk o vekili trenden kovmuş
07 Mayıs 2008 Çarşamba 08:56
Atatürk namaza nasıl bakıyordu? Tartışmalara ilişkin o dönem yaşanmış çarpıcı bir örnek çıktı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün, namaz kılan yüksek rütbeli bir subayı ihbar eden milletvekilinin trenden indirilmesini istediği ortaya çıktı. Atatürk, aynı milletvekilinin tekrar seçilmesini de engellemiş.

Bu olayı aktaran Dumlupınar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Atatürk'ün, gammazcı vekil hakkında, "Bu adam namaz kılmayı kendi aklınca suç görüyor." dediğini söylüyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınladığı aylık Diyanet dergisinin nisan sayısında 'Atatürk, Din ve Din Adamları' konusu işlendi. Atatürk'ün din konusundaki düşünceleri ve uygulamaları, resmî dairelerde namaz kılanları ve bu kurumlarda mescit bulunduğunu gammazlayanlara en güzel cevabı veriyor.
Dosyayı hazırlayan Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Atatürk'ün din ve lâiklik hakkındaki görüşlerinin 'en az bilinen ve en çok istismar edilen' yönü olduğunu söylüyor.

Yazıda Atatürk'ün din adamlarına ve dinî vecibelerini yerine getirenlere karşı son derece saygılı olduğu yaşanmış bir örnekle anlatılıyor. Prof. Dr. Sarıkoyuncu'nun anlattığına göre olay şöyle gerçekleşiyor:

Atatürk, 1930 yılında Fevzi Çakmak'la birlikte trenle yurt gezisine çıkar. Kompartımanında ülke sorunlarını konuşurlarken bir milletvekili içeri girip, Atatürk'ün kulağına bir şeyler söyler. Atatürk'ün kaşları çatılır, Fevzi Paşa'ya dönerek, "Paşam, lütfen beni takip ediniz, arkadaşlar bir haber getirdi, inceleyelim." der. Hep birlikte diğer vagona geçtiklerinde yüksek rütbeli bir subayın kanepe üzerinde namaz kıldığını görürler. Atatürk, mareşale dönerek şöyle der:

"Paşam, bu adamın (gammazcıyı işaret ediyor) biraz evvel kulağıma gizli bir şeyler söylediğini gördünüz. Bu adam muhafız kıtasına mensup yüksek rütbeli bir subayın namaz kıldığını gammazladı. Bu adam namaz kılmayı kendi aklınca suç görüyor. Durumu size göstermek için buraya kadar zahmet ettim." Atatürk ilk istasyonda milletvekilini trenden indirir ve gelecek dönem milletvekili seçilmesini de engeller.

Mükremin Albayrak/Zaman

4 Mayıs 2008 Pazar

versohaber.com Verso Siyasi Araştırmalar Merkezi'nin analizleri

ERGENEKON OPERASYONUNDA AMAÇ, "TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ'NİN ÜZERİNDE TAHAKKÜM KURMAKTI."

"KAPATMA DAVASININ İLK PERDESİ BİTMEDEN ÇANKAYA KÖŞKÜ; İKİNCİ PERDEYİ AÇMIŞTIR.

AKP ÇEVRELERİ, ERDOĞAN’IN YERİNE KİMİN BAŞBAKAN ATANACAĞINI ARAMAYA BAŞLADILAR.

CUMHURBAŞKANI KİME BAŞBAKANLIK GÖREVİ VERİRSE O PARTİYE BAŞKAN OLUR.”

“ERHAN GÖKSEL’ in 27 NİSAN 2008’ de FLASH TV’ de YILMAZ TUNCA’ nın SUNDUĞU 5. ‘GERÇEK GELECEK’ PROGRAMI

“Okuma alışkanlığı olmayan hiç bir ülkede bilimsel gelişme olmaz.”
“Rusya’ya rağmen ülkemizden boru hattı geçmesi, hayaldir.”
“Başbakan Sabah ihalesinin ertesinde eleştiriler üzerine Meclis Grubunda AKP’yi eleştiren medyaya; “sizi de mi satın almamızı istiyorsunuz” diyerek, göz dağı vermiştir.”
“Kamu malı satılırken kamu bankalarından kredi almak etik değildir ve dünyada hiçbir ülkede böyle bir gerçek yoktur.”
“Halk bankası bugüne kadar tek kişiye en yüksek kredi olarak 125 milyon dolar verdik derken; tek kişi olarak Çalık Grubuna 375 milyon dolar krediyi nasıl vermiştir?”
“Bugün dünyada faizler bu kadar yükselmişken, Vakıfbank, Çalık için verdiği krediyi aynı koşullarla kendisi bulabilir mi?
“Sabah - Atv satışında aslında ihale olmuş sayılmaz, tek alıcı vardır.”
“Medya Türkiye’yi hep yönetmek istedi; yönetemeyince de İktidarı paylaşmak istedi.”
“Başbakan Kartel’in üzerine giderse halkın kendisini destekleyeceğinin farkında.”
“Başbakan “Kapatma Davası” ilerledikçe Kartel’in üzerine geleceğini biliyor ve Kartel’den önce davranacak gözüküyor.”
“Hükümetin Yaşar Büyükanıt Paşa’nın görev süresini uzatarak İlker Başbuğ Paşa’yı emekli etmek istemesinin temel nedeni neydi?”
Karamehmet’i Medya’da batırmak için beş yıldır uğraşan Kartel’dir.”
“1995’de Cudi dağında helikopterle uçurularak kendilerini Kuzey Irak’ta sanarak yazı yazan gazeteciler kim di?”
“Medya’da iki tür “kirli” insan var; bunlar ya cahildirler ya da bilgilerini menfaatleri için kullanırlar.”
“Son altı günde 11 şehit verdik; medya için haber değeri bile olmadı.”
“ABD Genel Kurmay Başkanı “İran’a askeri operasyonu değerlendiriyoruz” dedi; Küresel Sermaye bu haberin Türk Medyası’nda yer almasına engel oldu.”
“İsrail ile Türkiye arasında bir politika olduğu gerçek değildir.”
“İsrail’in Golan’dan çekilmesi İsrail açısından imkansızdır. Çünkü; Golan’ı elde tutan tüm İsrail’e hakim olur.”
“Şam ile Washington’u aynı kefeye koymak stratejik olarak akıl alır değildir.”
“İsrail, iç demokrasisi en gelişmiş devlettir, ancak, demokrasisi sadece Yahudiler içindir.”
“Türkiye Ortadoğu Dış Politikasında “avantacılığa” soyundu.”
“Başbakan’ın madem o kadar Suriye üstünde etkisi var; o zaman Hatay ovasını besleyen Asi nehrinin kesilen suyunu artırsın.”
“Abdullah Gül’ün yakınları; “Gül yanından ayrıldı, Başbakan bu işi götüremiyor lafları yayıyorlar”.
Atatürk’ün Hatay’da yaptığını, şimdi de Kürtler Kerkük’te bize yapacaklar.”
“Bu coğrafyada varlığımızı TSK’ne borçluyuz.”
“Türk Halkından gerçekler kaçırılıyor; “Zap Kampı” Türkiye sınırına 14 km uzaktadır.”
“Ecevit, İsrail’e “soykırım suçlaması” yaptı 2001 krizini kucağında buldu.”
“Bugün Partiler dışarıdan yardımı; dolaylı olarak “yandaşlarına destek” olarak alıyorlar. Bu dış destekler Partileri destekleyen vakıflara, gazetecilere, sivil kuruluşlara yağıyor.”
“Bu ülkeyi ayakta tutan değerler yabancılar tarafından sistematik olarak yok ediliyor.”
“Başbakan’ın “ayaklar baş olursa kıyamet kopar” sözüyle haddini aşmıştır. Kendi geldiği yeri unutmuş gözükmektedir.”
“DİSK Başkanının “Biz ayaktakımı olarak cevap vereceğiz” diyerek işçileri “ayaktakımı” kabul etmesidir. İşçi temsilcisi olarak sen “ayaktakımı” lafını kabul edersen; seni “ayaktakımı yerine koyacak” çok adam bulursun.”
“Körfez ülkelerinden alınan kimi krediler “kara para” aklamak içindir.”
“Kartel kimi CHP’nin başına geçirmek istiyor.”
“İş Bankasının verdiği her kredide CHP’nin 4 üyesinin imzası vardır ve bu nedenle Kartel kendi yöneteceği lideri CHP başına geçirmek istemektedir.”
Hanefi Avcı ve Sabri Uzun’u ekarte edenler, Ergenekon operasyonuyla Başbakan Erdoğan’ı polisleştirmek isteyenlerdi.”
“Başbakan’a muhbirlik yapanlar, Bizzat bu kişileri ekarte edenlerdir.”
“Sabri Uzun’u “Fethullahçı” diye Genel Kurmay’a şikayet edenler, emniyet içindeki Fethullahçı Polisler’di.”
“Çete suçu minimum 13.5 yıl ceza gerektirir. Bakalım Ergenekoncular adi suçlu olarak 13.5 yıldan az mı ceza alacaklar, yoksa çeteden daha fazla mı?”
“Ergenekon Operasyonu’nu yöneten kimi polisler Başbakan Erdoğan’ı korkutarak teslim almak istiyorlar.”
“AKP kapatılır ve Başbakan yasaklanırsa; bağımsız aday olamaz. Olacağını söyleyerek Başbakan’ı kendi çevresi yanıltmakta ve tuzağa sürüklemektedir.”


29 Nisan 2008 Salı

TanrI zar atmaz Einstein

Einstein, hiçbir şeyin ışık hızını geçemeye ceğine inanıyordu, tesadüflerin bile...

De Moivre, “Olasılık Teorisi”nin temellerini atmakla kalmıyor; matematiği zarlar ve oyunlarla açıklıyordu. Moivre, kitabında şansın aslında yanılsama olduğunu, gelişigüzel gibi görünen her şeyin fiziksel bir nedeni olduğunu iddia eder

TanrI zar atmaz

700’lerin başında, Londra’da, yaşayan Abraham De Moivre adındaki bir matematikçi, kumarbazlar için olasılıklar hesaplayarak geçimini sağlamış. Yaklaşık on yıl bu işi yaptıktan sonra, teorilerini Şans Doktrinleri isimli, 52 sayfalık küçük bir kitapta toplayan De Moivre, “Olasılık Teorisi”nin temellerini atmakla kalmıyor; matematiği zarlar ve oyunlarla açıklıyordu. Moivre, kitabında şansın aslında yanılsama olduğunu, gelişigüzel gibi görünen her şeyin fiziksel bir nedeni olduğunu iddia eder.

Nobel ödüllü fizikçi Wolfgan Pauli gibi pek çok fizikçinin “Tanrı’nın ayırdığını hiçbir kul bir araya getiremez” diye suçladığı Einstein, parçaları birleştirmeye çalışıyordu. (fizikçiler genellikle birşeyi en küçük parçasına kadar ayırmaya uğraşırlar). Kuşkusuz Eisntein, “evrenle kumar oynanmayacağını” biliyordu. “Tanrı zar atmaz” sözleriyle evrenin olağanüstü bir düzenle var olduğuna inandığını söylüyor; ama yine de, “Kozmik Teori” ile temel kuvveti, kütle çekimini, elektromanyetizmayı, iki nükleer kuvveti birleştirip, evrendeki tüm kuvvetleri küçük bir denkleme sığdırarak, “Tanrı’nın zihnini okumayı” umuyordu. Her sabah uyandığında güne; “Eğer Tanrı olsaydım, evreni, bizi yöneten fizik yasalarını nasıl yaratırdım?”diye başlayan Einstein, hiçbir şeyin ışık hızını geçemeyeceğine inanıyordu, tesadüflerin bile... “Tanrı’nın evrenle kumar oynadığına inanmam” sözü ile atomaltı parçacıkların hareketlerini öngören kuantum teorisine hep mesafeli durdu. Kuantum mekaniği henüz emekleme aşamasındaydı.

BİLİMİN GELDİĞİ SON NOKTA

“Sen bir çiçeği ezemezsin / Bir yıldızı rahatsız etmeden” sözü doğru olabilir miydi? Birbirlerine uzak nesneler, görünürde aralarında hiçbir bağ olmasa da birbirlerinden etkileniyorlar mıydı? Uzmanlar uzun süre, bölünebilirlik ve yerellilik ilkesini kabul ettiler yani, “Eğer iki sistem bir zaman periyodu içinde birbirlerinden dinamik olarak soyutlanmışlarsa, birinci sistem üzerindeki ölçüm, ikinci sistem üzerinde gerçek bir değişiklik yapamaz” ya da Einstein’in savunduğu “hiçbir etki ışık hızından daha hızlı yayılamaz.” 1964’te İskoç fizikçi John Bell, oluşturduğu kuramla Einstein’ın belirsizlik ilkesini ve hiçbirşeyin ışıktan hızlı olamayacağı tezini çürüttü. Saklı değişkenler vardı, elektronların, atomaltı parçacıkların, fotonların dünyasanda mekânsız bağlantılar gerçekliğin kendisinin de mekânsız olduğunu kanıtlıyordu.

Paul Davis, “Bilim İnsanı Tanrı’ya yaklaştıran en güvenli yolllardan biridir”diyor . Kimileri için tersi de geçerli olsa, araştırmalar sonucu bulunan çok sıfırlı sayılar, sonsuz uyum hatta uyumsuzluklar arasındaki denge pek çok kişi için Tanrı’nın varlığının ispatı. Bilimin geldiği, geleceği son noktanın, insan bilincinin kavrayabileceği son nokta olması ne kadar trajik değil mi? Fizik, kimya, matematik, biyoloji ya da aklınıza gelebilecek herhangi bir bilim dalı aslında insanın bilinmeyeni anlama çabasındaki yetersizliğinin de ispatı gibi. İnsan küçük, evren büyük, üstelik adım başı kara delik, bir adım ötesi boşluk. Üstelik, en temel saydığımız bilimsel verilerin çoğu doğrudan yapılan deneylerle elde edilemiyor. Dünün bilimsel doğruları, bugünün bilimsel yanlışları olabiliyor. Yanlış çoğu zaman başka bir yanlışla yer değiştirerek bilimin arka bahçesine gömülüyor. Bilim güneşin ateşini nabzını tutmadan ölçer. Yıldızlara gitmeden, uzaydaki gazların cinsini ve oranını tahmin eder. Bilimsel kuramları ispatlayacak sonuçlar ortaya çıkmazsa, henüz bu konuda yeterince çalışılmadığı gerekçesi ile her şey açıklanabiliyor. Geçmişinde “yalancı tanrı rolü”nü oynamaya çalışan bilim, bugün yaşadığı kuantum sıçramanın ardından günah çıkaracağı gerçek “Yaratıcı”yı, “her şeyin Teorisi”nin üstündeki “Üst aklı” arıyor. Dün, Tanrı’nın varlığını sorgulayan bilimsel metodlar, bugün gelişmiş fizik ve kozmoloji bilgileri eşliğinde insanüstü bir gücün varlığına dair eski inancı desteklemek için kullanılıyor.

DENETİMSİZ GÜÇLER

Einstein’a göre, hepimiz çok uzaklardan çalınan, görülmeyen bir kavaldan gelen gizemli ezgiyle dans etmekteydik; “her şey, bir sinek için de, bir yıldız için de, bizim üzerinde denetim kuramadığımız güçler tarafından belirlenmiştir. İnsanlar da, sebzeler de kozmik toz da bu gücün etkisindedir.” Bu bilimin henüz evrenin belli gerçeklerini ölçebilecek güçte olmadığına inanan determinist akımın da anafikriydi; “Hiçbir şey nedensiz değildir, her şeyin bir sebebin sonucu olarak ortaya çıkar fakat biz bu ‘Asıl sebebi’ bilemeyiz.” Einstein kuantum mekaniğinin olasılıkları sonuç gibi sunmasına itiraz ediyordu. Yine de herkes kendi “olasılık” hesaplarına göre oyuna katılıyor. Bilimsel çalışmalar bazen sonu bilinmeyen bir kumara dönüşebiliyor. Rakamlar arttıkça, ihtimaller ve açılımlar zenginleşiyor.




İstatistikçi bahisleri

Sermayeniz aklınız ve sayılarsa oyuna girmeden bütün ihtimalleri göz önüne almaya çalışırsınız. Ya, zaten oyunda iseniz ve varoluşa ilişkin düşünceleriniz koca bir yanılgıysa, sonunda sizi cehennemin dibine yollayacak bir ihtimale “bütün servetinizi” koymak ister miydiniz? Adam Fawer, istatistik ve işletme okumuş bir yazar. Şimdilik yalnızca ülkemizde 22 baskı yapan, Olasılıksız’ı, Alev Alatlı’nın Schrödinger’in Kedisi’ni hatırlamadan okumak mümkün değil. Alatlı, 1999’da ülkemize kuantum ve olasılık teorisi ile yazılmış ilk romanı hediye etmişti. İki yazar da roman kurgusuyla, modern fiziği harmanlıyor, felsefe ve entrik unsurlarla birleştirerek kuantum evrenin işleyişini anlatıyorlar. İki bilimsel kitap da Einstein’ın tezini, kuantum dünyasının olasılık denizine atıyor. Yalnızca Alatlı pek çok yönden Fawer’dan daha başarılı.

Tanrı’dan bahsetmeden evrenin başlangıcını açıklamanın imkânsız olduğuna inanan, Stephen Hawking, “Benim çalışmalarım bilim ve din arasındaki bir çizgide bulunuyor ama ben bu çizginin bilimsel yanında kalmayı deniyorum” diyor. Bilim, dini argümanlarla tartışılmaya başlanınca felsefeye yaklaşsa da “Yaratılış”a ait bilimsel meraklar ister istemez pek çok araştırmacıyı bu yöne çekiyor.

KAYNAKÇA

1- Abraham De Moivre, The Doctrine of Chances,

Londra, 1712

2- Şair Francis Thompson’un “The Mistress of Vision” isimli şiirinden

3- J.C. Polkinghorne, The Quantum World, Londra, 1984,s.73

4- The Accidental Universe, Paul Davies, Cambridge, 1982

5- Olasılıksız, Adam Fawer, April y., 22 bs., 2007

6- Shrodinger’in Kedisi, Alev Alatlı, (1. Kitap Kabus 1999),

( 2. Kitap Rüya 2001) Alfa yay.



Nalan Yıldız

25 Nisan 2008 Cuma

'Ayak'lar 'baş'ı dinlemiyor /radikal manset/mateserajans

'Ayak'lar 'baş'ı dinlemiyor

'Ayak'lar 'baş'ı dinlemiyor
1977'deki olaylı 1 Mayıs'tan sonraki yıl işçiler son kez Taksim'e çıkabilmişti. İstanbul Valiliği'nin bu yıl da izin verilmeyeceğini açıklamasına karşın, sendikalar ve birçok sivil toplum örgütü Taksim Meydanı'na çıkmakta kararlı.
On binlerce işçi, Başbakan'ın 'Ayaklar başları yönetemez' diyerek karşı çıktığı Taksim'deki 1 Mayıs kutlamasına hazırlanıyor. Üç koldan girilecek meydanda 500 bin kişinin toplanması hedefleniyor

25/04/2008 (1494 kişi okudu)

İSMAİL SAYMAZ (Arşivi)

İSTANBUL - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar" sözleriyle karşı çıkmasına karşın, sendikalar ve meslek örgütleri 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlayacak.
Tarihsel adıyla, 1 Mayıs İşçi Bayramı'nda, Bakanlar Kurulu kararıyla da 'Emek ve Dayanışma Günü'nde Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederayonu (DİSK) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Taksim Meydanı'na üç koldan gelecek. Şişli'de DİSK, Dolmabahçe'de Türk-İş ve Şişhane'de KESK pankartları arkasında buluşacak yaklaşık 75 sendika, meslek örgütü, siyasi parti ve dernek, meydana doğru yürüyecek. Üç konfederasyonun oluşturduğu Tertip Komitesi, "Ayakların başı yönettiği yerde kıyamet kopar" diyen Başbakan'a da sürpriz bir dövizle yanıt verecek. Komitenin 1 Mayıs kutlamasına ilişkin hazırladığı plandan bazı başlıklar şöyle:

Büyütmek için tıklayınız

  • Türk-İş Dolmabahçe'de toplanıp Gümüşsuyu'ndan Taksim'e yürüyecek. Bu noktada, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokratik Sol Parti (DSP) ve Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) de buluşacak.
  • DİSK, Şişli Camisi'nin avlusunda buluşup Harbiye üzerinden yürüyecek. DİSK'e Türkiye Komünist Partisi (TKP), Halkevleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve 11 örgütten oluşan Devrimci 1 Mayıs Platformu katılacak.
  • KESK'in buluşma noktası ise Şişhane. KESK, Tarlabaşı üzerinden Taksim'e yürüyecek. KESK'e Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Diş Hekimleri Birliği, Demokratik Toplum Partisi (DTP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) ve Ezilenlerin Sosyalist Platformu'nun oluşturduğu Emek, Barış ve Demokrasi Bloku katılacak.
  • 1 Mayıs kutlamasına katılanlar saat 10.00'dan itibaren toplanmaya başlayacak, saat 11.00'de de yürüyüşe geçilecek. Komite saat 13.00'te alana girişlerin tamamlanmasını planlıyor.
  • 23 Nisan 2008 Çarşamba

    Ayakların başı yönettiği yerde kıyamet kopar aysun kayacı haklıymış,

    AYAKLAR BAŞI YÖNETMEZ: Sendikaların 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama isteğine karşı çıkan Erdoğan, partisinin dünkü Meclis grubunda şunları söyledi: "Ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar. Biz, sevginin, barışın, kardeşliğin egemen olduğu bir ülkenin tesisini istiyoruz. Bunun için her ilde valilik, toplantı ve gösterilerin, yürüyüşlerin yapılacağı meydanları hazırlar. Bizler de sivil toplum örgütleri de buna uyarız. İstanbul’da biz mitinglerimizi hep Kazlıçeşme’de, Ankara’da Tandoğan’da, Sıhhıye’de yaptık. ’Hayır, bize illa Kızılay’ı vereceksiniz’ demedik. Böyle bir dayatmanın içinde olmadık. ’İstanbul’da da illa bize Taksim’i, Sultanahmet’i vereceksiniz’ demedik."

    TAKSİM ISRARI ŞIK DEĞİL: Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: İstanbul’un eski miting alanları Sultanahmet ve Beyazıt Meydanıydı, Taksim aynı şekilde. Ama daha sonra buralar bu tür miting alanları olmaktan çıkarıldı. Şimdi İstanbul’da Kazlıçeşme, Kadıköy, Kartal var. Gelin buralarda yapın bunu. "Hayır, biz Taksim’de yapacağız". Bu, şık bir yaklaşım değil. Buyurun ilan edilen alanlar var, gelin bu alanlarda yapın. ’Taksim’de yapacağız’ diye dayatıldığında mülki idare olumlu bakmaz. Niye bakmaz? Çünkü bugün bu böyle başladığı zaman, yarın bunun arkası farklı bir şekilde gelir. Bu ülkede hukukun üstünlüğü varsa, herkesin buna uyması gerekmektedir. Ben iktidar partisi olarak buna uyuyorsam, o zaman sivil toplum örgütü olarak siz de buna uyacaksınız, uymak durumundasınız. İstediğimiz yerde istediğimizi yaparız, kapanın elinde kalır mantığıyla gidilirse ülkedeki keşmekeşliklerin ardı arkası kesilmez."

    DİRENİLİRSE HOŞ OLMAZ: Bütün olumlu yaklaşımda bulunmalarına rağmen halen bu şekilde direnirlerse bunun hoş olmayacağını belirten Erdoğan, "Biz de hoş olmayan bir zemin istemiyoruz. Her şeyin karşılıklı anlayışla olmasını istiyoruz. 1 Mayıs kutlamasından ya da emeğin, dayanışma gününün kutlamasına karşı olan bir Hükümet yok. 1 Mayıs, artık gerilim ve çatışma günü olmaktan çıksın istiyoruz. Marjinal grupların şiddet gösterisi ve provokasyonlarına fırsat vermeyelim istiyoruz. Sendika yöneticilerimizi sorumluluk almaya, kanunlara uymaya çağırıyorum. Bu bir inat meselesi olmamalıdır. Sevincimize, coşkumuza lütfen gölge düşürtmeyin. Bakanlar Kurulu kararı yeni bir sayfa açma vesilesi olsun diyorum" diye konuştu.

    zekariyaköy satılık triplex villa


    Aysun’dan bu kez yorum yok

    Ali Eyüboğlu

    Her şey, manken Aysun Kayacı’nın NTV’de Pınar Kür, Müjde Ar ve Çiğdem Anad’la birlikte hazırladıkları “Haydi Gel Bizimle Ol” programında söylediği şu sözlerle başladı:
    “Dağdaki çobanla benim oyum eşit mesela, niye? O benim kadar duyarlı, benim kadar sorumluluk sahibi yaklaşıyor mu acaba? Ayaktakımının iktidara getirdiği partiden şikâyet etmiyor musunuz?”
    Kayacı’nın bu sözlerine birçok AKP’li tepki gösterdi. Bu konudaki en tuhaf eleştiri AKP İzmir Milletvekili İsmail Katmerci’den geldi:
    AKP’lilerin hedefi oldu

    “Bir kanalda 4 kadının yaptığı bir program vardı. Herkes normal giyimiyle kuşamıyla oturuyor. Bir tane de manken ya da şarkıcı olabilir. Öyle bir hanım da orada oturuyor. Diğerleri konuşuyor. Kameralar boyuna o kadını gösteriyor. Sağdan gösteriyor, soldan gösteriyor. Sonra bir baktım, başladı konuşmaya. Kadın diyorum, mahluk diyorum ona... O kadın diyor ki, ayaktakımının iktidara getirdiği AKP diye bahsediyor utanmadan. Dağdaki çobanla benim oyum bir mi diyor. O kadına yakışır. Herkes onun ne mal olduğunu zaten biliyor. O kadın para kazanıyormuş, vergi veriyormuş. Herkes onun ne iş yaptığını, nasıl para kazandığını biliyor.”
    AKP’nin kadın milletvekillerinden Özlem Türköne’nin, “Aysun Hanım doktora filan yapmış galiba, birkaç dil biliyor bu yüzden de böyle yorumlar yapabiliyor herhalde” diyerek eleştirdiği Kayacı için, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ise “Edepsiz civciv” lafını uygun gördü.
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Kayacı’ya cevap verenler arasında yer aldı. Erdoğan, Kayacı’nın “Dağdaki çobanla benim oyum bir mi?” sözüne şu yanıtı verdi:
    “İşte onlar, milletle kendi aralarına duvar örerler. Onlar, kendi oylarını Anadolu’mun köyündeki vatandaşımın oyundan farklı görmek isterler. Demokrasideki bu eşitliği göremeyecek kadar demokrasiyi anlamayan çevrelerdir bunlar.”

    Bu kez konuşmadı
    Aradan bir ay bile geçmeden Erdoğan, 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak isteyen sendikalar için, “Ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar” deyince, düne kadar karşı olduğu Kayacı’yla aynı safta yer almış oldu.
    Dün kendisini eleştiren Başbakan’ın bugün kendisi gibi düşünmesi karşısında “Peki benim günahım neydi?” deyip demeyeceğini sormak için Aysun Kayacı’yı aradım. Canlı yayında ağzından çıkan birkaç cümleden sonra yapılan eleştirinin kendisini bunalttığını, olay tam unutulmak üzereyken “Polemik yapılacak son adam” olarak gördüğü Erdoğan’ın bu sözüne cevap vererek yeniden gündemin ortasına oturmak istemediğini söyledi. Kayacı, “Yorum yok” diyerek, bu konudaki sessizliğini bozmadı.

    22 Nisan 2008 Salı

    Bildiri hikâyesi -Hasan PulurOlaylar ve İnsanlar

    1resim yazı

    * Göbels’in sözü...

    Televizyonda birkaç gün önce Çöküş (Downfall) adlı filmi izledik.. Film Hitler’in son günlerini anlatıyordu. Almanya yıkılırken sığınaktaki bir tartışma sırasında Führer’in sağ kolu Göbels’e halka karşı sorumluluğu hatırlatıldı. Göbels dedi ki:
    - Bizi iktidara bu halk getirdi, bedeline katlanacak...
    Gün gelir her iktidar aynı şeyi söyleyebilir.

    Haydi ikile!
    Flash TV’de geçenlerde Verso Başkanı Erkan Göksel, AKP Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış’ı eleştiriyordu.. Bağış bir süre sonra programa bağlanarak Göksel’e cevap verdi. Hafif bir tartışma oldu. Ve Eğemen Bağış sözünü şöyle bağladı:
    - Haydi ikile...
    Bir okurumuz bu nezih ifadenin anlamını sordu... Efendim şoför argosunda bu laf “İkinci vitese tak, gazla” anlamına geliyor... Lümpenler arasındaki konuşmalarda geçiyor...

    *

    Durmak yok, devam
    Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) krize neden olan çeltik satışında en büyük payı, şaibeli mısır ithalatında Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan ile birlikte hareket eden Akel Şirketler Grubu’na vermiş.
    Cumhuriyet’in haberine , tüm malın yüzde 18’ini, yani 31.500 bin tonun 5.600 tonunu Akel Şirketler Grubu almış. Malumunuz, satıştan sonra da fiyatlar yüzde 50 ile yüzde 100 arasında artış gösterdi.
    Tarım Bakanı Mehdi Eker de pirinçteki sorunun “ellerinde pirinç veya çeltik bulunan firmalardan kaynaklandığını” açıkça söyledi. Sayın Maliye Bakanı bir açıklamayla bu kuşkuları dağıtmalı...

    *

    Oktay Rifat...
    Şair Oktay Rifat Horozcu’nun (1914 - 1988) 20. ölüm yıldönümüydü geçen hafta... Oktay Rıfat, Melih Cevdet ve Orhan Veli ile birlikte Garip akımının öncüsüydü... Konuşur gibi özgürce yazar, gündelik yaşamı, sıradan insanı şiirleştirirdi...
    “Ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem,
    Boğazımda düğümleniyorsa lokma,
    Buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa

    Alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli,
    Yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa,
    Denize bile iştahsız bakıyorsam,
    Hep bu boyu devrilesi bozuk düzen,
    Bu darağacı suratlı toplum!”


    *

    Bildiri hikâyesi..

    Hasan PulurOlaylar ve İnsanlar

    HAY boşboğaz adam hay! Bunların ağzında bakla ıslanmıyor. Avrupa Meclisi Parlamenterler Meclisi Başkanı De Puig’in gevezeliğine bakın...
    Diyeceksiniz ki bu ne samimiyet, tanıyor musunuz?
    Tanımaya ne hacet, Avrupalı değil mi?
    Biz neyiz?
    Neyse lafı uzatmayalım!
    * * *
    ADAM diyesiymiş ki, ‘’Sizinkiler bana geldi, AKP’nin kapatılma davası için bildiri yayımlamamızı istediler.’’
    Kimmiş acaba ‘’Bildiri yayımlayın!’’ diye kışkırtıcılık yapanlar?
    Rivayete göre, AKP’lilermiş...
    CHP ve MHP’li milletvekilleri ateş püskürüyorlarmış, hele CHP Milletvekili Onur Öymen ‘’Türkiye müstemleke değildir’’ demiş...
    * * *
    BU işi amma da büyütüyorlar...
    Sanki böyle işler ilk defa başımıza geliyor.
    AKP’yi kapatma davası açılır açılmaz, aylardan beri hasır altında bekletilen 301. madde gündeme getirildi.
    Vakıflar Kanunu niye çıktı?
    Hep Avrupalılar istedi diye değil mi?
    Yoksa?
    Türk milletinin büyük arzu, isteği ve önlenemez talebiyle mi 301. madde ile Vakıflar Kanunu çıkarıldı?
    Öyle mi?
    Yerseniz, buyrun, afiyet olsun.
    Neredeyse bildiri ısmarlayanları ‘’vatan hainliğiyle’’ suçlayacaklar.
    Birden ‘’ulusalcı’’ kesildiler...
    Hem şu ‘’ulusalcı’’ lafından da vazgeçin, böyle diyenlere pek iyi gözle bakmıyorlar.
    Ya ne diyecekler?
    En iyisi ‘’millicilik’’, şimdilik ona ses çıkarmıyorlar, tabii sıra ona da gelecek. ‘’Artin Kemal’’ler, ‘’Damat Ferit”ler, ‘’Dürrüzadeler’’ başlarlar hep bir ağızdan ve kalemden terennüme:
    ‘’Şakiler’’ diye...
    Güçlerinin yeteceğini sansalar ‘’milliciler’’in canına okuyacaklar.
    Tarih ‘’Aznavur Ahmet’lerin ya da ‘’Artin Kemal”lerin akıbetini yazar.
    Tabii tarih başka şeyler de yazar...
    * * *
    LOZAN’DAN üç yıl sonra, bir Türk vapuru ile Lotus isimli Fransız vapuru çarpışır. Türk vapuru batar ve sekiz Türk denizcisi kaybolur. Olaya neden olan Lotus vapuru İstanbul’a gelince yargı vapura el koyar ve kaptan tutuklanır. Fransız Büyükelçiliği kaptanın serbest bırakılmasını ister. Fransız basını da sorunu oldukça kızıştırır; Türklerin devletler hukukunu bilmediği öne sürülür.
    İçte ve dışta tartışmalar büyüyünce, Atatürk ve İnönü, güçlü bir eğitim almış ve ulusal onurla ilgili konularda duyarlı olan Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’u çağırırlar. Bozkurt onlara şu açıklamayı yapar:
    ‘’Paşam, La Haye Adalet Divanı’na gidelim, kimin haklı olduğu orada belli olsun, davayı ben savunayım. Kaybedersem bir daha ülkeme dönmem, fakat kazanacağız. Adalet Divanı önüne gidemeden Fransız devletinin dediğini yapacak olursak, Fransızların gözdağı karşısında boyun eğmiş oluruz. Halbuki La Haye Adalet Divanı’na gidersek, davayı kaybetsek bile şeref ve haysiyetimiz zedelenmez.’’
    * * *
    VE Türkiye Cumhuriyeti devleti davayı kazanır.
    Nereden nereye gelmişiz, cumhuriyetin beşinci yılında uluslararası mahkemede dava kazanıyoruz, cumhuriyetin yüzüncü yılına doğru, uluslararası kurumların kapıların aşındırarak devletin yargısına karşı bildiri yayımlayın, diye yalvarıyoruz.

    23 Nisan Bayramı nasıl kondu Can Dündar

    events banner
    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 1921’den beri kutlanıyor.

    Geçen 87 yıl içinde sadece 2 yıl, 23 Nisan, “Ulusal Egemenlik Bayramı” olarak kutlanmadı; resmi tatil yapılmadı.
    Hatırlamayanlar, “Buna kim cüret edebilir ki?” diyecektir. Hemen hatırlatalım:
    Kararı alan, 12 Eylül askeri yönetimiydi.
    Kapattıkları Meclis’in egemenliğini kutlamak tuhaf olacağından 17 Mart 1981 tarihli yasayla, 23 Nisan’ı sadece “Çocuk Bayramı” olarak ve resmi tatil olmadan anmayı kararlaştırmışlardı.
    Aynı yasa, “27 Mayıs Anayasa ve Hürriyet Bayramı” ile “1 Mayıs Bahar Bayramı”nı da kaldırmıştı.
    O dönem karara karşı çıkan iki ismi hatırlıyorum:
    Bülent Ecevit, Arayış’ı inadına “Atatürk ve TBMM” kapağıyla çıkarmıştı.
    İlk Meclis’ten Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ise ulusal egemenliğin hiçe sayıldığını yazmıştı.
    Sanıyorum o yazı üzerinedir ki, 1983’te Danışma Meclisi’nde 23 Nisan’ın yeniden resmi bayram ve tatil ilan edilmesi istendi. Konsey de kararını değiştirmek zorunda kaldı.
    * * *
    23 Nisan’ın bayram oluşunu da hatırlatalım.
    Hıfzı Veldet, “İlk Meclis” kitabında (Çağdaş Yayınları, 1990) bunu ayrıntısıyla anlatır.
    23 Nisan 1921, BMM’nin açılışının 1. yıldönümüdür. O gün İçel Mebusu Şevki Bey ile Manisa Mebusu Refik Şevket Bey, 23 Nisan’ın, eski tabirle “ayad-ı milliyeden”, yani milli bayram ilan edilmesini isteyen bir öneri verirler.
    Öneri görüşmeye açılır. Konya Mebusu Vehbi Bey itiraz eder:
    “Efendiler! Rica ederim, böyle bir kanuna ne ihtiyaç vardır? Nümayiş yapmakla bayram olmaz. Ulusumuz İzmir’e o mübarek bayrağımızı diktiğimiz gün, yüreğinde gerçek bir bayram yaşatır.”
    Tabii tartışma çıkar. Kırşehir Mebusu Yahya Galip, itiraz sahibi Vehbi Bey’e, “Hoca efendi hazretleri! Bugünü gökteki melekler bile yüceltiyor, siz neden yüceltmek istemiyorsunuz?” der.
    Salon karışır.
    Yahya Galip iyice yüklenir:
    “Ne vakit böyle bir milli bayram olur, memleketin sevinçli anları olur, bunun içine hemen ‘ahlakı İslamiye’ sokarlar. Her gün, her fırsattan yararlanarak temcit pilavı gibi bunu söylemekten ne çıkar, ben anlamıyorum.”
    Mahmut Celal, onu destekler:
    “Rica ederim bu, bütün Müslümanlar için büyük bir gün değil midir?”
    Trabzon Mebusu Ali Şükrü, konuyu isim vermeden Mustafa Kemal’e getirir:
    “Efendiler! Meclis’in kendi kendine ‘Burada toplandığım günü bayram yapıyorum, siz de bayram yapın’ demesi uygun değildir. (..) İşi bütün ulus yaptığı halde bu başarı doğrudan doğruya bize mi aittir? Mesela bir ordunun başarısı bir kumandana mı ait olacaktır?”
    Son sözü, teklif sahibi Refik Şevket söyler:
    “Koca bir tarihi canlandırma şerefini üzerine alan Meclisimiz bugünü elbette kutsallaştıracak ve bunu torunlarına yadigâr bırakacaktır. Bugünü ‘ayadı milliye’den sayan teklifimin oybirliğiyle kabulünü rica ediyorum.”
    Tunalı Hilmi, “’Milli bayram’ diyelim” diyerek Türkçeleştirir.
    Teklif kabul edilir ve kabul edilen kanun gereği 23 Nisan resmi tatil olduğundan oturum kapanır.
    O günden beri -2 yıl eksiğiyle- 23 Nisan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’dır.
    Kutlu olsun!

    20 Nisan 2008 Pazar

    Bakkala gittim kuyruk muyruk yok

    gazetesinin haberinden
    sayın basbakan sizi yanıltmışlar..
    pirinç var ama siz yanlıs yere bakmıssınız bakacagınız yer etiketlerdi

    Bakkala gittim kuyruk muyruk yok Başbakan, pirinç 'kıtlığı' için spekülatörleri suçladı. 'Vatandaşımızın damak tadını evelallah kaçırmayız' diye konuştu
    KUR'AN-I Kerim'le açılışı yapılan MÜSİAD Genel Kurulu'nda konuşan Başbakan Erdoğan'ın gündeminde pirinç krizi vardı. O da Tarım Bakanı Mehdi Eker gibi spekülatörleri suçladı. Erdoğan şunları söyledi: 'Şimdi de pirinç spekülatörleri çıktı. Ayıptır. Bunlar da ar diye bir şey yok. Depolarda bunları saklamak suretiyle vatandaşa nasıl pahalı pirinç satarız diye hesaplıyorlar. Geçen gün bir gazetede pirinç kuyruğu var diye haber çıktı. Dün (önceki gün) Mudurnu'daydım. Bakkala girdim. Kuyruk falan yok. Baktım pirinç var mı diye. Baktım pirinç de var, makarna da, bulgur da. Vatandaşımızın damak tadını evelallah kaçırmayız. Bu cambazlara aldanmayın. Gerekirse ihbarda bulunun. Bunların üzerine gideceğiz. Milletin üzerinde bu tür oyunlara girenlere milletçe hesabını sormak zorundayız.'

    Belki bir gün sizin de elinizi ısıtır
    dostlar, boş
    durmayın, aranın... Üzerinde kimin portresi olursa
    olsun,
    sıcaklığı değişmez paranın...
    A. Nedim

    * * *

    Türkiye’nin borcu katlandıkça,
    iktidardakilerin de serveti katlanıyor.
    Millet hem dışarıya hem iktidara
    çalışıyor...
    G. Elmas


    Ercan Akyol








    Yeni Sosyal Güvenlik yasası neler getiriyor Kim ne zaman emekli olacak

    Kim ne zaman emekli olacak?
    Yeni Sosyal Güvenlik yasası neler getiriyor...
    Haber Tarihi
    20 Nisan 2008


    Yeni sosyal güvenlik sistemiyle hastaneye gitmek için bir aylık sigortalı olmak yetecek. Doğan her bebek, sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınacak.İ şçi yürüyüşlerine, bakanlık ile işçi sendikaları arasında çetin pazarlıklara, Meclis’te sert tartışmalara sahne olan Sosyal Güvenlik Reformu nihayet yasalaştı. Yasa köklü değişiklikler getiriyor. Cumhurbaşkanlığı onayından sonra yürürlüğe girecek yasayla birlikte istisnasız herkes sağlık güvencesi altına alınacak. Primini ödeyemeyen yoksul vatandaşların yükünü devlet üstlenecek.

    Hastaneye gitmek için 3 ay değil, 1 aylık sigortalı olmak yetecek. Emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısı kademeli olarak artacak. Maaş bağlama oranları düşecek. Emeklilikte yüksek maaş alabilmek için daha uzun süre çalışmak gerekecek.

    ÇOK ÇALIŞANA YÜKSEK EMEKLİLİK MAAŞI

    İşte yeni sosyal güvenlik sisteminin şifreleri: Emeklilik maaşının hesaplanmasında çalışma hayatının bütününde ödenen primler dikkate alınacak. Halen 2,6 olan maaş bağlama oranı da sisteme yeni girecekler için her yıl için yüzde 2’ye düşürüldü. Mevcut sigortalılarda ise bu oran ilk 3600 günde yüzde 3 uygulanacak. Oranın düşmesi emekli maaşlarını düşürecek. Emekli maaşını düşürmemek için çok uzun süreler çalışmak gerekecek.

    DAHA GEÇ EMEKLİLİK

    Emeklilik yaşı kademeli olarak artacak. İşçi statüsündekilerin prim ödeme gün sayısı 7 bin 200’e çıkarken sisteme yeni giren memur ve Bağ- Kurlular 9 bin iş günü prim ödeyecek. Halen kadınlarda 58, erkeklerde 60 olan emeklilik yaşı 2048’de kadınlar ve erkekler için 65’e çıkacak.

    HER BEBEK GÜVENCEDE

    Genel Sağlık Sigortası (GSS) uygulamasıyla birlikte, 18 yaşın altındaki herkes kayıtsız şartsız sağlık güvencesine kavuşacak. Geliri asgari ücretin üçte birinin altında olanların sağlık primlerini devlet ödeyecek. 18 yaşını doldurmayanların yanı sıra tıbben başkasına muhtaç olanlar, acil haller, iş kazası ve meslek hastalığı halleri, bulaşıcı hastalık halleri ve analık hallerinde kişilere prim ödeyip ödemediklerine bakmaksızın sağlık hizmeti verilecek.

    1 AYLIK SİGORTA YETERLİ

    İlk kez işe giren birinin sağlık hizmetlerinden yararlanması için gerekli olan süre 3 aydan 1 aya inecek. Sigortalının eş ve çocukları için gerekli olan 4 ay bekleme süresi de 1 aya düşecek. Çalışırken işsiz kalanlar da 3 ay boyunca sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek. 60 günden az prim borcu bulunan Bağ-Kur’lular da sağlık hizmeti alacak.

    ÖZEL HASTANE FARKI

    Özel hastaneler, hastadan yüzde 20 fark ücreti alabilecek. üstelik bu miktar, Bakanlar Kurulu tarafından iki katına kadar çıkarılabilecek. Daha önce kamu statüsünde kabul edilerek fark ücreti almaları önlenen vakıf üniversitesi hastaneleri de özel hastaneler gibi fark ücreti alabilecek.

    BAĞ-KUR’DA BASAMAK YOK

    Bağ-Kur’luların primi, kendileri tarafından beyan edilen günlük kazancının 30 katı olacak. Sigortalı aynı zamanda işverense, beyan edeceği aylık kazanç, çalıştırdığı sigortalının kazancından az olamayacak. Ayrıca şirket ortağı olan birisi her ortaklığı için ayrı prim ödeyecek. Basamak sistemi artık uygulanmayacak.

    ELVEDA YEŞiL KART HOŞGELDiN GSS

    Kız çocukları okumaları halinde 25 yaşını doldurana kadar anne ya da babalarının sigortalarından yararlanacak.
    Ölüm aylığından yararlanabilmek için en az 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak gerekecek. GSS prim borcu olan hak sahibine ölüm aylığı bağlanmayacak

    Malullük aylığı için en az 10 yıl sigortalı olma ve toplam 1800 gün prim ödeme şartı aranacak. Ancak, başka birinin bakımına muhtaç derecede malul olan sigortalılarda 10 yıl şartı uygulanmayacak.

    Yeşil kart uygulaması 2 yıl sonra kaldırılacak. Yeşil kartlılar GSS kapsamına alınacak.

    Gazilerin ihtiyaç duydukları her türlü protez ve diğer iyileştirici araçları da hiçbir katkı payı ödemeden en iyisinden temin edilecek. Ayrıca özel hastaneler, gazi ve şehit yakınlarından hiçbir fark ücreti alamayacak. Gazilerin memur olarak çalışmaya başlamaları durumunda emekli aylıkları kesilmeyecek

    Sigortalı annelere 6 aylığına ödenen emzirme yardımı 1 aya indirildi. Emzirme yardımı 202 YTL olacak.



    Erdoğan SÜZER / ANKARA

    19 Nisan 2008 Cumartesi

    "Yalnızken oku"

    "Yalnızken oku" notuyla gelen mektup
    Geçen günlerde bizin Yazı İşleri Müdürümüz Özcan Ünlü'nün, "aile içi şiddeti" konu alan, "Baba anneme bağırma" adlı kitabından bahsetmiştim.
    Haber Tarihi 19 Nisan 2008
    O kitaba, Özcan Ünlü, Mike Staver'in satırlarını okuduktan sonra karar vermiş. Kitabın önsözünde de o satırlara yer vermiş. Bir de Milton Greenblatt'ın, güzel bir deyişi var. Çok hoşuma gitti. Onları sizlerle paylaşmak istedim. Greenblatt'ın deyişi şöyle:

    "İlk başta anne-babalarımızın çocukları, sonra çocuklarımızın anne-babası oluruz. Daha sonra anne-babamızın anne-babası, en sonunda da çocuklarımızın çocukları oluruz." Mike Staver'in, anlattıkları ise aşağıda. On üç yaşındaydım. Ailem bir yıl önce Kuzey Florida’dan Güney Kaliforniya’ya taşınmıştı. Ergenliğe girmiştim ve öç alma duygusuyla yanıp tutuşuyordum. Anneme ve babama karşı öfke doluydum, söyledikleri her şey, özellikle de benimle ilgiliyse, çılgına dönüyordum. Ergenlik dönemindeki diğer çocuklar gibi, dünyayla ilgili görüşlerime ters düşen her şeyden uzak durmaya çalışıyordum.

    “Hiçbir yardıma gereksinim duymayan", zeki bir çocuk olarak, sevgiye karşı koyuyordum. Hatta, sevgi sözcüğü bile sinirlerimi bozmaya yetiyordu. O gün zor bir gün geçirmiştim. Akşam eve gelince fırtına gibi odama girdim, kapımı hırsla kapattım ve yattım. Yatağımda yatarken, elim yastığımın altına kaydı. Yastığımın altında bir mektup vardı. Mektubu çıkarttım, zarfın üzerinde “Yalnızken oku" yazıyordu. Odamda yalnız olduğum için, mektubu açıp okuyabilirdim, kimse de okuyup okumadığımı anlamazdı. Mektupta şunlar yazılıydı:

    “Mike, şu sıralar zor günler geçirdiğini biliyorum. Canının sıkkın olduğunu ve her şeyi doğru yapmadığımızı da biliyorum. Ayrıca, seni çok sevdiğimi, ne yaparsan yap, ne söylersen söyle, sana olan sevgimin değişmeyeceğini de biliyorum. Eğer benimle konuşmak istersen, ben hazırım. İstemezsen, o da senin kararın. Sadece, yaşamında ne yaparsan yap, nereye gidersen git, seni her zaman seveceğim ve senin gibi bir oğlum olduğu için gurur duyacağım. Yanındayım ve seni seviyorum. Bu hiçbir zaman değişmeyecek. Sevgiler, Annen."

    SEVGİ HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİR

    Bu mektup, “Yalnızken oku" notuyla gelen pek çok mektubun ilkiydi. Ben yetişkin bir insan olana kadar bu mektuplardan ikimiz de hiç söz etmedik. Bugün insanlara yardım etmek amacıyla dünyayı geziyorum. Geçenlerde bir seminer vermek üzere Saratosa Florida’daydım. Seminerin sonunda yanıma bir hanım geldi ve oğluyla yaşadığı sorunlardan söz etti. Birlikte sahile çıktık ve yürümeye başladık. Ona annemin ölümsüz sevgisinden ve “Yalnızken" okumamı istediği mektuplarından söz ettim. Birkaç hafta sonra bana ilk mektubunu yazdığını bildiren bir kart gönderdi.

    O gece yattığımda, elimi yastığımın altına soktum ve annemin her mektubunu aldığımda ne kadar rahatladığımı anımsadım. Zor geçen ergenlik yıllarımda, o mektuplar her şartta sevildiğimi hissettirdi bana. Uykuya dalmadan önce, annemin öfkeli bir ergenin neye gereksinim duyduğunu çok iyi bildiği için şükrettim. Bugün sakin denizlerimde fırtınalar koptuğu zaman, yastığımın altındaki sevginin (tutarlı ve koşulsuz sevgi), her şeyi değiştirdiğini çok iyi biliyorum.

    Para - borsaile ilgili herşey

    sitene html kodları

    HTML KODLARI SEÇ BEĞEN

    arama motoruna ücretsiz kayıt

    URL Submitter - URL Kay�t
    Google AllTheWeb BuildTurkey
    InfoTiger Rediff ScrubTheWeb
    EntireWeb ExactSeek Splatsearch
    WhatUseek TrueSearch GigaBlast
    -------------------------------------------------------------

    ARAMA MOTORLARINA DİREK KAYIT

    URL KAYDET. 1. http://search.yahoo.com/info/submit.html Yahoo! Search 2. http://search.msn.com/docs/submit.aspx?FORM=WSDD2 MSN 3. http://www.google.com/intl/en/addurl.html Google 4. http://www.about.com/gi/pages/homehc.htm#c4 About 5. http://www.dmoz.org/add.html Open Directory 6. http://www.accoona.com/submit.html Accoona 7. http://www.exactseek.com/add.html ExactSeek 8. http://www.scrubtheweb.com/addurl.html ScrubTheWeb 9. http://www.snap.com/about/site.php?last_link_type=about Snap 10. http://www.searchsight.com/submit.htm SearchSight 11. http://www.searchit.com/addurl.htm SearchIt 12. http://www.buzzle.com/suggest_basic2.asp Buzzle 13. http://www.entireweb.com/free_submission/ EntireWeb 14. http://www.whatuseek.com/addurl-secondary.shtml What U Seek 15. http://www.ezilon.com/ezilon_url_submission.htm Ezilon 16. http://www.gimpsy.com/gimpsy/searche...check_free.php Gimpsy 17. http://www.dirone.com/add_link_m.php dirOne 18. http://www.websquash.com/cgi-bin/sea...l?Mode=AnonAdd WebSquash 19. http://www.abilogic.com/how-to-suggest-a-site.php AbiLogic 20. http://addurl.amfibi.com/ Amfibi 21. http://www.01webdirectory.com/submit.htm 01WebDirectory 22. http://www.netinsert.com/en/insert.html NetInsert 23. http://www.mavicanet.com/ MavicaNET 24. http://www.searchhippo.com/addlink.php SearchHippo 25. http://www.worldsiteindex.com/ World Site Index 26. http://www.dailyorbit.com/add.htm DailyOrbit 27. http://www.nationaldirectory.com/addurl/ NationalDirectory 28. http://www.tygo.com/websites/FreeSubmitURL.aspx TYGO 29. http://www.mixcat.com/addurl.php MixCat 30. http://www.aeiwi.com/submit.html Aeiwi 31. http://www.illumirate.com/add_your_site_exp.cfm IllumiRate 32. http://www.infotiger.com/addurl.html Info Tiger 33. http://www.towersearch.com/addurl.php TowerSearch 34. http://www.splatsearch.com/submit.html SplatSearch 35. http://www.subjex.net/submit_url.html Subjex 36. http://www.qango.com/dir/addurl.html Qango 37. http://www.zeezo.com/Listings/New.aspx Zeezo 38. http://www.canlinks.net/addalink/ CanLinks 39. http://www.webbieworld.com/signup.asp WebbieWorld 40. http://www.searchking.com/add_new.htm SearchKing 41. http://www.amray.com/cgi/amray/addurl.cgi AMRAY 42. http://www.go4.it/listing.asp Go4.it 43. http://www.cipinet.com/addurl.html Cipinet 44. http://www.hedir.com/submit-help.html Hedir 45. http://www.walhello.com/addlinkgl.html Walhello 46. http://www.linketeria.com/submitsite.htm Linketeria 47. http://www.claymont.com/login/login.asp?img=y Claymont 48. http://www.jdgo.com/add.html JDGO 49. http://www.spheri.com/tc143as.php?sid=0 Sphericom 50. http://www.kaspie.com/web.html Kaspie