Bu Blogda Ara

31 Ekim 2007 Çarşamba

Köşk manzarası...-Melih AŞIK Açık Pencere

Cumhuriyetin ne durumda olduğunu anlamak için uzaklara gitmeye gerek yok... Köşk'teki kutlamalara(!) bakmak yeterli... Devletin laik-İslamcı diye bölündüğü, Köşk'teki kutlama programına bakınca apaçık görülüyor.
Birinci gün (29 Ekim) laikliğe duyarlı devlet erkânı toplanıyor. Eşsiz, türbansız...
İkinci gün (30 Ekim) siviller, eşli, türbanlı-türbansız bir araya geliyor.
Laiklerin katıldığı birinci gün kutlaması, içki içilmesin diye öğle sonrasına alınmış
Cumhuriyet bayramlarında cumhuriyetin heyecanı, coşkusu, zaferi kutlanırdı... Artık bayram kutlanmıyor, geçiştiriliyor...
* * *
Ankara ve Eskişehir'de halk bayram niyetine Mehter Takımı'nın konserlerini izliyor.
Eskişehir'den yazan okurumuz, bayramda Mehter Takımı'nın caddelerden üç hilalli yeşil bayrak sallayarak geçmesine bir anlam veremediğini söylüyor...
İstanbul'da ise 29 Ekim gösterileri hayli renkli ve görkemli geçiyor. Havai fişek ve lazer gösterisi gerçekten muhteşem... Almanya'dan Dr. Seda Türköz, Ankara şehrindeki yüz binlerin sorması gerekeni soruyor:
- Neden başkent Ankara'da da görkemli gösteriler yapılmıyor... Melih Gökçek'in gücü Mehter Takımı'yla mı sınırlı? Yoksa Ankara'nın cumhuriyetin başkenti oluşu unutturulmaya mı çalışılıyor?
NOT: DTP, Anıtkabir'deki törenlere katılmamış. O törenlere katılmak cumhuriyete olan saygının ifadesidir. Cumhuriyete saygın yoksa TBMM'de ne işin var? Muhteremler 30 Ağustos resepsiyonuna davet edilmediler diye ateş püskürüyorlardı. Anıtkabir'de neden yoklar peki?

Ünlü aktör Kevin Costner, Abdullah Gül'le eli cepte tokalaşmış.
Gül'ü meslektaşı George Clooney sanmıştır...
Haldun Ertem

Korkutucu soru...
Profesör Emre Kongar son kitabı "Demokrasimizle Yüzleşmek"te, kasten bulandırılan güncel konulara açıklık getiriyor. Bir yurtseverin konulara nasıl bakması gerektiği konusunda fikir veriyor. Bu arada kitaptan bir anekdot:
"Menderes dönemi uygulamaları Demirel'i yaratmıştır... Demirel dönemi uygulamaları Evren'i ve Özal'ı yaratmıştır... Evren ve Özal dönemi uygulamaları Recep Tayyip Erdoğan'ı yaratmıştır.
Şimdi asıl korkutucu soru şu: Recep Tayyip Erdoğan dönemi ve uygulamaları kimi, daha doğrusu nasıl bir lideri ortaya çıkaracaktır?"





ÇiziYORUM - Ercan AKYOL


30 Ekim 2007 Salı

"Atatürk' ün Laiklik Dersi"

Mustafa Kemal, kurulacak devletin sekli ile ilgili toplumun her
kesiminden insanlarla gorusmeler yaparken sira mollalar, seyhler ve din buyugu
gecinen kisilere gelir. Mustafa Kemal bunlara haber gondertip, gelecek hafta
kendileriyle bu konuyu gorusecegini ancak konusmalarinin bir temeli
olarak katilacak olan herkesin Bakara suresini 288. ayetine kadar okumalarini
rica eder. Toplanti gunu gelip cattiginda, Mustafa Kemal kursuye cikar ve
sorar:
"Arkadaslar, buraya gelmeden once hepinizden Bakara suresini 288'e
kadar okumanizi rica etmistim. Kimler okudu Bakara'yi 288'e kadar?"
Salondaki butun eller istisnasiz olarak bu ricayi yerine getirdiklerini
belirtmek icin havaya kalkar.
Bunu uzerine Mustafa Kemal sozlerine devam eder: "Beyler iste,
kuracagimiz devletin neden din temeline dayanamayacaginin aciklamasi: Bakara
yalnizca 286 ayettir."

Atatürk ' ün Vasiyeti (Kendi El Yazısı)

29 ekim

16 Ekim 2007 Salı

ağla sevdiğim…

ağla sevdiğim…

Göz pınarların hiç bu kadar çaresiz değildi belki.
Ve sen hiç böylesine kederle bakmadın bu şehre, daha önce.
Üzülme!
O ay gibi parlak göz bebeklerini titreten,
sımsıcak bakışlarını, Kız Kulesine zincirleyen,
ıslatan, meltem soğuğunda pembeleşen yanaklarını,
dudağının kenarından geçip, yer çekimi istikametinde süzülen…
tertemiz damlalar,
alelade bir yerin zeminine değil,
İstanbul’a düşüyor!

Her gün, bir gün öncesinden daha güzel,
Ve daha masumdun her ağladığında, gülen güllerden...
Biliyorum, sen de sevdalıydın benim gibi,
sen de çay içerdin Küçük Ayasofya’da pazar ikindileri…
sen de binerdin Üsküdar vapuruna, seyretmek için martıları, akşam üzeri…
sen de erken kalkardın sabahları simit kokusuna…
sen de yürürdün Beyoğlu’nda, bir aşağı bir yukarı, öylesine…
Biliyorum, sen de sevdalıydın benim gibi,
İstanbul’a...

Dökülürdü kirpiklerinden Çamlıca Akşamının kızıl güneşi...
Sessizliğinde boğardı, gündüz keşmekeşinin son kalıntılarını...
Böyle bir akşamın ardından, vururken avuçlarıma Eyüp Sultan sabahının ilk ışıkları,

13 Ekim 2007 Cumartesi

Kazım Baba koleksiyonundan..

Bir kadın beyin hücresi, her nasılsa, erkek kafasının içine düşmüş.. Sağa bakmış kimse yok.. Sola bakmış kimse yok.. Taka tuka kemik duvarlar arasında karanlık bir boşluk..
"Kimse yok mu" diye bağırmış, bir iki.. Derin sessizlik.. Korkmaya da başlayınca sesini iyice yükseltmiş, son gücü ile haykırmış artık..
"Kimse yok mu buradaaaaa?.." Çok derinden ve de çok aşağılardan, belli belirsiz bir yanıt duyulmuş..
"Biz hepimiz burada, aşağıdayız!.."
Tecrübe, öğretmenlerin en iyisidir. Yalnız okul masrafı ağırdır.

Thomas Carlyle
ÇiziYORUM - Ercan AKYOL



Temel ve sevgilileri

TEMEL’in üç tane sevgilisi vardır. Biri öğretmen, biri doktor, biri de santralcidir. Fakat öğretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen arkadaşı sorar; "Niye öğretmen de diğerleri değil?" diye. Temel de ona döner;

"- Ula" der, "Bilmez misin doktorlar ’bugün git yarın gel’ der, santralci de ’şu an meşgul daha sonra tekrar deneyin’ der. Ama öğretmen ne der? ’Hadi bir daha tekrarlayalım...’

********
Zırva nedir?

BİRİNE "Zırva zırva laflar etme!" derseniz, en azından ona hakaret etmiş olursunuz...

Zira; "Zırva" denilince akla "boş, anlamsız, saçma sapan söz" gelir. Açıp baksanız tüm sözlükler "Zırva"yı yukarıdaki gibi tanımlar...

Oysa, "Zırva"nın "gerçek anlamı" şudur;

"Osmanlılar’da imarethanelerde (aş evlerinde) pirinç, şeker, üzüm ve hurma ile yapılan, lapaya benzer bir tür tatlı..."

Zavallı "Zırva", "tatlı" anlamında iken döne dolaşa, başkalaşıp "saçma sapan, boş laf" anlamını alıvermiş!..

Annelerimiz laflarıyla

bize nasıl öğretirler?

MantIklI düşünmeyi:

"Ben öyle diyorsam öyledir!.."

Hayatın trajikomik yanlarını:

"Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürecem."

Hayatın çelişkilerle dolu olduğunu:

"Kapa çeneni ve çorbanı iç!.."

Hakkımızı alacağımızı:

"Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı."

Ve adaleti:

"Bir gün senin de çocukların olacak. İnşallah onlar da sana senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar."

Havuzu doldurmak

SORU: Bir havuza, her gün içindeki kadar su ilave edilmektedir. Havuzun yarısı, sekiz günde dolduğuna göre, tamamı kaç günde doğar?

YANIT: Dokuz gün!. Nedenine gelince, sekizinci gün havuzun yarısı dolmuştu. Dokuzuncu gün, içerisindeki kadar su ilave edince, havuzun tamamı dolar.

Çaresi yok!..

- Doktor Bey; canım çok sıkılıyor, ne yapayım acaba?

- Can sıkıntısından kurtulmanın kolayı var hanımefendi

- Nedir o?

- Seyahate çıkın.

- Kocam da beraber gelecek olduktan sonra, neye yarar!..

Erkek ne zaman aldanır?

Bunun için dört noktaya dikkat edilmesi gerekiyor;

Birincisi; sizin için harcayacağı zamanı internet başında geçiriyorsa,

İkincisi; siz odaya daldığınızda ekranı hemen kapatıyorsa,

Üçüncüsü; sizin önünüzde maillerine bakmıyorsa,

Ve dördüncüsü; sürekli çöpçatan sitelerini ziyaret ediyorsa.

O zaman bilin ki sizi şimdilik "sanal alemde" yakın bir zamanda ise "gerçek alemde" aldatacak demektir.



Ramazan

Nasreddİn Hoca’ya sormuşlar;

-Hocam Ramazan bizden memnun gitti mi acaba?

-Memnun olmasa her sene on gün önceden gelir miydi?
*******
Empire State’te Ramazan yeşilliği
New York’un en yüksek ve tüm dünyada tanınan simge binası Empire State, Ramazan Bayramı dolayısıyla yeşil ışıklarla aydınlatıldı. Empire State’te bundan sonra, Hıristiyanların Noeli, Yahudilerin Hanuka kutlamalarının yanında İslam ile özdeşleşen yeşil ışıklandırmanın da gelenek haline dönüşeceği bildirildi.

New York’un en yüksek binası Empire State, Ramazan Bayramı dolayısıyla yeşil ışıklarla aydınlatıldı. Empire State, Hıristiyanların Noeli, Yahudilerin Hanuka kutlamalarında da farklı renklerle aydınlatılıyor. Yetkililer, bundan böyle İslam ile özdeşleşen yeşilışıkladırmanın gelenek haline dönüşeceğini bildirdi.

11 Ekim 2007 Perşembe




M"ateser

Bayrak Galerimize Gitmek için Tıklayınız.

/_newsimages/4239122.jpg

BU MİLLET SİZLERi UNUTMAYACAK

bu sizin içn yas bayramın

ama merak etmeyin..

ocagınızı söndürenleri , bu acıyı size yaşatanları bunlara sebep olanları tarih afettmeyecek






10 Ekim 2007 Çarşamba

Fil avcısı..can dündar..11/10/2007

ÇiziYORUM - Ercan AKYOL




10 Temmuz 2003 Perşembe
günü yayınlanmıştır.
Fil avcısı

Filler nasıl avlanırmış biliyor musunuz:
Yola bir çukur kazılırmış. Fil bu tuzağa düşünce, avcılar siyah elbiseler içinde, yüzleri kapalı olarak gelir, çırpınan hayvanı kırbaçlar, uzun süre aç bırakırlarmış.
Günler sonra aynı avcılar, bu kez beyaz elbiseler içinde, filin en sevdiği yiyeceklerle gelir, hayvanı çukurdan çıkarıp karnını doyurur, hortumunu okşarmış.
Fil, bu "iyi insanlar"ın peşine takılır ve ölünceye kadar onların verdiği işlerde çalışırmış.
***
Aynı taktik işte...
Kuzey Irak'ta 11 Türk askerini tuzağa düşürüp esir alan "siyah elbiseliler"i daha önce de borç tuzakları kurarken, karikatürlerle hakaret yağdırırken, "yem"imizi kesmekle tehdit ederken görmüştük.
Hiç kuşkunuz olmasın ki, yarın beyaz elbiselerini giyip "Sen benim stratejik ortağımsın" diye hortumumuzu okşayacaklardır.
Yine kuşkunuz olmasın ki, bugün "Bize bu yapılır mı" diye düşük tondan sızlananlar birkaç iltifat duyunca yelkenleri suya indirip "Sizinle aynı koalisyondayız" diye boyun eğecektir.
Sonuçta avcı, tuzağa düşürdüğü avın, kendisini avcılar koalisyonunda sanacak kadar şaşkınlaştığını görünce boynuna halkayı takacak ve saf kurbanını, emrindeki kandırılmış filler ordusuna katacaktır.
***
Peki "Avcı" niye siyah elbiselerini giydi şimdi?
Bunu merak edenlere tavsiyem, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın 29 Mayıs'ta, İstanbul'daki "Küreselleşme" sempozyumunda yaptığı konuşmayı okumalarıdır.
2. Başkan, o konuşmasında "Yaklaşan Avcı'nın tuzağı"nı kendi açısından izah etmiştir.
Org. Büyükanıt'a göre bugün güçlü ülkeler gözünde "Ulus devlet, küresel sermayenin dolaşımına engeldir. Dolayısıyla bertaraf edilmelidir".
Bu amaçla, "güçlü ülkeler, güçsüzlere kendi politikalarını dayatır".
***
Güncel örneğe uyarlarsak Türkiye, ABD'den ithal bir algılama ve dayatmayla - ve ulusal çıkarına ters düşmesi pahasına - komşusu Irak'ı tehdit saymış ve işgaline seyirci kalmıştır.
Peki ABD ne yapmıştır?
Türkiye'nin tehdit saydığı güçlerle işbirliği içinde "askerin biraz burnunu sürtmek istemiş"tir.
Niye?
Org. Büyükanıt'ın sorularıyla devam edelim:
"Acaba gelişmekte olan ülkelerin ulusal güvenlik politikaları (ulus devletin bertaraf edilmesine dönük) bu yaklaşımlar önünde engel midir? Ve acaba gelişmekte olan ülkelerde yaratılmaya çalışılan mikroetnik çatışmalar, ulusal direncin zayıflatılmasında vasıta olarak mı kullanılmaktadır?"
***
İnsanlığın evrensel ütopyası küreselleşme, saldırgan bir süper gücün elinde, zalim bir kırbaç haline geliyor.
Ulusal güçlerin buna tepkisi, muhafazakar bir içe kapanma refleksine dönüşüyor. Toplumsal açılım çabaları, demokratikleşme ve çokseslilik arayışları, milliyetçi bir söylemde boğuluyor.
Kırılmak istenen kabuk, bu yolla hepten sertleşiyor.
Siyasette, diplomaside, medyada, sermayede, küresel ve ulusal güçler arasında alttan alta yaman bir çekişme yaşanıyor.
Umarız bu çekişme bir sıcak çatışmaya dönüşmez; çukurdaki filimiz, yarın hortumunu okşayacak beyaz elbiselilerin, dün sırtını kırbaçlayan kara cübbelilerle aynı kişiler olduğunu anlayabilir ve halka boynuna geçirilmeden bu tuzaktan kurtulabilir.
**********


10 Temmuz 2003 Perşembe
günü yayınlanmıştır

ikinci şamar..... Üçüncü ne zaman?

GÜNLERDİR Irak olayı için niçin yazı yazmadık?
Amerikalılar, Türk askerlerini esir alıyor, ite, kaka Bağdat'a gönderiyor, biz yazı yazmıyoruz.
Niye?
"İkinci şamar"ın tepkisini bekliyorduk da ondan...
* * *
"Birinci şamar"ı geçtiğimiz mayıs ayında yemiştik.
ABD Savunma Bakanı Wolfowitz bir sömürge valisi edasıyla, hata yaptınız! diyor. Özür dileyin! diyor. Bir daha böyle haltlar karıştırmayın! diyor, ordunun da tutumunu eleştiriyor, iyi liderlik yapamadı! diye...
* * *
BİZ, bunu "ulusal onurumuzun suratında patlayan bir şamar" olarak görüyor ve ibret olsun, diye eski bir olayı anlatıyorduk.
* * *
BİRİNCİ Cihan Savaşı'nda Filistin cephesinde esir düşen Türk subay ve askerlerini getiren gemi Galata rıhtımına yanaşır...
Bundan sonrasını Kurtuluş Savaşı subaylarından Rahmi Apak anlatır:
"Vapurun rıhtıma yanaşması ile birlikte, bir İngiliz subayının yanında vapura girmiş ve sırtında bir İngiliz elbisesi taşıyan İstanbullu genç bir Ermeni, esir arkadaşlarımızdan birisine: Ulen neye acele ediyorsun diye bağırdıktan sonra suratına şiddetli bir şamar attı. Dikkat ettim, etraftaki yüzlerce Türk esiri bu şamarı kendi suratlarına yemişler gibi irkildiler. Ben şahsen, bu şamarın, kendi yüzümden bir ateş çıkarır gibi olduğunu duydum. Eyvah, biz esir kaldığımız düşman memleketinde bile böyle hakaretler görmedik. Biz bu vatanda nasıl yaşayabiliriz diye düşündüm ve titredim.
Halbuki birçok arkadaşlar gibi, ben de, Trakya'daki kasabama çekilerek kendime yeni bir hayat kurmak fikrinde idim. Bu düşüncemin sakat olduğunu derhal anladım ve orada, İngiliz vapurunun içinde, dışarı çıkmak için ayakta beklediğim zamanda, derhal Anadolu'ya geçip tekrar silaha sarılmak kararını verdim."
* * *
ŞİMDİ, niçin beklediğimizi anladınız mı?
Acaba kaç kişi, o gün Rahmi Apak ve arkadaşlarının tepkisini bugün duydular, kaç kişi bu tepkilerini dışa vurdular, onlar gibi kendilerini sorguladılar?
Bunu görmek istedik...
Heyhat!
Hazreti İsa'ya dönmüşüz, şamarı yiyince öbür yanağımızı çeviriyoruz.
"Amerika'ya nota verdiniz mi?" sorusuna "Bu müzik notasına benzemez!" diyen bir Başbakan'ın ülkesi, daha nice şamarlar yer...
* * *
NAZIM Hikmet'i hatırlamaz mısınız?
"Koyun gibisin kardeşim / gocuklu celep kaldırınca sopasını / sürüye katılıverirsin hemen / ve adeta mağrur koşarsın salhaneye / Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani / hani derya içre olup / deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf. / Ve bu dünyada bu zulüm senin sayende / Ve açsak yorgunsak, alkan içindeysek eğer / ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak / kabahat senin / - demeğe de dilim varmıyor - kabahatin çoğu senin, canım kardeşim.
*******

30 Eylül 2007 Pazar

KOVULDUK EY HALKIM,Çölaşan’ın kitabındaki müthiş açıklamalar ..tercüman.

Günün sözü

Ne kimseden borç al, ne kimseye borç ver; çünkü ödünç para veren çoğu kez, hem parasından olur hem de dostundan... Shakespeare

emin Çölaşan’ın kitabındaki müthiş açıklamalar

Ertuğrul Özkök hep arkadan vuruyordu
25 yıllık gazetecilik hayatının Milliyet gazetesinde başlayıp Hürriyet gazetesinde sona eren macerasını kitaplaştıran Emin Çölaşan, Aydın Doğan ve ailesiyle ilgili anekdotlardan, Ertuğrul Özkök’le arasında geçen diyaloglara kadar pek çok ilginç ve şaşırtıcı olayı gözler önüne seriyor
GAZETECİ Emin Çölaşan, yıllarını verdiği Hürriyet’le yollarının ayrılmasından sonra kaleme aldığı “Kovulduk Ey Halkım, Unutma Bizi” adlı “medya belgeseli” adı verdiği kitabında, Milliyet’te başlayıp Hürriyet’te devam eden 25 yıllık gazetecilik hayatında sona gidişin kilometre taşlarını belgeli olarak ele alıyor.
Çölaşan, 2002’de AKP’nin tek başına iktidara gelmesiyle, gazetede ortamın gerginleştiğini vurgularken, o güne kadar gerek Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, gerekse Aydın Doğan ve damadı Mehmet Ali Yalçındağ’la olan sıcak ilişkilerine örnek veriyor. Aydın Doğan’la tavla oynamasından, Yalçındağ’ın gönderidiği 25. yıl hediyesine kadar ayrıntıya girmekten kaçınmıyor. Çölaşan’ın kaleminden Türkiye’nin en büyük! gazetesinde yaşananlar ve gazeteciliğin can çekiştiğinin de bir göstergesi.
Patronun ilk fırçası
Eylül 2003. Şu anda 10 aylık AKP dönemi var. Patronu İstanbul’a çağırdı. Holding binasında buluştuk ve mektubundan sonra ilk sözlü fırçayı orada yedim. İlk uyarılar gelmeye başlamıştı. Bunu daha niceleri izleyecekti. Bana, ‘Yazılarında çok acımasız gidiyorsun. Hükümeti çok eleştiriyorsun. Bunlar sende takıntı oldu. Hep aynı konuları yazıyorsun. Kişisel kavganı benim gazetemde yapıyorsun. Bunun yaptırmam. Hakkında bir sürü dava açılıyor. Yumuşak yaz. Senin yüzünden ben yara alıyorum. Çarmıha germe. Beni gereksiz yere hükümetle kavgaya sürüklemeye çalışıyorsun. Sana iki ay önce mektup yazıp uyardım...
‘Tayyip mi’ sorusuna, ‘Yorum yok’
Ertuğrul Özkök hep arkadan vuruyordu. Bana dokunduran köşe yazıları yazıyordu. Hükümet aleyhinde yazmamamı istiyor. Beni kimin şikayet ettiğini sorup Tayyip mi dedim. ‘Yorum yok’ cevabını verdi. Peki Bekir Coşkun’u da şikayet ediyor muydu hükümet. Özkök ‘O mizah uslubu ile yazdığı için kimse iplemiyor’ dedi. TRT’yi dolandırdığı Yargıtay kararı ile sabit olan Mehmet Ali Birant aleyhinde de yazmamam isteniyordu.
Ertuğrul bir gün bana ‘Ben gazeteci değilim, cambazım ve jonglörüm’ dedi. Hürriyet’i yönetmek için cambazlık yaptığını, beş topu havaya atıp tutarak jonglörlük yaptığını anlatıp şunları söyledi:
Ben cambazım
‘Ben rüzgârın karşısında kavak ağacı gibiyim. Rüzgar nereden eserse o yöne eğilirim. Patronla uğraşıyorum, kızıyla damadıyla uğraşıyorum. Yediğim fırçaların haddi hesabı yok. Hangisine dert anlatacağımı şaşırıyorum. Hükümeti az yaz. Hiç merak etme biz bu iktidarla er veya geç papaz olacağız. Zamanı gelecek. Biz onlara dünyaya dar edeceğiz. Kimse merak etmesin.’
Fethullah’ı kaybederiz
Bir gün de Aydınlık Dergisinden alıntı yapıp yazımda kullanmıştım. Önce Özkök arayıp uyardı. Sonra Aydın Doğan (O topal’ın dergisinden yazmışsın) dedi. Topal kim? diye sordum. Doğu Perinçek dedi. 12 Kasım 2004 günü Fethullah Gülen’le ilgili bir yazı yazmıştım. Ertuğrul aradı ‘Gözünü seveyim Fethullah Gülen’le, Zaman Gazetesi ile ilgili bir şey yazma’ dedi. Biz Zaman’ın dağıtımını yapıyormuşuz. Her gün 500 bin gazetenin parasını alıyormuşuz. Özkök, ‘Herifleri ürkütüp kaçırırsak Sabah’ın dağıtım şirketiyle anlaşırlar. Çok para kaybederiz’ dedi. Sonra zaten Zaman gazetesini ziyaret edip övgüler düzdü. Kendisine orada yakası kapalı özel Fethullah hoca gömleği armağan ettiler. Pek mutlu olmuştu.
Sümenaltı dosya
TMSF Demirel ailesine ait Göltaş’a el koymuştu. TMSF’nin bazı çalışanları Göltaş’ın paralarını özel harcamalarında kullanıyordu. Bu belgeli haberi ekonomi muhabirimiz Çiğdem Toker yazacak, ben de bu konuda yazı yazacaktım. Haberi yazıp geçtik. Ertuğrul Özkök, Ankara’ya geldi. Belgelerin düzmece olabileceğini söyledi. ‘Ben bu dosyayı İstanbul’da bizim muhasebe servisine bir göstereyim de onlar incelesin’ demesin mi? Dosyayı vermek istemedim ama geri göndereceğini söyleyince verdim. Fakat, o dosya bir daha geri gelmedi. Haber de çıkmadı.


Aydın Doğan’ın Çölaşan’a gönderdiği mektup
Sevgili Emin,
Bugün denizde yüzerken iki önemli arkadaşım bana şu suali sordular. Bu soruyu soranların samimiyetinden ve kimliğinden kuşku duymaman için küçük bir de ayrıntı vereyim.
Her ikisi de uzun yıllar devlete hizmet etmiş, sapına kadar laik, çağdaş ve Türkiye aşığı insanlar. Her ikisi de senin yazılarını kaçırmayan kişiler. Söyledikleri şu:, “Yahu Emin Çölaşan yıllardır İ. Melih’i yazar, onun fakir çocuklarına dağıttığı 150 futbol topunu, İ. Melih belediye parası ile kendi propagandasını yapıyor diye mesele yapar. Şekerbank’ta çok küçücük bir olayı günlerce yazdı durdu. Acaba banka hortumlamalarına neden hiç girmez? Star gazetesinden alıntı yapar da, sahiplerinin ülkeyi nasıl soyduğunu neden yazmaz anlayamadık” diyorlar.
Ne cevap vermem lazım Sevgili Emin?
Gazetenin sahibi olduğum için son zamanlarda Marina’da, sokakta, her yerde bu sorulara muhatap oluyorum. Herkes; “Emin Bey soyguncularla neden uğraşmıyor?” diyor. Tabii cevap vermekte zorlanıyorum, “Emin herhalde patron yalakalığı yapıyor derler, patron yazdırdı demesin diye yazmıyordur” diyorum.

Yarın: Patronu öv, duygusal adamdır

---Patronu öv, duygusal adamdır

Bir gün Ertuğrul Özkök, Başbakan’ın iftarını eleştirdiğim için uyardı: Hükümeti haftada bir eleştir araya başka şeyler koy. Mesela kuş gribini yaz. Patron duygusaldır, översen hoşuna gider
13 Ekim 2005 günü hastayım, evde yatıyorum. Ertuğrul aradı. Ertesi günkü yazımı hatırlatıp, ‘Tayyip Bey’in Alman Başbakanına verdiği iftarla alay etmişsin. Oysa ne güzel bir şey yaptı. sen artık Erbakan çizgisine geldin.’ dedi. Herhalde şaka yapıyordu. Sonra devam etti. Ayrıca ‘Emine Erdoğan’a bulaşmışsın. Patronla da kavga ediyorsun. O seni Ankara’da uyarmıştı. Hükümet’i eleştirmeni istemiyor. Haftada bir eleştir kardeşim. Araya başka şeyler koy. Kuş gribini yaz mesela. Belediyelerdeki ufak tefek yolsuzlukları yaz. İş kopma noktasına geliyor haberin olsun.’ Bu sözler üzerine Özkök’e ‘Ne demek yani? Kimi tehdit ediyorsun! Kovarsanız kovun’ dedim.
Aydın Bey bizi ihya etti
Bir gün öğlen saat 12.00’de Ertuğrul’un Shareton Oteli’nde kaldığı kral dairesine gittim. Hayatımda ilk kez kral dairesi görüyordum. ‘Seninle ne yapacağız’ diye söze başladı. Ve şunları söyledi: “Arkadaş ben Aydın Bey dönemine kadar parasız biriydim. İyi bir şarap alacak param bile yoktu. Aydın Bey bizi ihya etmedi mi, refaha kavuşturmadı mı? Bizi bu AKP döneminde çok sıkıyorlar. Lütfen biraz yardımcı ol. Sonra Ankara’da Tirilye Restoran’da Özkök’le yemek yedik. Restoran sahibi masaya 15 çeşit şarap getirdi. Ertuğrul bunların hiçbirini beğenmeyip şoförünü çağırdı. Arabasının arkasından başka bir marka şarap getirtip onu içti. Bu yemekte de yumuşak yazmamı istedi ve ‘Rahat edelim keyfimize bakalım. Sana İstanbul’dan çok güzel şaraplar göndereyim. Sen votka seversin. Çok güzel votkalar göndereyim’ dedi. Özkök bu yemekte yazılarımda gazeteden de bahsetmemi isteyip şöyle dedi: ‘’Patronu öv. Duygusal adamdır. Hoşuna gider. Ben patronla aranızda kalmaktan sıkıldım. Sinir sistemim bozuldu. Dün gece senin yüzünden yine şarap içmeye başladım. Patron bana da sık sık küser ama ben aldırış etmem. Bir seferinde bana iki ay küstü. Bazen kovmaya kalkıştı. Hatta benim yerime Seçkin Türesay’ı, Güneri Civaoğlu’nu getirmeye kalktı. Ama ben hep esnek davrandım, gönlünü almayı bildim ve işi bitirdim. Ne olur hükümetle iktidarla ilgili bir şey yazma. Bu POAŞ olayında anamızı...
8 Şubat 2007 günü Akşam Gazetesi benimle ilgili manşet atmış Hükümet aleyhine yazı yazmamam konusunda uyarıldığım belirtiliyor. Ertuğrul saat 11.00’de gazeteden aradı. ‘Vallahi billahi senin yüzünden intihar edeceğim. Silahla mı edeyim, kendimi gazetenin 11’nci katından mı atayım’ bilemiyorum. Ben de kendisine ‘İkisi de olmaz. İlle de intihar edeceksen eşin senin elini ayağını güzelce bağlasın. Hava gazı borusunu burnuna dayasın. En kolay öyle oluyormuş.’ cevabını verdim.
Kelkit son nokta oldu
Çölaşan, Aydın Doğan’la aralarındaki “kırılma noktası”nın ise, 27 Mayıs’taki köşesinde yer verdiği bir pankart haberi olduğunu söylüyor. Gümüşhane Kelkit’te asılan bu pankartta, “Alkollü sürücüler her gün trafik kazalarında hayat kaybediyor, kaybettiriyor” denildikten sonra Atatürk’ün resmi kullanılmış ve “Sizce suç kimde?” denilmiş. Bilmeden cami duvarına işemişim. Çünkü bizim patron Aydın Doğan Kelkitli... Bunu kovulma saatlerinden önce Ertuğrul söyledi. Kovulma sonrasında Sedat Ergin ‘Senin olayında kırılma noktası bu Kelkit yazısı oldu’ dedi. Onca sorun içerisinde bunun ne kadar doğru olduğunu bilemem. Belki de bir bahane idi. Her şey aklıma gelirdi de, Kelkit’in başıma iş açacağı doğrusu gelmezdi!”

Para - borsaile ilgili herşey

sitene html kodları

HTML KODLARI SEÇ BEĞEN

arama motoruna ücretsiz kayıt

URL Submitter - URL Kay�t
Google AllTheWeb BuildTurkey
InfoTiger Rediff ScrubTheWeb
EntireWeb ExactSeek Splatsearch
WhatUseek TrueSearch GigaBlast
-------------------------------------------------------------

ARAMA MOTORLARINA DİREK KAYIT

URL KAYDET. 1. http://search.yahoo.com/info/submit.html Yahoo! Search 2. http://search.msn.com/docs/submit.aspx?FORM=WSDD2 MSN 3. http://www.google.com/intl/en/addurl.html Google 4. http://www.about.com/gi/pages/homehc.htm#c4 About 5. http://www.dmoz.org/add.html Open Directory 6. http://www.accoona.com/submit.html Accoona 7. http://www.exactseek.com/add.html ExactSeek 8. http://www.scrubtheweb.com/addurl.html ScrubTheWeb 9. http://www.snap.com/about/site.php?last_link_type=about Snap 10. http://www.searchsight.com/submit.htm SearchSight 11. http://www.searchit.com/addurl.htm SearchIt 12. http://www.buzzle.com/suggest_basic2.asp Buzzle 13. http://www.entireweb.com/free_submission/ EntireWeb 14. http://www.whatuseek.com/addurl-secondary.shtml What U Seek 15. http://www.ezilon.com/ezilon_url_submission.htm Ezilon 16. http://www.gimpsy.com/gimpsy/searche...check_free.php Gimpsy 17. http://www.dirone.com/add_link_m.php dirOne 18. http://www.websquash.com/cgi-bin/sea...l?Mode=AnonAdd WebSquash 19. http://www.abilogic.com/how-to-suggest-a-site.php AbiLogic 20. http://addurl.amfibi.com/ Amfibi 21. http://www.01webdirectory.com/submit.htm 01WebDirectory 22. http://www.netinsert.com/en/insert.html NetInsert 23. http://www.mavicanet.com/ MavicaNET 24. http://www.searchhippo.com/addlink.php SearchHippo 25. http://www.worldsiteindex.com/ World Site Index 26. http://www.dailyorbit.com/add.htm DailyOrbit 27. http://www.nationaldirectory.com/addurl/ NationalDirectory 28. http://www.tygo.com/websites/FreeSubmitURL.aspx TYGO 29. http://www.mixcat.com/addurl.php MixCat 30. http://www.aeiwi.com/submit.html Aeiwi 31. http://www.illumirate.com/add_your_site_exp.cfm IllumiRate 32. http://www.infotiger.com/addurl.html Info Tiger 33. http://www.towersearch.com/addurl.php TowerSearch 34. http://www.splatsearch.com/submit.html SplatSearch 35. http://www.subjex.net/submit_url.html Subjex 36. http://www.qango.com/dir/addurl.html Qango 37. http://www.zeezo.com/Listings/New.aspx Zeezo 38. http://www.canlinks.net/addalink/ CanLinks 39. http://www.webbieworld.com/signup.asp WebbieWorld 40. http://www.searchking.com/add_new.htm SearchKing 41. http://www.amray.com/cgi/amray/addurl.cgi AMRAY 42. http://www.go4.it/listing.asp Go4.it 43. http://www.cipinet.com/addurl.html Cipinet 44. http://www.hedir.com/submit-help.html Hedir 45. http://www.walhello.com/addlinkgl.html Walhello 46. http://www.linketeria.com/submitsite.htm Linketeria 47. http://www.claymont.com/login/login.asp?img=y Claymont 48. http://www.jdgo.com/add.html JDGO 49. http://www.spheri.com/tc143as.php?sid=0 Sphericom 50. http://www.kaspie.com/web.html Kaspie