Bu Blogda Ara
13 Ekim 2007 Cumartesi
Kazım Baba koleksiyonundan..
"Kimse yok mu" diye bağırmış, bir iki.. Derin sessizlik.. Korkmaya da başlayınca sesini iyice yükseltmiş, son gücü ile haykırmış artık..
"Kimse yok mu buradaaaaa?.." Çok derinden ve de çok aşağılardan, belli belirsiz bir yanıt duyulmuş..
"Biz hepimiz burada, aşağıdayız!.."
Thomas Carlyle
ÇiziYORUM - Ercan AKYOL
Temel ve sevgilileri
TEMEL’in üç tane sevgilisi vardır. Biri öğretmen, biri doktor, biri de santralcidir. Fakat öğretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen arkadaşı sorar; "Niye öğretmen de diğerleri değil?" diye. Temel de ona döner;
"- Ula" der, "Bilmez misin doktorlar ’bugün git yarın gel’ der, santralci de ’şu an meşgul daha sonra tekrar deneyin’ der. Ama öğretmen ne der? ’Hadi bir daha tekrarlayalım...’
********
Zırva nedir?
BİRİNE "Zırva zırva laflar etme!" derseniz, en azından ona hakaret etmiş olursunuz...
Zira; "Zırva" denilince akla "boş, anlamsız, saçma sapan söz" gelir. Açıp baksanız tüm sözlükler "Zırva"yı yukarıdaki gibi tanımlar...
Oysa, "Zırva"nın "gerçek anlamı" şudur;
"Osmanlılar’da imarethanelerde (aş evlerinde) pirinç, şeker, üzüm ve hurma ile yapılan, lapaya benzer bir tür tatlı..."
Zavallı "Zırva", "tatlı" anlamında iken döne dolaşa, başkalaşıp "saçma sapan, boş laf" anlamını alıvermiş!..
Annelerimiz laflarıyla
bize nasıl öğretirler?
MantIklI düşünmeyi:
"Ben öyle diyorsam öyledir!.."
Hayatın trajikomik yanlarını:
"Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürecem."
Hayatın çelişkilerle dolu olduğunu:
"Kapa çeneni ve çorbanı iç!.."
Hakkımızı alacağımızı:
"Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı."
Ve adaleti:
"Bir gün senin de çocukların olacak. İnşallah onlar da sana senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar."
Havuzu doldurmak
SORU: Bir havuza, her gün içindeki kadar su ilave edilmektedir. Havuzun yarısı, sekiz günde dolduğuna göre, tamamı kaç günde doğar?
YANIT: Dokuz gün!. Nedenine gelince, sekizinci gün havuzun yarısı dolmuştu. Dokuzuncu gün, içerisindeki kadar su ilave edince, havuzun tamamı dolar.
Çaresi yok!..
- Doktor Bey; canım çok sıkılıyor, ne yapayım acaba?
- Can sıkıntısından kurtulmanın kolayı var hanımefendi
- Nedir o?
- Seyahate çıkın.
- Kocam da beraber gelecek olduktan sonra, neye yarar!..
Erkek ne zaman aldanır?
Bunun için dört noktaya dikkat edilmesi gerekiyor;
Birincisi; sizin için harcayacağı zamanı internet başında geçiriyorsa,
İkincisi; siz odaya daldığınızda ekranı hemen kapatıyorsa,
Üçüncüsü; sizin önünüzde maillerine bakmıyorsa,
Ve dördüncüsü; sürekli çöpçatan sitelerini ziyaret ediyorsa.
O zaman bilin ki sizi şimdilik "sanal alemde" yakın bir zamanda ise "gerçek alemde" aldatacak demektir.
Ramazan
Nasreddİn Hoca’ya sormuşlar;
-Hocam Ramazan bizden memnun gitti mi acaba?
-Memnun olmasa her sene on gün önceden gelir miydi?
*******
Empire State’te Ramazan yeşilliği
| ||
New York’un en yüksek binası Empire State, Ramazan Bayramı dolayısıyla yeşil ışıklarla aydınlatıldı. Empire State, Hıristiyanların Noeli, Yahudilerin Hanuka kutlamalarında da farklı renklerle aydınlatılıyor. Yetkililer, bundan böyle İslam ile özdeşleşen yeşilışıkladırmanın gelenek haline dönüşeceğini bildirdi. | ||
11 Ekim 2007 Perşembe
10 Ekim 2007 Çarşamba
Fil avcısı..can dündar..11/10/2007
günü yayınlanmıştır.
Filler nasıl avlanırmış biliyor musunuz:
Yola bir çukur kazılırmış. Fil bu tuzağa düşünce, avcılar siyah elbiseler içinde, yüzleri kapalı olarak gelir, çırpınan hayvanı kırbaçlar, uzun süre aç bırakırlarmış.
Günler sonra aynı avcılar, bu kez beyaz elbiseler içinde, filin en sevdiği yiyeceklerle gelir, hayvanı çukurdan çıkarıp karnını doyurur, hortumunu okşarmış.
Fil, bu "iyi insanlar"ın peşine takılır ve ölünceye kadar onların verdiği işlerde çalışırmış.
***
Aynı taktik işte...
Kuzey Irak'ta 11 Türk askerini tuzağa düşürüp esir alan "siyah elbiseliler"i daha önce de borç tuzakları kurarken, karikatürlerle hakaret yağdırırken, "yem"imizi kesmekle tehdit ederken görmüştük.
Hiç kuşkunuz olmasın ki, yarın beyaz elbiselerini giyip "Sen benim stratejik ortağımsın" diye hortumumuzu okşayacaklardır.
Yine kuşkunuz olmasın ki, bugün "Bize bu yapılır mı" diye düşük tondan sızlananlar birkaç iltifat duyunca yelkenleri suya indirip "Sizinle aynı koalisyondayız" diye boyun eğecektir.
Sonuçta avcı, tuzağa düşürdüğü avın, kendisini avcılar koalisyonunda sanacak kadar şaşkınlaştığını görünce boynuna halkayı takacak ve saf kurbanını, emrindeki kandırılmış filler ordusuna katacaktır.
***
Peki "Avcı" niye siyah elbiselerini giydi şimdi?
Bunu merak edenlere tavsiyem, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın 29 Mayıs'ta, İstanbul'daki "Küreselleşme" sempozyumunda yaptığı konuşmayı okumalarıdır.
2. Başkan, o konuşmasında "Yaklaşan Avcı'nın tuzağı"nı kendi açısından izah etmiştir.
Org. Büyükanıt'a göre bugün güçlü ülkeler gözünde "Ulus devlet, küresel sermayenin dolaşımına engeldir. Dolayısıyla bertaraf edilmelidir".
Bu amaçla, "güçlü ülkeler, güçsüzlere kendi politikalarını dayatır".
***
Güncel örneğe uyarlarsak Türkiye, ABD'den ithal bir algılama ve dayatmayla - ve ulusal çıkarına ters düşmesi pahasına - komşusu Irak'ı tehdit saymış ve işgaline seyirci kalmıştır.
Peki ABD ne yapmıştır?
Türkiye'nin tehdit saydığı güçlerle işbirliği içinde "askerin biraz burnunu sürtmek istemiş"tir.
Niye?
Org. Büyükanıt'ın sorularıyla devam edelim:
"Acaba gelişmekte olan ülkelerin ulusal güvenlik politikaları (ulus devletin bertaraf edilmesine dönük) bu yaklaşımlar önünde engel midir? Ve acaba gelişmekte olan ülkelerde yaratılmaya çalışılan mikroetnik çatışmalar, ulusal direncin zayıflatılmasında vasıta olarak mı kullanılmaktadır?"
***
İnsanlığın evrensel ütopyası küreselleşme, saldırgan bir süper gücün elinde, zalim bir kırbaç haline geliyor.
Ulusal güçlerin buna tepkisi, muhafazakar bir içe kapanma refleksine dönüşüyor. Toplumsal açılım çabaları, demokratikleşme ve çokseslilik arayışları, milliyetçi bir söylemde boğuluyor.
Kırılmak istenen kabuk, bu yolla hepten sertleşiyor.
Siyasette, diplomaside, medyada, sermayede, küresel ve ulusal güçler arasında alttan alta yaman bir çekişme yaşanıyor.
Umarız bu çekişme bir sıcak çatışmaya dönüşmez; çukurdaki filimiz, yarın hortumunu okşayacak beyaz elbiselilerin, dün sırtını kırbaçlayan kara cübbelilerle aynı kişiler olduğunu anlayabilir ve halka boynuna geçirilmeden bu tuzaktan kurtulabilir.
**********
10 Temmuz 2003 Perşembe
günü yayınlanmıştır
ikinci şamar..... Üçüncü ne zaman?
Amerikalılar, Türk askerlerini esir alıyor, ite, kaka Bağdat'a gönderiyor, biz yazı yazmıyoruz.
Niye?
"İkinci şamar"ın tepkisini bekliyorduk da ondan...
* * *
"Birinci şamar"ı geçtiğimiz mayıs ayında yemiştik.
ABD Savunma Bakanı Wolfowitz bir sömürge valisi edasıyla, hata yaptınız! diyor. Özür dileyin! diyor. Bir daha böyle haltlar karıştırmayın! diyor, ordunun da tutumunu eleştiriyor, iyi liderlik yapamadı! diye...
* * *
BİZ, bunu "ulusal onurumuzun suratında patlayan bir şamar" olarak görüyor ve ibret olsun, diye eski bir olayı anlatıyorduk.
* * *
BİRİNCİ Cihan Savaşı'nda Filistin cephesinde esir düşen Türk subay ve askerlerini getiren gemi Galata rıhtımına yanaşır...
Bundan sonrasını Kurtuluş Savaşı subaylarından Rahmi Apak anlatır:
"Vapurun rıhtıma yanaşması ile birlikte, bir İngiliz subayının yanında vapura girmiş ve sırtında bir İngiliz elbisesi taşıyan İstanbullu genç bir Ermeni, esir arkadaşlarımızdan birisine: Ulen neye acele ediyorsun diye bağırdıktan sonra suratına şiddetli bir şamar attı. Dikkat ettim, etraftaki yüzlerce Türk esiri bu şamarı kendi suratlarına yemişler gibi irkildiler. Ben şahsen, bu şamarın, kendi yüzümden bir ateş çıkarır gibi olduğunu duydum. Eyvah, biz esir kaldığımız düşman memleketinde bile böyle hakaretler görmedik. Biz bu vatanda nasıl yaşayabiliriz diye düşündüm ve titredim.
Halbuki birçok arkadaşlar gibi, ben de, Trakya'daki kasabama çekilerek kendime yeni bir hayat kurmak fikrinde idim. Bu düşüncemin sakat olduğunu derhal anladım ve orada, İngiliz vapurunun içinde, dışarı çıkmak için ayakta beklediğim zamanda, derhal Anadolu'ya geçip tekrar silaha sarılmak kararını verdim."
* * *
ŞİMDİ, niçin beklediğimizi anladınız mı?
Acaba kaç kişi, o gün Rahmi Apak ve arkadaşlarının tepkisini bugün duydular, kaç kişi bu tepkilerini dışa vurdular, onlar gibi kendilerini sorguladılar?
Bunu görmek istedik...
Heyhat!
Hazreti İsa'ya dönmüşüz, şamarı yiyince öbür yanağımızı çeviriyoruz.
"Amerika'ya nota verdiniz mi?" sorusuna "Bu müzik notasına benzemez!" diyen bir Başbakan'ın ülkesi, daha nice şamarlar yer...
* * *
NAZIM Hikmet'i hatırlamaz mısınız?
"Koyun gibisin kardeşim / gocuklu celep kaldırınca sopasını / sürüye katılıverirsin hemen / ve adeta mağrur koşarsın salhaneye / Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani / hani derya içre olup / deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf. / Ve bu dünyada bu zulüm senin sayende / Ve açsak yorgunsak, alkan içindeysek eğer / ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak / kabahat senin / - demeğe de dilim varmıyor - kabahatin çoğu senin, canım kardeşim.
*******
30 Eylül 2007 Pazar
KOVULDUK EY HALKIM,Çölaşan’ın kitabındaki müthiş açıklamalar ..tercüman.
Ne kimseden borç al, ne kimseye borç ver; çünkü ödünç para veren çoğu kez, hem parasından olur hem de dostundan... Shakespeare
GAZETECİ Emin Çölaşan, yıllarını verdiği Hürriyet’le yollarının ayrılmasından sonra kaleme aldığı “Kovulduk Ey Halkım, Unutma Bizi” adlı “medya belgeseli” adı verdiği kitabında, Milliyet’te başlayıp Hürriyet’te devam eden 25 yıllık gazetecilik hayatında sona gidişin kilometre taşlarını belgeli olarak ele alıyor.
Çölaşan, 2002’de AKP’nin tek başına iktidara gelmesiyle, gazetede ortamın gerginleştiğini vurgularken, o güne kadar gerek Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, gerekse Aydın Doğan ve damadı Mehmet Ali Yalçındağ’la olan sıcak ilişkilerine örnek veriyor. Aydın Doğan’la tavla oynamasından, Yalçındağ’ın gönderidiği 25. yıl hediyesine kadar ayrıntıya girmekten kaçınmıyor. Çölaşan’ın kaleminden Türkiye’nin en büyük! gazetesinde yaşananlar ve gazeteciliğin can çekiştiğinin de bir göstergesi.
Patronun ilk fırçası
Eylül 2003. Şu anda 10 aylık AKP dönemi var. Patronu İstanbul’a çağırdı. Holding binasında buluştuk ve mektubundan sonra ilk sözlü fırçayı orada yedim. İlk uyarılar gelmeye başlamıştı. Bunu daha niceleri izleyecekti. Bana, ‘Yazılarında çok acımasız gidiyorsun. Hükümeti çok eleştiriyorsun. Bunlar sende takıntı oldu. Hep aynı konuları yazıyorsun. Kişisel kavganı benim gazetemde yapıyorsun. Bunun yaptırmam. Hakkında bir sürü dava açılıyor. Yumuşak yaz. Senin yüzünden ben yara alıyorum. Çarmıha germe. Beni gereksiz yere hükümetle kavgaya sürüklemeye çalışıyorsun. Sana iki ay önce mektup yazıp uyardım...
‘Tayyip mi’ sorusuna, ‘Yorum yok’
Ertuğrul Özkök hep arkadan vuruyordu. Bana dokunduran köşe yazıları yazıyordu. Hükümet aleyhinde yazmamamı istiyor. Beni kimin şikayet ettiğini sorup Tayyip mi dedim. ‘Yorum yok’ cevabını verdi. Peki Bekir Coşkun’u da şikayet ediyor muydu hükümet. Özkök ‘O mizah uslubu ile yazdığı için kimse iplemiyor’ dedi. TRT’yi dolandırdığı Yargıtay kararı ile sabit olan Mehmet Ali Birant aleyhinde de yazmamam isteniyordu.
Ertuğrul bir gün bana ‘Ben gazeteci değilim, cambazım ve jonglörüm’ dedi. Hürriyet’i yönetmek için cambazlık yaptığını, beş topu havaya atıp tutarak jonglörlük yaptığını anlatıp şunları söyledi:
Ben cambazım
‘Ben rüzgârın karşısında kavak ağacı gibiyim. Rüzgar nereden eserse o yöne eğilirim. Patronla uğraşıyorum, kızıyla damadıyla uğraşıyorum. Yediğim fırçaların haddi hesabı yok. Hangisine dert anlatacağımı şaşırıyorum. Hükümeti az yaz. Hiç merak etme biz bu iktidarla er veya geç papaz olacağız. Zamanı gelecek. Biz onlara dünyaya dar edeceğiz. Kimse merak etmesin.’
Fethullah’ı kaybederiz
Bir gün de Aydınlık Dergisinden alıntı yapıp yazımda kullanmıştım. Önce Özkök arayıp uyardı. Sonra Aydın Doğan (O topal’ın dergisinden yazmışsın) dedi. Topal kim? diye sordum. Doğu Perinçek dedi. 12 Kasım 2004 günü Fethullah Gülen’le ilgili bir yazı yazmıştım. Ertuğrul aradı ‘Gözünü seveyim Fethullah Gülen’le, Zaman Gazetesi ile ilgili bir şey yazma’ dedi. Biz Zaman’ın dağıtımını yapıyormuşuz. Her gün 500 bin gazetenin parasını alıyormuşuz. Özkök, ‘Herifleri ürkütüp kaçırırsak Sabah’ın dağıtım şirketiyle anlaşırlar. Çok para kaybederiz’ dedi. Sonra zaten Zaman gazetesini ziyaret edip övgüler düzdü. Kendisine orada yakası kapalı özel Fethullah hoca gömleği armağan ettiler. Pek mutlu olmuştu.
Sümenaltı dosya
TMSF Demirel ailesine ait Göltaş’a el koymuştu. TMSF’nin bazı çalışanları Göltaş’ın paralarını özel harcamalarında kullanıyordu. Bu belgeli haberi ekonomi muhabirimiz Çiğdem Toker yazacak, ben de bu konuda yazı yazacaktım. Haberi yazıp geçtik. Ertuğrul Özkök, Ankara’ya geldi. Belgelerin düzmece olabileceğini söyledi. ‘Ben bu dosyayı İstanbul’da bizim muhasebe servisine bir göstereyim de onlar incelesin’ demesin mi? Dosyayı vermek istemedim ama geri göndereceğini söyleyince verdim. Fakat, o dosya bir daha geri gelmedi. Haber de çıkmadı.
Aydın Doğan’ın Çölaşan’a gönderdiği mektup
Sevgili Emin,
Bugün denizde yüzerken iki önemli arkadaşım bana şu suali sordular. Bu soruyu soranların samimiyetinden ve kimliğinden kuşku duymaman için küçük bir de ayrıntı vereyim.
Her ikisi de uzun yıllar devlete hizmet etmiş, sapına kadar laik, çağdaş ve Türkiye aşığı insanlar. Her ikisi de senin yazılarını kaçırmayan kişiler. Söyledikleri şu:, “Yahu Emin Çölaşan yıllardır İ. Melih’i yazar, onun fakir çocuklarına dağıttığı 150 futbol topunu, İ. Melih belediye parası ile kendi propagandasını yapıyor diye mesele yapar. Şekerbank’ta çok küçücük bir olayı günlerce yazdı durdu. Acaba banka hortumlamalarına neden hiç girmez? Star gazetesinden alıntı yapar da, sahiplerinin ülkeyi nasıl soyduğunu neden yazmaz anlayamadık” diyorlar.
Ne cevap vermem lazım Sevgili Emin?
Gazetenin sahibi olduğum için son zamanlarda Marina’da, sokakta, her yerde bu sorulara muhatap oluyorum. Herkes; “Emin Bey soyguncularla neden uğraşmıyor?” diyor. Tabii cevap vermekte zorlanıyorum, “Emin herhalde patron yalakalığı yapıyor derler, patron yazdırdı demesin diye yazmıyordur” diyorum.
Yarın: Patronu öv, duygusal adamdır
---Patronu öv, duygusal adamdır
Bir gün Ertuğrul Özkök, Başbakan’ın iftarını eleştirdiğim için uyardı: Hükümeti haftada bir eleştir araya başka şeyler koy. Mesela kuş gribini yaz. Patron duygusaldır, översen hoşuna gider
13 Ekim 2005 günü hastayım, evde yatıyorum. Ertuğrul aradı. Ertesi günkü yazımı hatırlatıp, ‘Tayyip Bey’in Alman Başbakanına verdiği iftarla alay etmişsin. Oysa ne güzel bir şey yaptı. sen artık Erbakan çizgisine geldin.’ dedi. Herhalde şaka yapıyordu. Sonra devam etti. Ayrıca ‘Emine Erdoğan’a bulaşmışsın. Patronla da kavga ediyorsun. O seni Ankara’da uyarmıştı. Hükümet’i eleştirmeni istemiyor. Haftada bir eleştir kardeşim. Araya başka şeyler koy. Kuş gribini yaz mesela. Belediyelerdeki ufak tefek yolsuzlukları yaz. İş kopma noktasına geliyor haberin olsun.’ Bu sözler üzerine Özkök’e ‘Ne demek yani? Kimi tehdit ediyorsun! Kovarsanız kovun’ dedim.
Aydın Bey bizi ihya etti
Bir gün öğlen saat 12.00’de Ertuğrul’un Shareton Oteli’nde kaldığı kral dairesine gittim. Hayatımda ilk kez kral dairesi görüyordum. ‘Seninle ne yapacağız’ diye söze başladı. Ve şunları söyledi: “Arkadaş ben Aydın Bey dönemine kadar parasız biriydim. İyi bir şarap alacak param bile yoktu. Aydın Bey bizi ihya etmedi mi, refaha kavuşturmadı mı? Bizi bu AKP döneminde çok sıkıyorlar. Lütfen biraz yardımcı ol. Sonra Ankara’da Tirilye Restoran’da Özkök’le yemek yedik. Restoran sahibi masaya 15 çeşit şarap getirdi. Ertuğrul bunların hiçbirini beğenmeyip şoförünü çağırdı. Arabasının arkasından başka bir marka şarap getirtip onu içti. Bu yemekte de yumuşak yazmamı istedi ve ‘Rahat edelim keyfimize bakalım. Sana İstanbul’dan çok güzel şaraplar göndereyim. Sen votka seversin. Çok güzel votkalar göndereyim’ dedi. Özkök bu yemekte yazılarımda gazeteden de bahsetmemi isteyip şöyle dedi: ‘’Patronu öv. Duygusal adamdır. Hoşuna gider. Ben patronla aranızda kalmaktan sıkıldım. Sinir sistemim bozuldu. Dün gece senin yüzünden yine şarap içmeye başladım. Patron bana da sık sık küser ama ben aldırış etmem. Bir seferinde bana iki ay küstü. Bazen kovmaya kalkıştı. Hatta benim yerime Seçkin Türesay’ı, Güneri Civaoğlu’nu getirmeye kalktı. Ama ben hep esnek davrandım, gönlünü almayı bildim ve işi bitirdim. Ne olur hükümetle iktidarla ilgili bir şey yazma. Bu POAŞ olayında anamızı...
8 Şubat 2007 günü Akşam Gazetesi benimle ilgili manşet atmış Hükümet aleyhine yazı yazmamam konusunda uyarıldığım belirtiliyor. Ertuğrul saat 11.00’de gazeteden aradı. ‘Vallahi billahi senin yüzünden intihar edeceğim. Silahla mı edeyim, kendimi gazetenin 11’nci katından mı atayım’ bilemiyorum. Ben de kendisine ‘İkisi de olmaz. İlle de intihar edeceksen eşin senin elini ayağını güzelce bağlasın. Hava gazı borusunu burnuna dayasın. En kolay öyle oluyormuş.’ cevabını verdim.
Kelkit son nokta oldu
Çölaşan, Aydın Doğan’la aralarındaki “kırılma noktası”nın ise, 27 Mayıs’taki köşesinde yer verdiği bir pankart haberi olduğunu söylüyor. Gümüşhane Kelkit’te asılan bu pankartta, “Alkollü sürücüler her gün trafik kazalarında hayat kaybediyor, kaybettiriyor” denildikten sonra Atatürk’ün resmi kullanılmış ve “Sizce suç kimde?” denilmiş. Bilmeden cami duvarına işemişim. Çünkü bizim patron Aydın Doğan Kelkitli... Bunu kovulma saatlerinden önce Ertuğrul söyledi. Kovulma sonrasında Sedat Ergin ‘Senin olayında kırılma noktası bu Kelkit yazısı oldu’ dedi. Onca sorun içerisinde bunun ne kadar doğru olduğunu bilemem. Belki de bir bahane idi. Her şey aklıma gelirdi de, Kelkit’in başıma iş açacağı doğrusu gelmezdi!”
Benjamin Franklin
İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın.
Benjamin Franklin
pazar nesesi,,,/fıkralr
HÜKÜMET Erzurum’a bir yazı göndermiş;
"Kışın soğuk geçeceği anlaşılmaktadır. Kullandığınız yakıtın cinsini, kod numarasını ve stok durumunu acele bildiriniz."
Erzurumlu bir köy muhtarı da oturup hemen Ankara’ya cevap yazmış;
"Yakıtımız pohtir. Kod numarası yohtir. Stoğumuz ise çohtir!.."
Pilot Temel
PİLOT Temel telsize var gücüyle bağırıyordu;
- Ula, sağ motor bozuldu. Düşeyrum, düşeyrum. Meydey düşeyrum. Kule düşeyrum.
Kule hemen cevapladı;
- Mesaj anlaşıldı. Yerinizi bildirin, yerinizi bildirin.
Temel gayet ciddi :
- Pilot kabini, öndeki sol koltuk, pilot kabini, öndeki sol koltuk.
Kim daha zeki
HER gün Ayşe ile sevgilisi ormana gidiyorlarmış. Oğlan ona 250 YTL verip ağaca çıkarıyormuş. Ve kız annesine yaptıklarını anlatıyormuş. Bir gün aynı olay yeniden olmuş ve anne artık çok sinirlenmiş. Demiş ki;
- Kızım o senin külotuna bakmak için seni çıkarıyor.
Kız da;
- Biliyorum anne ben de bu yüzden külotumu çıkarıyorum!
Türk erkeği
Kaçan golde yuh çeker.
Ağzında sigara halay çeker.
Genelde babaya çeker.
İskenderin üstüne künefe çeker.
Kafası bozulunca resti çeker.
Sevdiğini sorguya çeker.
Aldatılınca tetiği çeker.
İtalyan erkeklerine beş çeker.
İngilizlere yirmi beş çeker.
Balıketi görünce iç çeker.
Bilen ve bilmeyen
Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen zararlıdır,
ONDAN SAKININ.
Bilmeyen ve bilmediğini bilen bir öğrencidir,
ONA ÖĞRETİN.
Bilen ama bildiğini bilmeyen uykudadır,
ONU UYANDIRIN.
Bilen, bildiğini de bilen ve öğreten akıllıdır,
ONU İZLEYİN.
İlginç bilmece
Günün Sözü
Para, insan avlamak için en iyi yemdir.
Thomas Fuller
*********
Adam, ruh doktoruna gitmiş. "Doktor" demiş. "Derdim çok büyük. Ne zaman yatağa girsem, karyolanın altında biri olduğu hissine kapılıyorum.Yataktan kalkıp, karyolanın altına bakarken, bu defa da yatakta biri var gibi geliyor bana..
Bu sabaha kadar sürüyor. Çık, in, çık in..
Uykusuzluktan aklımı kaçırmak üzereyim.." Doktor "Tamam" demiş. "Haftada üç seans bana gel. Bir yılda seni iyileştiririm." Adam sormuş:
"Peki doktor, ücretiniz ne kadar olacak ?"
"Seansı yüz lira.." Hasta "Sanırım biraz düşünmem gerek, doktor bey." demiş ve gitmiş. Gitmiş, gidiş o gidiş. Bir daha gelmemiş. Altı ay sonra doktor adamla sokakta karşılaşınca sormuş: "'Ne oldu, niye bir daha gelmediniz bana?" "'Sizin tedavi bir yıl sürüyor, bana 15 bin liraya falan patlıyordu. Arkadaşım Temel beni 10 dakikada, 30 liraya iyileştirdi." Doktor hayretle sormuş: "Gerçekten mi? Nasıl başardı bunu?" "Çok basit. Bir marangoz getirdi.
Karyolanın ayaklarını kestirdi."
////////
Tebessüm
Sarışının biri doktorun kapısını çalıp "afedersiniz.." demiş , "külotum muayene odanızda mıkalmış?.."Doktor içeri gidip geri dönüp "yok.." demiş, "burda değil.."
"Zahmet ettirdim özür dilerim.." demiş sarışın, "gidip bir de kasaba sorayım..!"
********
Tarihte bugün!..
Tarihe geçecek günler yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta olanlar nesiller sonra da anlatılacak. Ama bugün de sıradan bir gün değil. 16 Eylüllerde tarih boyu neler olmuş neler. İşte size tarihte 16 Eylül'ler
1939 - İlk kez Kumkapı'da bir meyhanede içki içerken "noolacak bu memleketin hali" sorusu soruldu. Birkaç dakika sonra da ilk kez rakı masasında memleket kurtarıldı.
1233 Ğ Sahanda yumurta keşfedildi.
1942 Ğ Gazeteler satmakta zorlanınca kupon icat oldu mertlik bozuldu.
1962 Ğ Bir grup medyum eğlenmek için gittikleri Kulüp 12'ye alınmadı. Medyumlar olayı "Laila mı lan burası?" diyerek kınadılar. Kapıdaki görevliler birbirlerine boş boş baktılar.
1072 Ğ Uyuya kalan bir grup Türk Anadolu'ya ancak giriş yaptı.
1943 Ğ Avrupa Su Topu Şampiyonası'nda sonuncu olan 12 saf adamımızın yüzme bilmedikleri anlaşıldı.
1901 - Çizgili pijama ilk defa bir piknikte giyildi.
1003 - Basurlular daha fazla ayakta kalmaya dayanamayarak yıkıldılar. Kral II. Hemoroid son Basur kralı oldu.
1947 - "İlk defa bir yolcu yanındaki yolcuya hemşerim memleket nere?" diye sordu.
1525 - İlk bilim kurgu eseri Hamlet beklenen ilgiyi görmedi.
1994 - İlk kez ticari bir taksinin dikiz aynasına CD asıldı.
1878 - İlk kez bir faytonun dikiz aynasına taş plak asıldı.
1923 - "Gıda işinde iyi para var abi" cümlesi ilk defa kuruldu.
1333 - İlk defa bir ressama 333 denerek poz verildi.
1957 - Fethiye'de ilk kez bir Vita tenekesinin içine fesleğen ekildi.
1971 - Televizyon üzerine konulmak üzere örülen ilk örtü tamamlandı.
1743 - İlk kez "kız meselesi" yüzünden kavga çıktı
1981- İlk defa bir diskoya damsız girmek için "abi valla bi arkadaşa bakıp çıkıcam" yalanı söylendi.
1997 Ğ Türkiye'de kopyalanarak dünyaya gelen ilk koyun birinci yaşını doldurdu. Bu büyük başarı şerefine, kopyalanan koyun kesildi.
1453 - Bir baba ilk defa oğlunu misafirlerin yanına çağırıp "göster amcalara pipini" dedi.
0832 - Türkler yine bir nüfus sayımı yüzünden günü çadırlarında geçirdiler. Oba beyi bir sonraki sayımın çayıra çıkma yasağı olmadan yapılacağı sözünü bir kere daha verdi.
1958 - Kamyon lastiği içiyle denize ilk defa girildi.
1000 - "Yeni Milenyuma girdik... Hayır seneye giricez" şeklinde süren kavga nihayet bitti. Konu 1000 yıl sonra açılmak üzere kapandı.
1523 - Elektrik bulundu. Ay sonunda fatura gelince elektrik bulunduğu yere geri bırakıldı.
1876 Ğ Talihsiz Henry isimli bir İngiliz Graham Bell'den sadece 5 dakika sonra telefonu icat etti. Hemen bir numara çevirdi. Telefon meşgul çalınca bunalıma girip intihar eti.
1957 - Gazetede kağıdından ilk defa kabak çekirdeği külahı yapıldı.
1625 - İlk kez bir toz şeker kaşığının üzerinde biriken şeker parçaları, bardaktaki çaya sokularak temizlendi.
1908 - Hamamdan çıkan birine ilk defa "sıhhatler olsun" yerine "saatler olsun" dendi.
1925 - Evreşe yollarındaki yol genişletme çalışmaları başladı.
1990 -12 Eylül 1990 tarihinde başlayan "10 yıl oldu darbe olmadı" kutlamaları sona erdi.
1983 Ğ Daha evvel Bülent Ecevit'e ait olan çeyizine en çok mavi gömlek konan damat unvanı Konyalı bir damat tarafından bir gömlek farkla kırıldı.
1930 Ğ İslamköy'de çobanlık yapan Sülü bir an için koyunlarına vaatte bulunmayı bırakıp etrafına baktı ve etrafta da baya koyun olduğunu farketti ve siyasete atılmaya karar verdi.
********
Erkek mi kadın mı?
Öğretmen öğrencilerine sormuş; - Bilgisayar erkek mi dişi mi sizce?
Kız öğrenciler diyor ki;
- Bilgisayar erkektir. Çünkü bilgisayarlar aslında sorunları çözmek için yaratılmalarına rağmen, ömürlerinin dörtte üçünü sorun yaratarak geçirirler. Daha da önemlisi, bunlardan bir tane aldığınız an, biraz daha sabretmiş olsaydınız çok daha gelişmiş bir modeline sahip olabileceğinizi görüp pişman olursunuz.
Erkekler diyor ki;
- Bilgisayar dişidir. Çünkü onun mantığını yaratıcısından başka kimsenin anlaması mümkün değildir.
Yaptığınız en ufak hatayı bile hafızasına kaydedip tekrar tekrar önünüze koyar ve bir bilgisayar aldıktan sonra fark edersiniz ki, asıl parayı ona gereken aksesuarlar için harcamak zorundasınız.
************
Bilgi ve paylaşım
Konficyus'ün dizeleri için Öznur Bilgin'e teşekkürlerimle..
Bende bir yumurta var.
Sende bir yumurta var.
Eğer,
Sen bana bir yumurta verirsen,
Ben sana bir yumurta verirsem,
Yine sende bir yumurta
Bende bir yumurta olur.
Şayet,
Sende bir bilgi var.
Bende bir bilgi var.
Ben sana bir bilgi verirsem,
Sen bana bir bilgi verirsen,
Sende iki bilgi,
Bende iki bilgi olur.
Pazar Neşesi
Bu hafta pazar neşemiz, bir klasik..
Yetmişlerinde bir çift doktora gelmişler.. "Doktor" demişler.. "Sevişirken bizi izler misiniz?"
Doktor şaşkın bakmış.. Demek bir sorunları var. Tıp adamı olarak yardım etmek zorunda..
"Peki"demiş..
Çift yatağa uzanmış.. Doktor izlemiş ve teşhisini bildirmiş
"İkiniz de gayet sağlıklısınız. Sevişmeniz fevkalade.. Merak edecek birşey yok.. Viziteniz 32 dolar. Bu da faturanız.."
Ertesi hafta çift gene gelmiş doktora "Sevişirken bizi izle" diye.. Gene izlemiş doktor.. Gene sorun yok. Gene vizite 32 dolar.
Her hafta çift randevu alıyor, geliyor, sevişiyor, parayı ödüyor, çıkıp gidiyor. Bir türlü birşey bulamayan doktor sonunda dayanamamış..
"Meraktan ölüyorum. Bana biraz yardımcı olun. Sıkıntınız ne, söyleyin.."
Adam cevap vermiş;
"Herhangi bir sıkıntımız yok. Bir şey bulmanızı da istemiyoruz. Bu kadın evli.. Onun evine gidemiyoruz. Ben de evliyim.. Benim evime de gidemiyoruz. Hilton geceye 78 dolar istiyor.. Sheraton 82 dolar.. Buraya ise sadece 32 dolar ödüyoruz. Onun 28 dolarını da sigortamız fatura karşılığı 'Doktor muayenehanesinde ziyaret' fonundan geri ödüyor!.."
******
Pazar Neşesi
-Yaşınızı söyler misiniz?
-86 yaşndayım.
-Lütfen bize olay günü neler olduğunu anlatın
-O gün hava çok güzeldi ve ben parkta oturuyordum.. Derken o adam geldi ve yanıma oturdu.
-Onu tanıyor muydunuz?
-Hayır ama tatlı birine benziyordu
-Sonra ne oldu?
-Birden bacaklarımı okşamaya başladı...
-Ona engel oldunuz mu?
-Hayır
-Neden?
-Çünkü hoşuma gitti.. Kocam 3 yıl önce öldüğünden beri kimse bana böyle dokunmamıştı...
-Sonra ne oldu?
-Sonra göğüslerime dokundu...
-Engel oldunuz mu?
-Hayır
-Neden?
-Çünkü uzun zamandır ilk defa kadın olduğumu hissediyordum.
-Sonra?
-O kadar tahrik olmuştum ki "Seviş benimle hadi seviş benimle!.." diye bağırdım..
-Sizinle sevişti mi?
-Hayır!
-Peki, ne oldu?
- "Gülümseyin, Kamera Şakası" diyince ben de ona vurdum.
**
siyasal islam adım adım gelirken biz uyuyorduk../malezya
Siyasal İslam adım adım gelirken biz uyuyorduk
İşte Malezya / 5 - Ece Temelkuran
FOTOĞRAFLAR: Yurttaş Tümer
Bazen düşünüyorum da Irak'tan çıkan en kıymetli şey petrol yerine elma olsaydı dünyanın başına bütün bunlar gelir miydi? Ya da Afganistan uyuşturucunun değil ıspanağın merkezi olsaydı? Ama artık bu "medeniyetler çatışması" hikâyesi üzerine kurulu kan çukurunun çözmek zorunda bırakıldığımız politik ve dini karmaşası bu soruları soramayacak kadar burnumuza dayanmış durumda.
1980'lerde dünya sahnesine çıkan siyasal İslamın kaynaklarının ne olduğunu, ülkelerin nasıl etkilediğini konuşamayacak kadar meşgulüz diyelim ki başörtüsü meselesiyle.
Siyasal İslamın kahramanlarının dünyanın efendileri tarafından nasıl yaratıldığını, desteklendiğini konuşamıyoruz çünkü o kahramanların yönlendirdiği görece masum halk kitleleriyle uğraşıyoruz. Ve bütün bunları konuşmak, tartışmak çok zor. Çünkü, biliyorsunuz, onlar Tanrı'nın kendi taraflarında olduğunu söylüyor.
'Yeşil'den 'ılımlı'ya
Politik bir hareket olmasına rağmen soru sorduğunuzda dinlerini sorguluyor duruma düşürülüyorsunuz. Türkiye gerçeğinde "darbe davetiyesi" çıkarmış oluyorsunuz, Malezya gerçeğinde İslam karşıtı ya da halk düşmanı ilan ediliyorsunuz.
ABD'nin 80'lerde meyvelerini veren ve Ortadoğu'daki özgürlük hareketlerine, SSCB etkisine karşı kullandığı "Yeşil Kuşak Projesi"nin sonuçları "fazla kanlı ve tehlikeli" olduğu için icat ettiği "ılımlı İslam" projesi ise bu oyunun bizim kuşağımızı uğraştıracak devam filmi. Malezya'nın Tayyip Erdoğan'ı Anvar İbrahim'in dünkü röportajda söylediği gibi:
"Bu, uluslararası bir hareket!"
Şimdi ülkelerin demokratları, aydınları tarafından kabul görebilecek, hatta desteklenecek bir yaklaşımla siyasal İslamı yükseltme zamanı.
Bu sadece Türkiye için değil, Türkiye ile pek bir benzerliği olmayan Malezya için de geçerli. Çok karmaşık toplumsal problemler içinden filizlenip güçlenen bu siyasi hareketin sevimli ve yumuşak tavrının görünmez kıldığı hakikatleri bulup çıkarmak da yine bizim kuşağımızın meselesi olacak.
Ama bir ülkenin, bir rejimin "gerçek renklerini" her zaman kadınlar anlatır. Malezya ile Türkiye arasındaki farklar-benzerlikler üzerine uzun uzun konuşmaya gerek yok. Sivil toplum örgütü yöneticileri Ivy ve Toni'nin anlattıklarına bakın. Ve Türkiye Malezya resimleri arasındaki "7 benzerliği" kendiniz bulun.
Malezya'dan Türkiye'ye dönerken bu bulmaca-röportajda herkese başarılar!
İslamda Kızkardeşler Örgütü'nün (Sisters in Islam-SIS) baş eğitmeni Toni Kasım muhafazakârlığa karşı bir Müslüman kadın olarak mücadele vermenin ne kadar güç olduğunu böyle anlatıyor. Çünkü:
"Kuran'da ne yazdığını ben biliyorum. Ama bir toplantıya gittiğimde bütün kadınlar başörtülü olduğu için erkek veya kadınlardan biri çıkıp bütün bir konuşmadan sonra sadece şunu soruyor:
'Senin dediklerine nasıl inanabilirim? Başın açık!' Siz de biliyorsunuzdur, söylenen şeyle başa çıkamadıkları zaman söyleyene saldırırlar. 'Ben sizin kıyafetiniz yüzünden size saldırmıyorum. Gelin konuyu tartışalım' dediğimde ise işim pek kolaylaşmıyor."
Tutucu kanaatler engeli
İslamda Kızkardeşler Örgütü, Malezya'daki en etkin kadın örgütü. Müslümanlar ve Kuran'ın çağdaş dünyaya yorumları üzerinden muhafazakâr İslam hareketine karşı mücadele veriyorlar. Kadınlara, herhangi bir erkek egemen baskı altında kaldıkları zaman bunun Kuran'da olmadığını anlatıyorlar. Ya da Şeriat Mahkemesi'nin verdiği kararların İslami olmadığını aydın ilahiyatçılardan aldıkları yorumlarla halka açıklamaya çalışıyorlar. Ama hem basının üzerindeki sansür hem de Müslüman toplumdaki yerleşik, tutucu kanaatler işlerini zorlaştırıyor:
"Burada değil İslam dinini sorgulamak onun erkek egemen olan ve 7. yüzyılda kalmış yorumunu sorgulamak bile İslam karşıtı sayılıyor."
Peki bir sivil toplum örgütü olarak Kuran'dan yola çıkmak, Kuran ile uyumlu olmak zorunluluğu onları köşeye sıkıştırmıyor mu bazen?
"Ne yapabilirsiniz? Kadına 'Bu sivil yasada yok. Bu insan haklarına aykırı' deseniz size dönüp dininin böyle istediğini söylüyor. O zaman ona 'Hayır, dinimiz böyle söylemiyor' demek zorundasınız."
'Çok bilmek yetmiyor'
Toni, Avrupa'da yaşayan Müslüman kadınları örnek veriyor:
"Kadın Avrupa vatandaşı ama Müslüman. Haklarının gasp edilmesine karşı her türlü laik imkâna sahip. Ama yine de dayak yiyince polise gitmiyor. Buna ne diyeceksiniz? Ona İslam'ın bunu reddettiğini anlatmak zorundasınız."
Ama İslam'ı çok bilmenin hiç bilmeyen muhafazakârlar için "yeterince müslüman" olmaya yetmediğini, yerleşik kanaatlere sadece kadın olarak değil, erkek olarak karşı koymanın da "gayrimeşru" sayıldığını anlatıyor Toni.
Peki hangisi daha çok saldırıya uğruyor? Ivy, Toni'yi gösteriyor:
"Onun işi daha zor. Çünkü hem Müslüman, hem muhalif!"
Her iki kadın da konuşma biter bitmez işlerine koşturuyorlar. İkisi de yapacak çok işleri olduğunu biliyorlar.
Ivy Josiah, Malezya'nın ilk kadın sığınma evi ve "Kadına Yardım Örgütü'nün (WAO) kurucusu, yöneticisi. Örgütün 25 yıllık bir geçmişi var. "Uyuyorduk" diyor Ivy, "Güzellik yarışmasını protesto ettiklerinde, kadınların elini sıkmamaya başladıklarında, devlet dairelerine kapalı giysilerle gelmemizi söylediklerinde... Hatta haklı buluyorduk bir yanıyla. Doğru, devlet dairesine 'düzgün' kıyafetle gidilmeliydi. Ama sonra o 'düzgün' yani kapalı kıyafetleri zorunlu hale getirdiler. Bu yavaş yavaş oldu. Siz de bilirsiniz, her dinin evangelistleri hiç acele etmeden yaparlar bu işleri."
Halkı değiştiriyorlar
O kadar yumuşak ve argümanları hazırlanmış bir biçimde gelişiyor ki, siyasal İslam ve muhafazakârlık, bu yumuşaklık karşısında tartışacak, kafa kafaya gelecek bir siyasi satıh bulamıyorsunuz. Ne der Ivy buna?
"Evet, evet. Biz 'Tamam o zaman, eğer İslam devleti istiyorsanız, gelin anayasayı değiştirelim o zaman' dediğimizde asla kabul etmiyorlar. Çünkü, bu tepki çeker ve reddedilir, biliyorlar. O yüzden çok yavaş ve yumuşak yaptılar başlangıçta. Ama şimdi gücü ele geçirdikleri için o kadar yumuşak değiller."
Ekonomi ve muhafazakârlık
Ivy, "ekonominin tıkırında" olmasının herkesin bu siyasi gelişmeye sessiz kalmasının bir başka nedeni olduğunu söylüyor:
"Bize maddiyatı verdiler ama soru sormamızı yasakladılar. Yani ülkenin 'hardware'i iyi, 'software'inde sorun var. Ve Malezya halkı Türkiye kadar (!) soru soramaz. Yıllarca otoriter bir rejim altında yaşadığımız ve Malay halkının resmi dini İslam olduğu için bu konuda tartışmamız daha zor. Oysa siyasal İslamı yükselten bir güç oyunu.
Aşırı dinci PAS partisi çıktıktan sonra merkez parti UMNO da İslamcılaştı. Sonra birbirleriyle muhafazakârlaşma konusunda yarışmaya başladılar. Arada hep kadınlar harcandı, harcanıyor."
'Kitlelere ulaşamıyoruz'
Ya muhafazakâr İslamcılığı destekleyen kadınlar?
"Çok var tabii. Biliyor musun, biz aslında yukarıda bir yerde, elit bir düzeyde konuşup duruyoruz. Kitlelere, kitlelerle konuşmamız lazım. Ama sansür var. Sansürün olmadığı yerde de bizim söylediklerimizin din karşıtı olduğuna inananlar var. Yani bizim kitlelere ulaşmamızı engelliyorlar."
Laiklik için bile değil, ülkedeki bütün dinlerin birbiriyle eşit olması için, muhafazakâr İslamın bütün ülkeyi ele geçirmemesi için çalışan Ivy Josiah, Hint kökenli bir Hıristiyan. Belki onun sözlerinin bu kimlik nedeniyle "sakıncalı" sayılabileceğini düşünebilirsiniz ama ya inançlı bir Müslüman kadın muhafazakâr ve siyasallaşmış İslama karşı çıkarsa?
Reşit Galip olayı hem bir devrimci cesaretin hem de Mustafa Kemal büyüklüğünün hikâyesidir...
"Sen" diye ona seslenerek şöyle diyecektir:
- Senin asıl büyüklüğün bütün o büyüklüklere rağmen milletin ferdiyim diye övünmendir...
Herkes bir fırtına kopacak sanır. Aksine Atatürk, Reşit Galip'i sever. Galip, 1925 yılında milletvekili olur, iki yıl süreyle İstiklal Mahkemesi üyeliği yapar. Atatürk'le aralarındaki o efsaneye dönüşen kavga 1931 yılı ağustos ayında Dolmabahçe Sarayı'nda yaşanır...
Reşit Galip masada Atatürk'ün de hocası olan zamanın Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet'i eleştirmeye koyulur.
Atatürk'ün, "Davamıza inanmıştır, benim hocamdır, benim hocam olması sence bir değer taşımıyor mu?" sözlerine "Kusura bakma Paşam taşımıyor, okuttuklarının içinde sizin gibi devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır" diye karşılık verir. Mustafa Kemal, "Bu masada hocama hakaret etmenize müsaade edemem" diyecek olur, Reşit Galip, "Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız sizi de eleştiririm. Rose Noir'a 15 bin liralık kredi mektubu da siz verdiniz diye hata olmaktan çıkmaz" diye üsteler.
Ortalık buz keser. Atatürk "Yoruldunuz, biraz istirahat etseniz iyi olacak" diyerek Reşit Galip'i dışarıya davet eder. Ama tüm beklentilerin aksine Reşit Galip dışarı çıkmaz: "Burası sizin değil milletin sofrasıdır" diyerek yerinde çakılı kalır. Bunun üzerine Atatürk odayı terk eder. Reşit Galip sabaha kadar o salonda oturur. Ertesi gün Ata'ya bir özür mektubu yazar. Birkaç ay sonra yaptığı bir radyo konuşmasını Atatürk de dinler. Reşit Galip: "Devrimlerimizi herkese ve her şeye karşı savunacağız. Gerekirse babalarımıza ve çouklarımıza karşı da..." demektedir. Atatürk birkaç gün sonra Reşit Galip'i çağırtır. Onu Milli Eğitim Bakanı yapar...
Rose Noir hadisesine gelince... Beyoğlu'nda bir Rus karı-kocanın işlettiği böyle bir mekân vardır. Atatürk bir gece oraya gittiğinde mekânın sahibi Madam Senya masaya gelir, uzun uzun dert yanar, İş Bankası'nın krediyi kestiğini anlatır. Bu tür mekânların yaşamasını isteyen Atatürk, İş Bankası'na hitaben bir not yazar, ellerine tutuşturur. İş Bankası Genel Müdürü Mummer Eriş ertesi gün kâğıdı alınca Dolmabahçe Sarayı'na gelir, bu krediyi vermeye kuralların müsaade etmediğini bildirir. Mesele bundan ibarettir.
Ancak, Atatürk'ün o gece o çifte çek verdiği dedikodusu yayılmıştır. Reşit Galip işte bu dedikoduyu seslendirir... Atatürk kimilerine göre diktatördü. Bir bugünkü demokratlara (!) bakın bir o günkü diktatöre...
AKP iktidara gelene kadar Atatürk'ün modern Türkiye'si İslam âlemine örnek gösteriliyordu... AKP iktidarından sonra kendimize İslam âleminden örnek aramaya başladık. Beş yılda ne ilerleme...
"CarrefourSA'da içki reyonu kaldırıldı. Eşrefhoca Caddesi'nde bulunan CarrefourSA Merkez Şubesi'nde alkollü içeceklerin bulunduğu reyon bir daha konulmamak üzere kaldırıldı.
Edinilen bilgiye göre, vatandaşların hemen hiç ilgi göstermemeleri ve alkollü içeceklere olan tepki nedeniyle böyle bir uygulamaya gidildi. CarrefourSA yetkilileri, ramazan ayının da gelmesini fırsat olarak değerlendirerek içki reyonunun kaldırılmasını kararlaştırdılar..."
Malezyalı muhalif kadınlardan Josiah, "Siyasal İslam adım adım gelirken biz uyuyorduk" demiş.
Onlarda da şeriatı demokrasi diye yutturan işbirlikçi liberaller boldu anlaşılan...
Haldun Ertem
Para - borsaile ilgili herşey
sitene html kodları
HTML KODLARI SEÇ BEĞEN
- Sitene Direkt Okunan Süper Fıkra Koy
- Sitene Fıkra Menüsü Koy Ekle
- Güncel Dış haberleri Sitene Ekle
- Sitene Şans Oyunları Sonuçları
- Efekt
- Sitenede Çıkınca Mesaj Verilsin
- Tüm Sayfayı Soldan Sağa Kaydırma
- Resim Slayt
- Haber Kodu Sitene Hber Koy
- Sitende Jennifer Lopez - Get Right Çalsın
- Sitende Beyonce - Naughty Girl Çalsın
- Sitende Celine Dion - My Heart Will Go On (tıtanıc) Çalsın
- Sitende Eminem - Mocking Bird Çalsın
- Sitende Eminem Ass Like That Çalsın
- Sitende Sean Paul - We'll Be Burning Çalsın
- Sitende 50 Cent - Just A Lil Bit Çalsın
- Sitene Canlı TV Ve Radyo Ekleyin
- Sitene Takvim Ekle
- Gelişmiş Arama Motoru
- bilgi.com un Web Arama Motoru
- bilgi.com un Video Arama Motoru
- Google Arama Motorunu Sitene Koy
- Sitene Yahoo Arama Motorunu Ekle
- Sitene LiveSearch Arama Motorunu Koy
- Giriş Sayfası Yapma Kodu
- Sitende Türkçe Tarih Olsun
- Kayarak Açılan Sayfa
- 24 Saat Müzik Kaliteli Radyo
- Sayfanıza Sihay Baloncuk Yağsın
- Sitenize Sağ Tuş Engeli Koyma
- Resmin Kodu
- Resmin Kodu 2
- Resmin Kodu 3
- Boyuna Haber Kodu
- Siteni Animasyonlu Bir Şekilde Aç
- Sitene Canlı Radyo Koy
- Sitende 20 Tane Oyun Yayınla
- Sitene Başka 20 Tane Oyun Koy
- Dünya nın En Çok Ziyaret Edilen Türkçe Web Siteleri Kodu
- Sitene Dünyanı En Çok Ziyaret Edilen Sitelerinin Listesini Koy
- Google ı Sitenin İçine Koy
- Bilgisayara Göz Atma Kodu
- Sitene Kutucuk Koy
- Button Kodu
- Giris Sayfası Yapma Kodu
- Linke Gelince Altta ve Üstte Çizgileri Oluşuyor!
- Döviz Kurları
- Devletim.com Listesi
- Sitene Video Oyun Animasyon
- 8 Tane Güncel Oyun
- Günlük Burç
- Güncel Teknoloji Haberleri
- Sitene Güncel Magazin Haberleri
- Matrix Arka Plan Efekti
- Sayfa Her Yenilendiğinde Arka Planın Rengi Değişir
- Uzay Arka Plan
- Buttonun Üstüne Gelince Kaçıyor
- Mause Efekti Mausenin Etrafında Renkli Pullar Dönüyor
- Mause Arkasından Renkli Renkli Simler Bırakıyor
- Sitene Dıgıtal Saat Koy
- Sitene Açılan Menü Ekleyin
- Resim Efektleri Resme Tıkla Uçsun
- Sitenizde Kilo Hesaplayıcınız Olsun
- Sitenize Gazeteler Köşesi
- Tüm İllerin Hava Durmuları
- Süper Haber Listesi Kodu
- Sitenize TV Dde Bugün Menüsü
- Siten İçin Süper Bir Arama Motoru
- Güncel İnternet Haberleri
- Hergün Güncellenen Spor Haberleri
- Efekt
- Sitenede Çıkınca Mesaj Verilsin
- Tüm Sayfayı Soldan Sağa Kaydırma
- Resim Slayt
- Haber Kodu Sitene Hber Koy
Yabancı Kaynaklar
| <CNN (ABD) New York Times (ABD) Usa Today (ABD) Washington Post (ABD) Der Spiegel (Almanya) Die Welt (Almanya) The Australian (Avustralya) Le Soir (Belçika) Jornais do Brasil (Brezilya) China Online (Çin) Lemonde (Frana) Liberation (Fransa) Dernieres Nouvelles d'Alsace (Fransa) Tous les journaux (Fransa) The Sun (İngiltere) Guardian (İngiltere) Periodicos (İspanya) Giornale (İtalya) Corriere Della Sera (İtalya) Japan Times (Japonya) Ahram (Mısır) Dawn (Pakistan) Jornais Portugueses |