Bu Blogda Ara

18 Eylül 2007 Salı

Helal anayasa../bekir coşkun.hürriyet






Parlamentoda çoğunluğu, ülkede iktidarı, cumhurbaşkanlığı ile de devleti ele geçirdiklerine göre, bir anayasaları eksikti.

Şimdi onu yapıyorlar.

Kafalarındaki "ılımlı İslam"a engel olmayacak bir anayasa...

Nitekim Mir Dengir Mehmet Fırat, dünkü gazetelerde "Siyasi irademizi anayasanın arkasına koyacağız" diyordu.

Anayasanın arkasına koyacakları o siyasi iradeyi elbette tahmin edersiniz.

Anayasanın dili yok.

Ki "Kim benim arkama saptırılmış siyasi iradesini koyuyor?" diye yakınsın.

*

Yeni anayasada gizli ya da açık:

- Anayasa Mahkemesi’nin çoğunluğu iktidara geçiyor, böylece anayasanın özündeki devrim yasalarına aykırılık gibi bir engel kalmıyor.

- Laikliğin tarifi (elbette kendi malum kafalarına göre) yeniden yapılıyor.

- Türban serbestleştiriliyor.

- MGK’nın işlevi ve etkisi azaltılıyor.

- Yargının bağımsızlığı budanıyor.

- YÖK iktidara bağlanıyor.

- İrtica-gericilik-tarikat-marikat nedeniyle ordudan atılanlara geri dönme kapısı açılıyor.

*

Ve hepimiz biliyoruz ki; amaçlarına doğru bir adım daha atıp kendi helal anayasalarını yapıyorlar.

Peki buna kim engel olacak?

Bu pısmış-sinmiş muhalefet mi?..

Her devrin adamı kesilen bu yazarlar-çizerler, bu aydınlar mı?..

Her fırsatta irticadan ve laikliğin tehdit altında olduğundan söz edip ortalığı ayağa kaldıran... Ama Abdullah Gül cumhurbaşkanı olunca selama duran laik cumhuriyetin bekçileri(!) mi?..

Bu medya mı?..

Yeni Cumhurbaşkanı’nın kendilerini uçağa doldurup dünyayı gezdirmesini bekleyen patronlar

Ya da; kendisini yalnız ve aldatılmış hisseden, ülkesinin sürüklendiği karanlığa gönlü razı olmayan, ama çaresiz-küskün insanlar mı?..

Kim engel olacak AKP’nin kendi anayasasını yapmasına?..

Kim?..
mı?..

**********

The New York Times /Türkiye resimlri







Mustafa Kemal Ataturk started Turkey on a wrenching course of reform in the 1920s; over the subsequent years the changes he instituted have made Turkey into a democracy that is far closer to Europe than the Middle East.




Turkey is a secular democracy whose citizens are overwhelmingly Muslim. The next chapter of Turkish history is unfolding: a power struggle between an old secular elite and a new, religious class. Above, a man in an Istanbul cafe relaxed under the ubiquitous gaze of Mustafa Kemal Ataturk, the founder of modern Turkey.






In April, Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and his ruling Justice and Development party nominated a presidential candidate whose wife wears a head scarf, sparking protests by secular Turks of creeping Islamism. Many demonstrators carried large banners with Ataturk's likeness.













The protests in different cities brought together more than a million Turks. Hundreds of thousands gathered at Ataturk's mausoleum in the captiol city of Ankara to show their support for the secular establishment.



Turkish education system teaches secularism and nationalism. Pictures of Ataturk hang in nearly every classroom in the country, including this high school in Istanbul.


e A.K. party has been successful at the grassroots level, providing services to Turkey's poorer classes through local government. An older woman read aloud in a women's literacy class at a community center set up by the party in Istanbul.

J
Traditional Turkish society is religious but, under the influence of Sufism, tends to have fewer forces for radicalism. Residents of Konya, a conservative city in eastern Turkey, waited for the midday call to prayer at one of the city's central mosques.


Sufism was a primary way that Islam caught hold in what is now modern Turkey. One of its central characters was Rumi, a 13th century mystic poet whose grave is in Konya. Dervishes are Sufis who attempt to find divine focus in dance.


Konya has the largest number of mosques per capita in Turkey, with nearly the same amount as Istanbul, a city five times as large. For generations, devoutly religious Turks have been the underclass of Turkish society.


Students in the art department at Selcuk University in Konya. Over the last several years the school has been a moderating influence on the city's conservative sensibilities.


opening up of Turkey's economy in the 1980s set off an economic boom that drew large portions of the rural, devout population to the cities from the countryside.

s
Mustafa Kemal Ataturk started Turkey on a wrenching course of reform in the 1920s; over the subsequent years the changes he instituted have made Turkey into a democracy that is far closer to Europe than the Middle East.

çizgiler/bir şiir

Küçük istavritin öyküsü..

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu

"Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar
Hani görüp de gökyüzünü, insanı
Oltadan son anda kurtulanlar
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci

İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gökyüzünün içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu

İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye
"Bir gün dedim bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye"
alıntı//






17 Eylül 2007 Pazartesi

çiziyorum,anayasa değişiyor

Günün Müjdesi...
"Bugün Şişli'de okuyan öğrencimiz ile Şemdinli'nin bir okulunda okuyan öğrencimiz teknik imkanlar bakımından hemen hemen aynı seviyeye ulaşmıştır."
Başbakan Tayyip Erdoğan

ÇiziYORUM - Ercan AKYOL


Anayasaya son şeklini Tayyip Erdoğan verecekmiş.
Buna AKP anayasası bile denmez, Erdoğan yasası denir...
Haldun Ertem

Haslet SOYÖZ



Hangisi demokrat?
Önce AKP'nin yeni bir anayasa yapma gerekçelerini hatırlatalım isterseniz; 1982 Anayasası askerler tarafından darbe koşullarında yapılmış bir anayasadır. Dolayısıyla demokratik değildir? Özgürlükçü hiç değildir? Biz demokratik ve özgürlükçü anayasa yapacağız...
Şimdi de gelelim 1982 Anayasası yapılırken Danışma Meclisi üyesi olan, Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in bu gerekçeler ve iki anayasanın yapılış yöntemleriyle ilgili söylediklerine:
- 1982 Anayasası için önce bir kurucu meclis seçildi. Bu meclisin içinden de çoğu hukukçu olan 30 kişilik bir ekip meydana getirildi. İlk taslağı bu ekip hazırladı... Hazırlanan metin gerek komisyonlarda gerekse Danışma Meclisi Genel Kurulu'nda uzun uzun tartışılmıştı. O ekibin çalışmaları hemen her aşamada kamuoyuna açıktı. Bugünlerde yapılmakta olan anayasanın ilk taslağını hazırlayanlar ise kapalı kapılar ardında 6 kişi. Evet, 1982 Anayasası'na nihai şekli sonuçta 5 general vermişti ama bugünküne bir kişi... Yani, bırakın anayasa hukukunu, hukukun temel kavramlarından bile bihaber Tayyip Erdoğan verecek.
- Yani 1982 Anayasası bugünküne göre göre daha geniş bir katılımla ve daha demokratik yöntemle hazırlandı, diyorsunuz...
- Ben demiyorum, gerçekler böyle. Ayrıca 1982 Anayasası'nın neredeyse üçte biri o günden bugüne değiştirildi. Bütün bu değişiklikleri de sivil meclisler yaptı.
- Peki, o zaman yeni anayasa hazırlanmasının asıl sebebi ne?
- Asıl sebebi ortaya çıkan taslağa bakarsanız rahatlıkla görürsünüz; yargıyı etkisiz hale getirip meydanı tümüyle iktidara bırakmak... Türbanı, tarikatları anayasal güvenceye almak... Ülkeyi iç ve dış egemen güçler için dikensiz gül bahçesine dönüştürmek. Özetle diyeceğim; şimdi yapılmakta olan anayasa ne yapılış yöntemi açısından 1982 Anayasası'ndan daha demokratik ve daha katılımcıdır ne de içeriği açısından daha çağdaş ve özgürlükçüdür..

16 Eylül 2007 Pazar

milliyet /melih asık

Fatura önümüzde
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns, Türkiye'ye geliyor. Burns, iki gün önce Washington'da yaptığı konuşmada Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan'ı uzun uzun övdü. Sonra da beklentilerini sıraladı: " İran'la ticari ilişkiyi kesin, Ermeni sınırını açın, 301. maddeyi kaldırın, Heybeliada Ruhban Okulu'nu açın..."
ABD seçimlerde AKP'ye desteklemişti ya... İşte şimdi onun diyetini uzatıyor AKP'ye...
AB de seçim desteğinin bedeli olan Kıbrıs ve diğer isteklerini yakında masaya koyacak...
Bu destekler bedava değil... Bedeli AKP eliyle ülke ve halka fatura ediliyor
.
ÇiziYORUM - Ercan AKYOL


Haslet SOYÖZ



Başörtüsü Islam’dan önce de vardı






AKP’nin, üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasını da içeren Anayasa taslağı günlerdir Türkiye gündeminden düşmüyor. Bazı çevreler, başörtülü öğrencilerin üniversitelere girmelerini demokrasi adına savunuyor. Karşı çıkanlar ise türbanı toplumun gericileşmesinin simgesi olarak görüyor. Peki, kadın niye örtünüyor? Kadının örtünmesi ne zaman, nasıl oldu? Gelin, kadının örtünme tarihine kısa bir göz atalım.

İLKEL çağlarda sihir ve büyü düşüncesi hákimdi. İnsanoğlu kadının çocuk doğurmasına akıl erdiremiyordu. Bunu gizli bir güç olarak yorumluyordu. Bu nedenle kadından hem korkuluyor, hem de ona saygı duyuluyordu.

Öte yandan ilk çağda birçok alanda üretimi kadınlar başlatmıştı: İp, sepet dokuma, ağla balık avlama, toprak kap, ateş yakıp yemeği pişirme, tarak, kaşık, madeni eşyalar, boncuk, ilk hekimlik ve şifalı otlar gibi buluşlar kadının eseriydi.

Kadının el üstünde tutulduğu "anaerkil" dönem binlerce yıl sürdü.

Ne zaman insanoğlu doğal olayları kavramaya başladı, "büyü" bozuldu. Artık kadının nasıl çocuk sahibi olduğu anlaşılmıştı!

Yetmezmiş gibi erkekler, üretim biçimini ve savaş aletlerini geliştirdi; din devleti, tapınak-saray-ordu biçimindeki erkek egemen örgütlenmesine yöneldi; kadının "saltanatına"/_newsimages/4088543.jpg

ÖRTÜNME BAŞLIYOR

Yaklaşık 4 bin yıl önce Babil İmparatoru Hammurabi’nin kanunlarında kadının sosyal statüsü ilk kez yazılı yasa haline getirildi: "Kadınlar sokağa çıkarlarken başlarını açmamış olacaklardır."

Bu kanun yeniydi, ama uygulama eskiydi. Sümer, Asur, Hitit, Urartu, Akad gibi site devletlerinde de benzer uygulamalar vardı. Kadını örtüye sokmanın temel nedeni, hür kadın ile köle kadınların birbirinden ayrılmasını sağlamaktı. Yani amaç, hangi kadının bir erkeğin koruması altında, hangisinin ise "kolay av" olduğunu göstermekti!

Eski Anadolu kültüründe olan bu örtünme anlayışı, dünyanın çeşitli topluluklarında da vardı. Onlar genellikle meseleyi mitolojik öykülere dayandırıyorlardı. Örneğin, Japon mitolojisinin kutsal kahraman Okikurumi, Aynular’a kültür ve uygarlığı öğretmek üzere tanrıların cennetinden yeryüzüne inmişti. Cennete dönmeden önce Aynular’dan bir kadınla evlendi. Karısına, yiyecekleri kabile halkına dağıtma görevi verdi. Ancak bunun için de bir koşulu vardı; hiç kimse karısının yüzüne bakmayacaktı. Yani örtünecekti!

ÇARŞAF, SAHNEYE ÇIKIYOR

Çarşaf, önce Hititler’de ortaya çıktı.

Bu konuda, Ankara/Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde pişmiş toprak bir kabın üzerindeki resim bize önemli bilgi veriyor. Kutsal evlilik töreninde, tanrıçayla, /_newsimages/4088544.jpgtanrı adına kralın evlenmesi için yapılan ayini anlatan resimde tören sırasında gelin tanrıça, günümüzdeki çarşafın birebir aynısını giyiyordu.

Ve ne yazık ki, kendine güvenli, rahat, buyurgan tavırlı kralın karşısında, edilgen, teslimiyetçi duran bu kara çarşaflı tanrıça gelin, Sümer’deki kendine güvenli tanrıça karakterinden hayli uzaktı. Kadınlar artık örtüye sokulmuştu. Önceleri görünen saçlar zamanla görünmez olmuştu.

Heraklit, Antik Yunan ve Mısır’da yaşayan kadınların baş giyimini şöyle tarif etmişti: "Giysilerin başa gelen kısmı öyle sarılır ki, yüzün tümü peçeyle örtülmüş gibi görünür. Zira sadece gözler ortada kalır, yüzün diğer bölümleri ise giysinin bir parçası ile tamamen örtülür. Bütün kadınlar bu şekilde beyaz renkli giysiler giyerler."

Antik Yunan’da başörtüsü, bereket tanrıçası Demeter ve Zeus’un karısı Hera’nın da özel simgesiydi!

Zamanla kadınlar bu durumu bile arayacak hale gelecekti.

Antik Yunan’da kadın, "erkeğin başının belası" olarak görülmeye başlanacaktı. Pis kadınların domuzdan, zeki kadınların tilkiden, meraklı kadınların köpekten meydana geldiğine inananlar bile vardı!

Kadınların tek başına sokağa çıkmaları ise artık hayaldi...

Roma döneminde de erkeklerin tartışılmaz egemenliği iyice perçinlendi. Erkek, asker, politikacı, tüccar; kadın ise evde oturup çocuk büyüten ve sadece kocasına hizmet edendi.

TEK TANRILI DİNLER

Kadının en büyük onuru bakire olmaktı. Bir de doğurgan olmak.

Hiçbir sosyal hakkı yoktu. Hatta kadın, başı açık dışarıya çıkarsa kocası onu boşayabilirdi bile. Tek tanrılı dinler, kadının sosyal hayatını pek değiştirmedi:

Talmud’a göre, Yahudi kadınların başı açık halde toplum içinde gezmeleri günahtır. Eski Ahit’te üç farklı yerde kadının başını örtmesiyle ilgili pasaj bulunmaktadır. İşaya 3/20’de başa giyilen kıyafet anlamında "fara", İşaya 3/23’te başörtüsü anlamında "tsnyafaah" ya da Tekvin 24/65-38/14.19’da yüzü örten örtü anlamında da "tsaayafa" kullanılmıştır. Ayrıca vücudun üst kısmını örten örtü anlamında "radod" kelimesi kullanılmıştır.

Hıristiyanlığın temel ilkelerini belirleyen Tarsuslu Aziz Pavlos, "Kadının örtüsüz Tanrı’ya dua etmesi doğru değildir. Kadın örtünmüyorsa saçı kesilmelidir" demiştir.

Erkek eli değmemişliğin, erdemliğin sembolü Meryem Ana, hep başı bağlı tasvir edilmiştir. Bilindiği gibi, Hıristiyan rahibelerin başları örtülüdür.

Gelelim bizim İslam dinine...

İlk İslami buyruklardan 17 yıl sonra kadının örtünmesiyle ilgili ayet gelmiştir. Ahzab Suresi 59. Ayet, "Ey Peygamber, zevcelerine, kızlarına, müminlerin kadınlarına de ki dış esvaplarını üzerine giysinler. Bu onların tanınıp taarruza uğramamalarına daha fazla hizmet eder" der.

Görüldüğü gibi, köle ve cariyelere örtünme zorunluluğu getirilmemişti. Örtünme statü göstergesiydi ve bunun cinsellikle filan hiç ilgisi yoktu.

İslam dünyası içinde örtünmeye ilişkin farklı görüşler de zamanla ortaya çıktı. Örneğin, Mevlana da kadının başörtüsü konusunda şunları söylemiştir: "Kadına her ne kadar gizlenme, örtünme emir edersen onda kendini gösterme isteği artar. Eğer kadının tabiatında kötülüğe yönelik bir eğilim yoksa yasak etsen de etmesen de o kişiliği doğrultusunda hareket edecektir." (Fihi Ma Fih)

Mevlana’nın bu sözleri söylemesinde geldiği Orta Asya kültürünün etkisivardır kuşkusuz. Peki Orta Asya’da Müslümanlığı kabul eden Türkler ne zaman örtündüler?

RAMAZAN AYINIZ KUTLU OLSUN

Yıl 1930. Bir ramazan gecesinde Direklerarası’nda ünlü Ferah Tiyatrosu’nun önünde oyunu seyretmek için gelen kişiler görülüyor. Kapının üzerindeki afişte, "Ramazanda her gece muazzam beynelmilel varyeteler" yazılı. Paçaları yırtmaçlı, başları kukuletalı tavşan kızların ramazan ayında bir tiyatroda gösteri yaptığına dikkatinizi çekerim.

TÜRK KADINI NE ZAMAN BAŞINI ÖRTTÜ

ORTA Asya’daki göçebe Türkmen kadınların sosyal hayat içindeki statüsü, Hıristiyan ve Yahudi kadınlardan farklıydı.

Müslümanlığı kabul ettikleri 9. ve 11. yüzyıllardaki yaşam biçimleri de geleneksel Müslüman yaşamına uymuyordu.

Osmanlı döneminde, Bizans alınana kadar örtünme kurumsal olarak yerleşmedi. Tarihçi Şikari, İstanbul’un fethinden önce başkent olan Bursa’da kadınların yüzlerini örtmediğini yazıyor: "Yüz örtmek sonradan ádet oldu. Karamanoğlu Alaüddin’in Hamidoğlu İlyas diyarını katliam ettiğinde üç kabile Diyar-ı Osman’a firar etmişlerdi. O vakit bunları Murad Han görüp pek temiz ve uslu ádem olduklarından kendi şehrinde (Bursa’da) yerleştirmiş. İşte bu kabile kadınları pek güzel olduklarından herkes bunları temaşa etmeye (seyretmeye) başlayınca ulema tarafından bu kabilenin hatunlarının yüzleri siper edilmesi (yüzlerinin saklanması) emredilmesi. İşte ne vakit taşraya çıksalar, o kabile hatunları yüzlerini siper ederlerdi. Fakat bu hal sonradan diğer kadın ve kızların da pek hoşuna geldiğinden herkes daima güzelce her tarafını örtmeye başladı."

Burada dikkati çeken nokta örtünmeye inançtan çok, toplumsal bir tedbir gereğine başvurulmasıydı.

Göçebe toplumun izlerini taşıyan Osmanlı’da kadın, erkekle birlikte hareket etmekte, törenlere katılmaktaydı. Bu dönemde kadınların yüzleri de açıktı.

Örtünme yıllar sonra, Osmanlı Devleti’nin "halifelik" makamına sahip olmasıyla yaygınlaştı.

Anadolu’da Asur’dan Antik Yunan’a, Roma’dan Bizans’a uzanan kadının eve kapatılma süreci Türk kadınını da etkiledi.

Osmanlı’da kadının kapanması 16. yüzyılda başladı ve Cumhuriyet Türkiye’sine kadar sürdü.

OSMANLI GERİLEDİKÇE KIYAFETLE UĞRAŞTI

Osmanlı’da kadınlar üzerine çıkarılan bütün yasalar, kadının kapanması ya da kıyafetlerinin denetlenmesi yönünde oldu.

Çıkarılan bu ferman ve yasalarda kadının giyimi ayrıntılı olarak tanımlanmıştı. Feracelerin yaka boyları, üzerlerindeki nakışlar, yaşmakların biçimleri, kumaşların kalınlığı ve inceliği gibi detaylar bu fermanlara konu olmuştu.

Bu fermanlarla gelen yasaklar, kadına üç alanda müdahale etti.

1. Giyimleri,

2. Sokaktaki davranışları,

3. Erkeklerle olan ilişkileri.

Aslında Osmanlı, gerileme dönemine girmesiyle kadınlara yönelik kıyafet yasakları konusunda sertleşti.

Örneğin, ilk yasak 1725’te çıkarıldı.

"Günlük kıyafetlerinin şeriata uygun olması devlet namusu gereğindedir. Fakat savaşlar yüzünden çok önemli işlerle uğraşılırken bu husus ihmal edilmiştir. Bazı yaramaz kadınlar bunu fırsat bilip sokaklarda halkı baştan çıkarmak için aşırı süslenmeye başlamışlardır. Yeni biçimlerde çeşitli esvaplar yaptırmışlardır. Hıristiyan kadınlarını taklit ederek başlarına acayip serpuşlar geçirmişlerdir.

Bundan böyle kadınlar bir karıştan ziyade büyük yakalı ferace ve üç değirmiden fazla baş yemenisi ile sokağa çıkamayacaklardır. Feracelerde süs olarak bir parmaktan enli şerit kullanılmayacaktır.

Bu yasakları dinlemeyecek olan kadınların sokakta yakaları kesileceği ve esvaplarının yırtılacağı ilan olunsun. Dinlememekte ısrar edenler yakalanıp başka şehirlere sürüleceklerdir."

Bu yasak Müslüman Osmanlı kadınlarının, Hıristiyan kadınlara benzememeleri için koyu renkli giysiler yerine renkli giysiler giymelerini de tavsiye ediyordu.

Ama bazen de Müslüman kadına yakışan tek giysi olduğu iddiasıyla renkli giysiler yasaklanıp çarşaf giymeleri istenmekteydi!

Osmanlı’da kadınların kıyafeti hep tartışma konusu oldu.

Neredeyse her padişah bir ferman çıkardı. Örneğin, Sultan II. Mahmud da bir fermanla Hıristiyan kadınların başlarını Müslüman gibi, Müslüman kadınların ise Hıristiyan kadınları taklit eder şekilde örtmelerini yasakladı.

II. ABDÜLHAMİD’İN ÇARŞAF YASAĞI

19. yüzyılın ortalarında kadınlar İstanbul’da çarşaf giymeye başladı. 1850’lerde Suriye valiliğinden dönen Suphi Paşa’nın karısı, İstanbul’da ilk çarşaf giyen kadın oldu.

Daha çok Yunanlılarda görülen bu giysi, Meşrutiyet dönemine değin baştan yere kadar uzanan kolsuz tek parçalı bir sokak kıyafetiydi.

1876-1908 arasında ise başı-omuzları örterek bele kadar uzanan bir pelerin ve belden ayak bileklerine inen bir etek olmak üzere iki parçalı sokak üst giysisi olarak kullanıldı.

1880’li yıllar, çarşafın hızla yayıldığı yıllar oldu.

Ancak, Sultan 2. Abdülhamid öldürülme korkusuyla çarşafı yasakladı. 27 Ekim 1883’te Paris’te yayımlanan Le Courier d’Orient isimli gazetede, çarşaf yasağından etkilenen kumaş tüccarlarının yakınmalarına yer verildi.

İstanbul’da bu tür yasaklar söz konusu iken Anadolu kadınları için ferace ya da çarşaf güncel bir tartışma olmadı.

Hatta 1882’de çıkarılan bir fermanla ferace giymeleri istenen kadınlar bu buyruğa isyan ettiler.

Konu ile ilgili olarak 27 Temmuz 1882’de Levant Herald Gazetesi’nde şu haber yer aldı. "Yeni İzmit valisi civar köylerden pazarda satmak için pazara mal getiren ferace giymemiş ve ayağında pabuç olmayan Türk kadınlarının 5 gün hapis ve bir mecidiye para cezasına çarptırılacağı konusunda bir yasak çıkardı. Bu yasağa karşılık köylü kadınlar, atalarından kalmış gelenek ve göreneklerini hiçe sayıp baskı altına alan bu yeni kanuna uymaktansa, köylerinde kalmayı yeğlediler."

Burada aslında şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Türkiye’nin bugün konuştuğu kamusal alan tartışması o zaman da yaşanıyor. Osmanlı, pazaryeri gibi kamusal alanlarda örtünmeyi zorunlu kılıyordu.

Müslüman kadınlar Anadolu’da peçe takmadığı gibi İstanbul’un Kadıköy, Tarabya gibi semtlerinde de bu serbestliğe sahipti. Oysa Beyoğlu’na giden bir kadın peçe takmak zorundaydı.

Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: İktidarın merkezinde duyarlılıklar fazla iken çevrede bu duyarlılığın azaldığını görüyoruz.

Osmanlı’nın son döneminde türban, aydınlar tarafından çok tartışılan bir konu oldu. Birçok kesim bu konuda kendi görüşünü belirtti. Kimi gerekliliğini, kimi gereksizliğini savundu.

Ziya Gökalp gibi aydınlar, İslamiyet öncesi Türk kadını konusunda araştırmalar yaparak o modelin benimsenmesi gerektiğini savundular.

Görünen o ki, Osmanlı’da başlayan bu tartışmalar günümüzde henüz sonuçlanmamıştır.

Başörtüsü, demokrasi mi yoksa bir uygarlık meselesi mi
son verdi! dir?

pazar neseşi,/şükrü kızılot.hürriyet

GÜNÜN SÖZÜ
Açlıktan ölen bir köpeği alıp, onu doyurursanız, sizi ısırmaz; köpekle insan arasındaki en temel farklılık budur.
Mark Twain

MÜHENDİS

YARISI su dolu bardağa,
İyimser: “Ne güzel, bardağın yarısı dolu” der.
Kötümser: “Ne kötü, bardağın yarısı boş” der.
Mühendis: “Bardak, olması gerektiğinden iki kat daha büyük” der.

ERKEKLER

40 yaşına kadar “Sevgililerini”
40-60 yaş arası “Hangi restoranda yemek yediklerini”
60’dan sonra “Hangi doktor ve hangi hastanenin iyi olduğunu” konuşurlar.
(Teşekkürler Mehmet YAZAR)


Kayserili
TEBESSÜM

KÜÇÜK bir kasabada yaşayan Yahudi, daha büyük bir şehre yerleşip, ticaret yapmak için, eşeğine binip Kayseri’ye gitmiş.
Bir hana yerleşen Yahudi, getir-götür işlerine bakan çocuğu çağırıp, para vermiş ve;
“Oğlum, git bana öyle bir şey alıp getir ki, hem ben yiyeyim, hem eşeğim yesin. Hem de sabaha kadar eğleneyim” demiş.
Parayı alan çocuk, “Peki amca” diyerek, çarşıya gitmiş. On dakika sonra, kucağında bir karpuz ile gelmiş. Yahudiye;
“Al Amca, bu karpuzun içini sen ye, kabuğunu eşeğin yesin. Çekirdeği ile de sabaha kadar eğlenirsin.”
demiş. Bunu gören Yahudi;
“Bu şehirden bana ekmek çıkmaz. Küçük çocuğu böyleyse, kim bilir büyükleri nasıldır?” demiş ve sabahleyin erkenden, eşeğine binip Kayseri’den başka şehre gitmek üzere ayrılmış.

Bekaret kemeri

ŞÖVALYELERİN gözüpek olduğu eski zamanlarda, bu şövalyelerden biri Haçlı Seferlerine çıkmaya karar verir. Yola çıkmadan önce kahyayı yanına çağırır:
- Haçlı Seferlerine katılacağım. Karımın bekaret kemerini sana veriyor ve sana güveniyorum. Eğer 10 yıl içinde dönmezsem, anahtarı kullanabilirsin.
Şövalye baştan aşağı donanır, tozlu yollara revan olmadan önce dönüp son bir kez şatosuna bakar. Birden kahyanın, bağırarak nefes nefese şatodan dışarı koştuğunu görür.
- Durun, durun Majesteleri!.. Oh, iyi ki size yetişebildim. Yanlış anahtar vermişsiniz.
(Teşekkürler Ferda İSPİR)

1961 yılının özelliği

1961 yılı, ilginç bir özelliğe sahip. Benzeri bir özellik ancak 4002 yıl sonra meydana gelebilecek.
Merak ettiniz mi nedir bu özellik?
YANIT: 1961 ters çevrilip okunduğunda, yine aynı yıl olarak okunur. Benzeri durum, 6009 yılında ortaya çıkacak.
Özellikle 1961 doğumluların hoşuna gidebilecek bir olay...

En fazla doğuran kadın

BUGÜNE kadar, en çok çocuk doğuran kadının, çocuk sayısı 69.
Rusya’da 1702-1782 yılları arasında yaşayan bir Rus kadını, 16 ikiz, 7 üçüz ve 4 dördüz olmak üzere 69 çocuk dünyaya getirmiş.

13 Eylül 2007 Perşembe

efendi

Efendi adlı kitabı geldiğimiz noktada bir daha okudum


Referans Gazetesi( Yarının Habercisi )
Referans Gazetesi ( Yarının Habercisi )

Efendi adlı kitap Türkiye'nin en önemli kaynaklarının yabancıların eline nasıl geçtiği konusunda önemli ipuçları veriyor. Türkiye'nin ne yönde ilerlediği ile ilgili soru işaretlerinin doğduğu bu günlerde kitaptaki bazı saptamaları ele almak istedim.

Bir dönemin çok tartışılan, hakkında “komplo”, “işte gerçek”, “saklanan düzen” gibi uç noktalara varan tespitler yapılan kitabı. Soner Yalçın tarafından kaleme alınan Efendi, son günlerde elime bir daha geçti ve “Türkiye nereye gidiyor” sorusu aklımın bir köşesindeyken, hızlı bir şekilde bir daha okudum. Bugün, Efendi'nin içinde geçen bazı ekonomik saptamaları ele almak ve bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Araştırılmaya değer

Bu kitaptan daha önce de bir alıntı yapmıştım, fakat son dönemde yaşadıklarımız ile daha anlamlı hale gelen saptamalar var.

Detaya geçmeden bir not düşmek istiyorum, aynı çekincemi daha önceki alıntımda da paylaşmıştım. Kitap hakkında ne düşünüyorum? Soğukkanlı ve olabildiğince objektif bir gözle okumaya çalıştım ve bazı çıkarımlara vardım. Birkaçını sizlere aktarmak istiyorum. Kitabın yazılışındaki amaç; Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş başarısını Sabetayist bir grubun girişimi ile özdeşleştirmekse tek kelimeyle anlamsız. Selanik'in tasvirini yaparak Atatürk'e de yakıştırmalar yapmak ise tek kelimeyle aşırı cüret ve haddini aşma.

Türkiye'nin yaşadığı zorluklarda birilerinin ülkenin kaynaklarını kullanmada halka rağmen etkili olduğunu ve bu örgütlenmenin Osmanlı'nın da sonunu hazırladığını anlatmaya çalışmak, bizleri uyandırmak ise araştırılmaya ve sahiplenmeye fazlasıyla değer.

Osmanlı'da yaşananlar

Bu noktada “kitap ile son çıkarımı” sizlere bırakıyor ve ekonomik durumu anlatan bölümlere geçiyorum:

“...16 Ağustos 1838 Sadrazam Reşid Paşa, samimi dostu İngiliz elçisi Lord Stratford ile ticaret anlaşmasını imzaladı. Anlaşma aynı yıl Avrupa'nın diğer devletleriyle de imzalandı. Bu anlaşma ile Osmanlı, devletçi ekonomiyi rafa kaldırdı ve gümrük vergilerini İngiltere ile birlikte saptamayı kabul etti. Osmanlı, ucuz mallar cenneti haline gelirken, üretmediğini tüketen bir toplum haline de geldi. En verimli alanlar yabancı sermayenin eline geçti. Bu durumun Osmanlı ekonomisine yansıması uzun sürmedi. 1814 yılında bir sterlin 23 kuruş iken, 1839'da 104 kuruş oldu. Bir sonraki adım ne oldu dersiniz? Avrupa devletleri, mali sorunlarına çözüm arayan Osmanlı'ya 'Hemen dış borçlanmaya gitmelisiniz' diyerek baskı yapmaya başladı. Osmanlı Avrupa piyasasına tahvil satarak borçlanmaya başladı. Londra, Paris, Viyana, Frankfurt borsaları bayram ediyordu. Nasıl etmesin? Zenginleşmeye başlayan Avrupa orta sınıfı, tasarrufları için kendi ülkelerinde yüzde 3-4 gibi düşük faiz gelirleri yerine, yüzde 11-20 oranında yüksek faiz gelirleri ile İstanbul'a yöneliyorlardı."

Komprador bürokrasi doğdu

"Alınan borç paralar, sarayların yapımına, dekoruna gidiyordu. Ekonomideki yapısal dönüşüm kültürel değişime de neden olmuştu. Osmanlı bürokrasisinin günlük yaşamı değişmeye başladı. Bürokrasi, daha fazla tüketebilmek için daha fazla kirleniyordu; yani rüşvetsiz iş yapılmıyordu. Reşid Paşa yeni tip devlet adamlığının da yolunu açtı. Eskiden nüfuslu paşaların himayesine girerek koltuk makam kapılırken Reşid Paşa yabancı devletlere dayanarak kariyer yapma dönemini başlattı. Sadrazam ve paşalar, İngilizci, Fransızcı, Rusçu gibi isimlerle anılır oldu. Osmanlı aydını, spekülasyoncuların, büyük bankaların ve Avrupa devletlerinin elinde şaşkına dönüvermişti. Yabancı ticarethaneler ile bankalar tarafından yönlendirilen çoğunluğu yerli olan tüccarlar, Avrupa sanayi mamullerinin kırsal alana girişinin kolaylaştırılması için aracılık ediyorlardı. Avrupa'nın sermaye grupları, Osmanlı topraklarında komprador tüccardan sonra komprador bürokrasi inşa ediyorlardı.”

Sonuç: Geldiğimiz noktada soralım; "Türkiye’de kimler, neler inşa ediyor” ve “Türkiye sizce nereye gidiyor?”

5 Eylül 2007 Çarşamba

Abra kadabra.../yılmaz özdil

Abra kadabra...


1+1 kaç eder?

2 diyenler yanıldı.


Bundan sonra 11...

*

Çünkü, Sanayi Bakanımız Zafer Çağlayan’ın, hayata geçireceği projeler için bulduğu slogan bu:

"1 + 1 = 11..."

*

Bana sorarsanız, AKP’nin en başarılı bakanı, o olacak...

Belli ki, hükümetimizin "aritmetik şaheserleri"ni en iyi o etüt etmiş.

*

Mesela, dolar...

1 milyon 300 bin liraydı.

At 6 sıfırı...

1.3 lira.

Düştü mü?

Düştü.

*

Veya işsizlik...

Yeni moda çıkardılar, "iş bulma umudun var mı?" diye soruyorlar işsizlere...

"Hálá var" dersen, işşizsin.

"Yok abi, nerdeee" dersen, seni işsiz sayısından düşüyorlar.

Bu sayede ne olmuş oluyor?

İşsiz sayısı artarken, işsizlik oranı azalan tek ülke, burası olmuş oluyor.

*

Milli gelir desen...

Rahmi Koç’un maaşıyla senin maaşı topla, sonra da bulduğun rakamı 2’ye böl... Senin kişi başına düşen milli gelir işte o!

Arttı mı?

Arttı.

Rahmi Koç düşünsün...

*

Peki ya AB?

1 defa girdik.

1 sefer daha girdik.

Ne etti birader?

2 kere!

Yazın kar lastiğini...

Kışın plaj şemsiyesini hesapla...

Enflasyon, tek hane!

Faiz haram, de...

Dünyanın en yüksek faizini ver.

*

İHRACATI BÖYLE SÖYLE.

İthalatı böyle söyle.

*

Mandrake, değil il başkanı, muhtar bile olamaz bunların yanında, muhtar bile... Bakın onun yardımcısı Abdullah, hálá şapkadan tavşan çıkarıcam diye uğraşıyor; bunların yardımcısı Abdullah, Cumhurbaşkanı oldu bile!

*

"Nüfusun yüzde 84’ü oy kullandı. Yüzde 16’sı kullanmadı. AKP bu yüzde 84’ün yüzde 47’sini aldı. Yüzde 100 üzerinden hesap yaparsanız, bizim oyumuz yüzde 55.4’e tekabül eder... Kusura bakmasınlar, biz bu hesapları iyi biliyoruz."

Kim dedi bunu?

Başbakan...

AKP’yi istemeyenlerin oranı?

Yüzde 53.

Geçti mi yüzde 53’ü?

Geçti.

*

Onun için AKP’nin en başarılı bakanı olacak Zafer Çağlayan...

1 + 1 = 111 demediğine şükredin.

Aptallığa çare yoktur!/rahmi turan..hürriyet


Aptallığa çare yoktur!


"DÜNYA, kötülükler yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir" demiş Albert Einstein...

Doğru bir söz bu... Biz de kötülüklere seyirci kalmak istemediğimiz için kötü kişi oluyoruz. Akıntıyla karşı çıkmayıp da, o akıntıya kendimizi bıraksak, belki de dünyanın en rahat insanları arasında yer alacağız ama bunu yapamıyoruz. Ülkemizi sevdiğimizden, insanlarımıza yararlı olmak istediğimizden yapamıyoruz bunu...

Ve bu nedenle, uzun süredir iktidarın kara listesinde yer almaktayız. Fakat bizim için bunun fazla önemi yok.

"Zafer"lerin ardından şımarıklık gelir ya... Bunlar da "Arkamızda yüzde 47 halk desteği var" diye zafer sarhoşu olup ağızlarına geleni söylüyorlar... Bana gelen mesajlara bakıyorum da, utanıyorum. Sanki düşman ülkenin insanlarından geliyor bu mesajlar... Neler neler demiyorlar! Allah hepsine akıl fikir versin!

Oyları yüzde 47 değil, yüzde 97 olsa ne fark eder? Çoğunluk her zaman haklı değildir ki... İnsanlık tarihine yön verenler azınlıkta kalan insanlardır.

* * *


Her neyse... İktidar mensupları "Şunu yapacağız, bunu yapacağız" diye demet demet, paket paket, çuval dolusu vaatlerde buluyorlar.

İyi, güzel de... Geldiğimiz nokta ne?

Bugün dünyadaki bütün ülkeler hızlı bir gelişme içindeyken, en az, en yavaş gelişen ülke Türkiye... Diğer ülkeler üç ilerliyorsa, biz sadece bir ilerliyoruz.

"Şunu yapacağız, bunu yapacağız" demek iş değil...

Marifet "Ülkeye bunu bunu yaptık, şunları sağladık" demek.

Yüzde 47’ye rağmen, içerideki sıkıntılar büyüyor. Dışarıda ise itibarımız malum. Sıfırın altında değil ama sıfırın belki biraz üstünde.

Avrupa Birliği yöneticileri bizi hep küçümsüyor, hakarete varan ifadeler kullanıyor ve adeta suratımıza tükürüyor ama biz büyük bir pişkinlik içinde "Yarabbi şükür" diyoruz.

"Stratejik ortak" dediğimiz Amerika, başımıza çuval geçirmenin dışında, bizi açıkça tehdit ediyor ve:

"Kuzey Irak’ta herhangi bir askeri operasyon yapamazsınız. Aksi halde bozuşuruz ha!" diye posta koyuyor.

Biz de büyük bir tevekkülle "Yağmur yağar taş üstüne, her ne dersen baş üstüne" diyoruz, Kuzey Irak’ta yuvalanan PKK’lı teröristlere hiçbir şey yapamıyoruz.

Sırtlarını Amerika’ya dayayan PKK’lılar ise sık sık sınırlarımızdan içeri sızıp kan akıtmaya devam ediyorlar.

Bu kadar pasif ve kişiliksiz bir dış politikaya rağmen hálá "Dışarıda itibarımız arttı" diyebilir miyiz? Diyorlar işte!

Söylemler hep "Yapacağız, edeceğiz!" şeklinde... Bir de yapılanları görsek...

* * *

Halep’i ziyaret eden biri, köyüne döndüğü vakit, orada neler yaptığını anlatıyormuş:

"Ben Halep’te iken, on beş metre genişliğinde bir hendekten atladım!"

"Ben Halep’te iken üç metre yüksekliğindeki duvarı bir sıçrayışta aştım!"

"Ben Halep’te iken şunu yaptım, bunu yaptım..."

Adamın patavatsızlığından canı sıkılan bir köylü:

"Bak ahbap" demiş "Bunların doğru olduğuna eminim. Elbette ki, dediklerini yapmışsındır ama... Şimdi bütün bunlarla çeneni yoracağına büyük marifetlerinden birini bize de göstersen daha iyi olmaz mı? Halep orada ise arşın burada!"

Bilmem ki zafer sarhoşları, bu kıssadan bir hisse çıkarabilir mi?

Para - borsaile ilgili herşey

sitene html kodları

HTML KODLARI SEÇ BEĞEN

arama motoruna ücretsiz kayıt

URL Submitter - URL Kay�t
Google AllTheWeb BuildTurkey
InfoTiger Rediff ScrubTheWeb
EntireWeb ExactSeek Splatsearch
WhatUseek TrueSearch GigaBlast
-------------------------------------------------------------

ARAMA MOTORLARINA DİREK KAYIT

URL KAYDET. 1. http://search.yahoo.com/info/submit.html Yahoo! Search 2. http://search.msn.com/docs/submit.aspx?FORM=WSDD2 MSN 3. http://www.google.com/intl/en/addurl.html Google 4. http://www.about.com/gi/pages/homehc.htm#c4 About 5. http://www.dmoz.org/add.html Open Directory 6. http://www.accoona.com/submit.html Accoona 7. http://www.exactseek.com/add.html ExactSeek 8. http://www.scrubtheweb.com/addurl.html ScrubTheWeb 9. http://www.snap.com/about/site.php?last_link_type=about Snap 10. http://www.searchsight.com/submit.htm SearchSight 11. http://www.searchit.com/addurl.htm SearchIt 12. http://www.buzzle.com/suggest_basic2.asp Buzzle 13. http://www.entireweb.com/free_submission/ EntireWeb 14. http://www.whatuseek.com/addurl-secondary.shtml What U Seek 15. http://www.ezilon.com/ezilon_url_submission.htm Ezilon 16. http://www.gimpsy.com/gimpsy/searche...check_free.php Gimpsy 17. http://www.dirone.com/add_link_m.php dirOne 18. http://www.websquash.com/cgi-bin/sea...l?Mode=AnonAdd WebSquash 19. http://www.abilogic.com/how-to-suggest-a-site.php AbiLogic 20. http://addurl.amfibi.com/ Amfibi 21. http://www.01webdirectory.com/submit.htm 01WebDirectory 22. http://www.netinsert.com/en/insert.html NetInsert 23. http://www.mavicanet.com/ MavicaNET 24. http://www.searchhippo.com/addlink.php SearchHippo 25. http://www.worldsiteindex.com/ World Site Index 26. http://www.dailyorbit.com/add.htm DailyOrbit 27. http://www.nationaldirectory.com/addurl/ NationalDirectory 28. http://www.tygo.com/websites/FreeSubmitURL.aspx TYGO 29. http://www.mixcat.com/addurl.php MixCat 30. http://www.aeiwi.com/submit.html Aeiwi 31. http://www.illumirate.com/add_your_site_exp.cfm IllumiRate 32. http://www.infotiger.com/addurl.html Info Tiger 33. http://www.towersearch.com/addurl.php TowerSearch 34. http://www.splatsearch.com/submit.html SplatSearch 35. http://www.subjex.net/submit_url.html Subjex 36. http://www.qango.com/dir/addurl.html Qango 37. http://www.zeezo.com/Listings/New.aspx Zeezo 38. http://www.canlinks.net/addalink/ CanLinks 39. http://www.webbieworld.com/signup.asp WebbieWorld 40. http://www.searchking.com/add_new.htm SearchKing 41. http://www.amray.com/cgi/amray/addurl.cgi AMRAY 42. http://www.go4.it/listing.asp Go4.it 43. http://www.cipinet.com/addurl.html Cipinet 44. http://www.hedir.com/submit-help.html Hedir 45. http://www.walhello.com/addlinkgl.html Walhello 46. http://www.linketeria.com/submitsite.htm Linketeria 47. http://www.claymont.com/login/login.asp?img=y Claymont 48. http://www.jdgo.com/add.html JDGO 49. http://www.spheri.com/tc143as.php?sid=0 Sphericom 50. http://www.kaspie.com/web.html Kaspie