Bu Blogda Ara
12 Aralık 2012 Çarşamba
30 Nisan 2011 Cumartesi
İstanbul’a Kıymak......Bekir Coşkun/Cumhuriyet
30 Nisan 2011 Cumartesi,e Bekir Coşkun yazıları tarafından eklendi
İlk tanıdığımda hâlâ güzeldi...
Ve âşık olmuştum İstanbul’a...
Uzak Anadolu köşesinden gelmiş utangaç gence, tepelerini sere serpe gösterirken, onu ti’ye alarak kahkahalar atıyordu...
*
Zaman geçti...
Her geleni mutlu etmekten, her geleni kucağına almaktan ve simsarlar tarafından hovardalara satılmaktan bitkin düşmüştü...
Bacağında zampara siyasetçilerin, hoyrat müteahhitlerin, görgüsüz zenginlerin diş izleri vardı...
Sırtında kömür, kum, çakıl tüccarlarının bıçak yaraları...
Ormanımsı saçları yer yer açılmış, çelik çubuklara dönüşmüştü...
Eski güzelliğinden eser kalmamış, boğazında sahte taşlardan iki gerdanlık...
Güzel yüzünde silüetini bozan sivilceler, çıbanlar...
Ten kokusunun yerine, burunları düşüren kötü bir parfüm kokusu...
*
Eski sevgililerini anlatıyordu kahkahalar atarak, sarhoş olduğunda:
“İlk Mehmet aldı beni...
“Mehmet kim?..”
“Fatih...”
“......!”
“Büyük topu vardı...”
“.......!”
“Nice sultanlar, paşalar, devlet adamları koynuma girdiler sonraları... Süleyman Bey vardı Isparta eşrafından, şu boğazımdaki kolyeyi o taktı... Şunu da tombul sevgili Turgut Bey ‘bu hakikisi’ diye taktı boynuma, sahte çıktı...”
Kimi zaman ağladı:
“Ucuz ucuza sattılar beni... Köylüler bile ayakkabılarını kapının önünde çıkartıp çıkartıp geldiler, gece kondular her yanıma...”
Kimi zaman sildi akan rimelini:
“İmam nikâhı yaptı...”
“Kim?..”
“Şu badem bıyık...”
“.......!”
“Sonra taşlarımı, broşlarımı, kemerlerimi çalıp sattı...”
*
Ona şu çılgın kuma projesini söyleyemedim...
*
Çünkü ben bir zamanlar âşık olmuştum İstanbul’a...
Çok güzeldi...
Bazı zamanlar yine de gidip dizinin dibine oturmak, sonra koynunda kıvrılıp uyumak gelir içimden, geçmiş günlerin anısına...
Siz ona kıysanız da, kıymasanız da...
Bekir Coşkun/Cumhuriyet
10 Şubat 2011 Perşembe
Müjdat Gezen: Birinin kral çıplak demesi gerekiyordu

CANLI YAYINDA KÜTAHYALI'YLA KAVGA
Gezen, en sert tartışmasını da telefonla katıldığı 'Ters Cephe' programında Rasim Ozan Kütahyalı'yla yaptı. Canlı yayında Kütahyalı ile Gezen arasındaki kavga büyüdükçe büyüdü. Gezen'in programa bağlanmadan önce ''O saçlı çocuğu susturun yoksa taksiye atlayıp gelirim. Ben sustururum'' dediği de ortaya çıkınca kavga daha da alevlendi..
SÖZCÜ'YE DEĞERLENDİRDİ
Ünlü komedyen, hakkında çıkan haber ve iddiaları, tüm yaşananları Sözcü gazetesine değerlendirdi. Müjdat Gezen'in röportajı Sözcü gazetesinde yarın yayınlanacak. Ancak Sözcü, Gezen'in yaptığı açıklamaları kısa başlıklarla bugünkü sayısında ana sayfadan verdi..
İşte Gezen'in açıklamalarından kısa başlıklar.. * Ben kimseye aptal demem. Aziz Nesin'in dediğini aktardım.
*Diyelim ki AKP'li seçmenin yüzde 60'ına 'aptal' demişim. Onlar kendini savunamaz mı? Niye AKP'li yöneticiler savunuyor, seçmenlerine 'siz aptalsınız' mı demek istiyorlar?
*AKP'nin 16.3 milyon oyu var. Peki geri kalan halk değil mi?
*Birilerinin "Kral çıplak" demesi lazımdı. Onu da ben söylüyorum

9 Şubat 2011 Çarşamba
Göbeğini kaşıyan adam...Bekir COŞKUN ( hürriyet)
Göbeğini kaşıyan adam..
.Bekir COŞKUN ( hürriyet)
07 Şubat 2011 Pazartesi, 19:20 tarihinde Bekir Coşkun yazıları tarafından eklendi
O göbeğini kaşır.
Göbeğinin tombik olması ona mutluluk verir, çünkü bu yaşamın tadını çıkarttığı anlamına da gelir.
Ayağını altına alıp oturur.
Elinde bayraklarla yürüyen kadınları görünce "Ne vınaklıyo bunlar len..." diye kızar.
"Haberleri" sevmez.
O "Ti-Vi eğlence programına"
bakar.
Dünyada neler olup bittiği konusunda, bildiği tek dış politika yorumu "İngiliz yaman olur" görüşüdür.
Kitap okumaz.
Çok da gerekiyorsa "Bi bakıver kitap ne diyor?" diye sorduğu bir "hoca"sı vardır.
Gazete bilmez.
İlgi duyduğu tek gazete, turşu kavanozlarının altına serdiği geçen senenin gazetesidir.
Liderlerle ilgili en kapsamlı düşüncesi "Müslüman adam", demokrasi ile ilgili tek fikri ise "Çalsın ama iş yapsın"dır.
Sonra göbeğini kaşır...
*atsr
İşte; Tayyip Erdoğan’ın bir anda "Her şey için sandık" derken, güvendiği adamdır o...
Büyük kentlerde her partiden, her yaştan, her meslekten, her görüşten, her kesimden milyonlar meydanlara dökülürken... Eski-şimdiki cumhurbaşkanları, üniversiteler, akademisyenler, yüksek mahkemeler, askerler, sivil demokratik örgütler "endişelerini" dile getirirken... Dünya medyası "Türk halkı siyasi İslam’a dur dedi" kanaatine varırken...
Tayyip Erdoğan’ın güvendiğidir o:
Göbeğini kaşıyan adam...
*
Atatürk’ün kızları al bayraklarla yürürken, bu ülkenin aydınlık yüzlü erkekleri meydanları doldururken, çocuklar annelerinin-babalarının elini tutup yarınlarına şimdiden sahip çıkmaya kalkarken...
Göbeğini kaşıyan adam uzakta bıyık altından güler.
Ve sandık ortaya konulduğunda...
Göbeğini kaşıyan adamın dediği olur.
Çünkü demokrasi, bilinçte aşağı-yukarı eşit insanların rejimidir. Bir toplumun çoğunluğu "göbeğini kaşıyan adam" ise, orada demokrasi olmaz, olamaz.
..
Tayyip Erdoğan işte ona güvenir:
Göbeğini kaşıyan adama...
mstfatsr

Göbeğinin tombik olması ona mutluluk verir, çünkü bu yaşamın tadını çıkarttığı anlamına da gelir.
Ayağını altına alıp oturur.
Elinde bayraklarla yürüyen kadınları görünce "Ne vınaklıyo bunlar len..." diye kızar.
"Haberleri" sevmez.
O "Ti-Vi eğlence programına"
bakar.
Dünyada neler olup bittiği konusunda, bildiği tek dış politika yorumu "İngiliz yaman olur" görüşüdür.
Kitap okumaz.
Çok da gerekiyorsa "Bi bakıver kitap ne diyor?" diye sorduğu bir "hoca"sı vardır.
Gazete bilmez.
İlgi duyduğu tek gazete, turşu kavanozlarının altına serdiği geçen senenin gazetesidir.
Liderlerle ilgili en kapsamlı düşüncesi "Müslüman adam", demokrasi ile ilgili tek fikri ise "Çalsın ama iş yapsın"dır.
Sonra göbeğini kaşır...
*atsr
İşte; Tayyip Erdoğan’ın bir anda "Her şey için sandık" derken, güvendiği adamdır o...
Büyük kentlerde her partiden, her yaştan, her meslekten, her görüşten, her kesimden milyonlar meydanlara dökülürken... Eski-şimdiki cumhurbaşkanları, üniversiteler, akademisyenler, yüksek mahkemeler, askerler, sivil demokratik örgütler "endişelerini" dile getirirken... Dünya medyası "Türk halkı siyasi İslam’a dur dedi" kanaatine varırken...
Tayyip Erdoğan’ın güvendiğidir o:
Göbeğini kaşıyan adam...
*
Atatürk’ün kızları al bayraklarla yürürken, bu ülkenin aydınlık yüzlü erkekleri meydanları doldururken, çocuklar annelerinin-babalarının elini tutup yarınlarına şimdiden sahip çıkmaya kalkarken...
Göbeğini kaşıyan adam uzakta bıyık altından güler.
Ve sandık ortaya konulduğunda...
Göbeğini kaşıyan adamın dediği olur.
Çünkü demokrasi, bilinçte aşağı-yukarı eşit insanların rejimidir. Bir toplumun çoğunluğu "göbeğini kaşıyan adam" ise, orada demokrasi olmaz, olamaz.
..
Tayyip Erdoğan işte ona güvenir:
Göbeğini kaşıyan adama...
mstfatsr
30 Ocak 2011 Pazar
Çalık’a hangi kriterlerle kredi verdiniz? Ne aldınız? Yiğit Bulut...28.06.2008
28.06.2008 22:28
Çalık’a hangi kriterlerle kredi verdiniz? Ne aldınız?
Yiğit Bulut - ybulut@gazetevatan.com
Yiğit Bulut
Haftanın son iş gününde gazetelerde okuduk; “Çalık Grubu atv-Sabah için kullandığı kredilerde gerekli teminatları vermiş”...
Evet, yanlış okumadınız. “700 milyon dolar üstünde bir meblağ için geri dönüş bakiyesi üzerinden teminat vermiş”... Neden geri dönüş bakiyesi dedim, bankacılık kurallarına göre aldığınız kredinin “toplam geri dönüş” meblağı kadar “teminat vermeniz” gerekli... Örnekleyeyim; mortgage ile bir ev kredisi dahi alsanız, 20 yıllık aldıysanız, 20 yıllık toplam geri ödeme kadar kesin ipotek koyarlar aldığınız eve...
Ben “Bu işe çok şaşırdım” ve inanın çok güldüm, eminim detayları bilen herkes açıklamada geçen “gerekli” gibi yuvarlak bir ifadeyle geçiştirilen bu cümleye çok güldü...
Peki neden güldük ve yapılan açıklamaya inanmadık? Bu noktada “Çalık Grubu’na” ait hiçbir malı 700 milyon dolar üzerinde kredi kullandığı kamu bankalarına “ipotek” vermeyen sadece ATV-Sabah gibi değerini “tartışabileceğimiz” şirketleri teminat gösteren borçluya ve ona borç verenlere soralım;
1- Devletin parasını “nasıl, hangi kriterler ile verdiniz”?
2- atv-Sabah 1.1 milyar dolar üzerinde bir fiyatla satıldı. Bugün piyasaya bakıyoruz; elinde birkaç Sabah ve birkaç atv olan Doğan Yayın Holding’in piyasa değeri 750 milyon dolar, yine aynı piyasada Hürriyet Gazetesi’nin değeri 520 milyon dolar, borsada işlem gören yerleşmiş markalar olduğu için bu şirketleri seçtim. Peki, piyasa bu değerleri biçerken, kredi verenler yani “kamu bankalarının yöneticileri”, sizler; 700 milyon dolardan fazla bir parayı neye güvenerek sadece atv ve Sabah’a karşılık verdiniz!
3- atv-Sabah’a karşılık vermediyseniz ve “gerekli” teminatları aldıysanız, açıklayın ne aldınız?
4- Almadınız ama varsayalım aldınız; Çalık Grubu’nun 700 milyon doların geri dönüş üzerinden yani milyar dolarlık teminat olacak malı var mı?
Sonuç: İki ATV yanına da iki Sabah koysanız, eldeki piyasa şartları ve değişen dünyada 1.1 milyar dolar etmez! Halkın 700 milyon dolardan fazla parası “teminatsız” bir şekilde Çalık Grubu’na verilmiştir ve bu işlemi yapan kamu bankaları görevlileri bana göre görevi kötüye kullanmışlardır... Bağımsız yargıya duyurulur...
Son söz: Bu krediyi veren kamu bankalarının yöneticilerine sesleniyorum; aldığınız teminatı açıklayın yoksa “korkunç” bir zan altındasınız!
Not: Beni tanıyanlar çok iyi bilirler ama bir kez daha not düşmek istiyorum; bu yazıyı kesinlikle bir “medya rekabeti” olarak algılamayın. Bu rakip olabilecek birine yazılmış bir yazı değil.
Bu “kamu değerlerinin” ister medya, ister başka iş için yok edilmesine karşı çıkmak için yazılmış bir uyarı!
Çalık’a hangi kriterlerle kredi verdiniz? Ne aldınız?
Yiğit Bulut - ybulut@gazetevatan.com
Yiğit Bulut
Haftanın son iş gününde gazetelerde okuduk; “Çalık Grubu atv-Sabah için kullandığı kredilerde gerekli teminatları vermiş”...
Evet, yanlış okumadınız. “700 milyon dolar üstünde bir meblağ için geri dönüş bakiyesi üzerinden teminat vermiş”... Neden geri dönüş bakiyesi dedim, bankacılık kurallarına göre aldığınız kredinin “toplam geri dönüş” meblağı kadar “teminat vermeniz” gerekli... Örnekleyeyim; mortgage ile bir ev kredisi dahi alsanız, 20 yıllık aldıysanız, 20 yıllık toplam geri ödeme kadar kesin ipotek koyarlar aldığınız eve...
Ben “Bu işe çok şaşırdım” ve inanın çok güldüm, eminim detayları bilen herkes açıklamada geçen “gerekli” gibi yuvarlak bir ifadeyle geçiştirilen bu cümleye çok güldü...
Peki neden güldük ve yapılan açıklamaya inanmadık? Bu noktada “Çalık Grubu’na” ait hiçbir malı 700 milyon dolar üzerinde kredi kullandığı kamu bankalarına “ipotek” vermeyen sadece ATV-Sabah gibi değerini “tartışabileceğimiz” şirketleri teminat gösteren borçluya ve ona borç verenlere soralım;
1- Devletin parasını “nasıl, hangi kriterler ile verdiniz”?
2- atv-Sabah 1.1 milyar dolar üzerinde bir fiyatla satıldı. Bugün piyasaya bakıyoruz; elinde birkaç Sabah ve birkaç atv olan Doğan Yayın Holding’in piyasa değeri 750 milyon dolar, yine aynı piyasada Hürriyet Gazetesi’nin değeri 520 milyon dolar, borsada işlem gören yerleşmiş markalar olduğu için bu şirketleri seçtim. Peki, piyasa bu değerleri biçerken, kredi verenler yani “kamu bankalarının yöneticileri”, sizler; 700 milyon dolardan fazla bir parayı neye güvenerek sadece atv ve Sabah’a karşılık verdiniz!
3- atv-Sabah’a karşılık vermediyseniz ve “gerekli” teminatları aldıysanız, açıklayın ne aldınız?
4- Almadınız ama varsayalım aldınız; Çalık Grubu’nun 700 milyon doların geri dönüş üzerinden yani milyar dolarlık teminat olacak malı var mı?
Sonuç: İki ATV yanına da iki Sabah koysanız, eldeki piyasa şartları ve değişen dünyada 1.1 milyar dolar etmez! Halkın 700 milyon dolardan fazla parası “teminatsız” bir şekilde Çalık Grubu’na verilmiştir ve bu işlemi yapan kamu bankaları görevlileri bana göre görevi kötüye kullanmışlardır... Bağımsız yargıya duyurulur...
Son söz: Bu krediyi veren kamu bankalarının yöneticilerine sesleniyorum; aldığınız teminatı açıklayın yoksa “korkunç” bir zan altındasınız!
Not: Beni tanıyanlar çok iyi bilirler ama bir kez daha not düşmek istiyorum; bu yazıyı kesinlikle bir “medya rekabeti” olarak algılamayın. Bu rakip olabilecek birine yazılmış bir yazı değil.
Bu “kamu değerlerinin” ister medya, ister başka iş için yok edilmesine karşı çıkmak için yazılmış bir uyarı!
EVLİLİK YILDÖNÜMÜ.. bekir coskun.0 Ocak 2011
Bu yazıyı, yazarın senede bir gün olsun hakkı vardır diyerek ve okurlarımızdan izin isteyerek, evlilik yıldönümümüzde senin için yazmıştım…
Aslında ne çok şeyin yıldönümü bizim evlilik yıldönümlerimiz…
Kuşların saçaklarımızda ekmek kırıntılarını beklemeye başlayışlarının…
Benekli sokak köpeğinin bizim arka bahçeye doğurmaya karar verişinin…
Çevrede ne kadar kedi varsa toplanıp bizim eve gelişlerinin…
Sabahları mutfak tarafından tıkırtılar gelişinin de yıldönümü…
“Bana kahvaltı hazırlanıyor” diye sevinişimin… Sonra burnu püsküllü damat terliğimle yola çıkıp da sabahın köründe, tabaklara özenle hazırlanmış kedi mamalarını mahalleye dağıtışımın…
Evin içindeki saksılarda en az iki çekirgemizin, bahçede ise bir sürü kirpimizin olduğunu öğrenmemin de yıldönümü, evlilik yıldönümlerimiz…
*
Su tasları gelmişti evimize o gün, kalaylı…
Hatırlıyor musun sevinip “Urfa pilavı için mi” diye sormuştum sana, yanıtlamıştın evlilik yıldönümümüz münasebetiyle:
“Hayır, köpeklerimizin su tasları…”
Bir keresinde evlilik yıldönümümüzü her zamankinden farklı olarak (!) Pako, Gorbi ve Rok ile birlikte geçirmeye karar vermiştik…
Sanki dündü…
O sene senin bana hediye olarak köpek kulübesi için iki torba çimento aldığında da… Yine bir evlilik yıldönümümüzdü…
Peki, Gorbi ayakkabımın tekini yediğinde “dişleri çıkıyor” diye ne kadar sevindiğimizi hatırlıyor musun?..
*
Onları peş peşe kaybettiğimiz yıllar, sessiz ve hüzünlü bir evde hazırladığın kırmızı tabaklı, kırmızı peçeteli, kırmızı güllü, kırmızı mumlu sofralarda birbirimizin elini tutup ağlayarak geçirmiştik evlilik yıldönümlerimizi…
Ne çok şeyin yıldönümü şu evlilik yıldönümlerimiz…
Kısacası şefkatin kapı aralığından içeri süzülüşünün…
Güvenin saçaklara dizilişinin…
Evin pervazlarına merhametin sinişinin…
Mutfak tarafından sevgi tıkırtılarının gelişinin…
Sene-i devriyesi evlilik yıldönümlerimiz…
*
Kaç yıl oldu bilmiyorum…
Her yıl için…
İçine yaşamın en değerli duygularını doldurup da… El ele, omuz omuza taşıdığımız her yıl için…
Sağ ol…
cumhuriyet
Aslında ne çok şeyin yıldönümü bizim evlilik yıldönümlerimiz…
Kuşların saçaklarımızda ekmek kırıntılarını beklemeye başlayışlarının…
Benekli sokak köpeğinin bizim arka bahçeye doğurmaya karar verişinin…
Çevrede ne kadar kedi varsa toplanıp bizim eve gelişlerinin…
Sabahları mutfak tarafından tıkırtılar gelişinin de yıldönümü…
“Bana kahvaltı hazırlanıyor” diye sevinişimin… Sonra burnu püsküllü damat terliğimle yola çıkıp da sabahın köründe, tabaklara özenle hazırlanmış kedi mamalarını mahalleye dağıtışımın…
Evin içindeki saksılarda en az iki çekirgemizin, bahçede ise bir sürü kirpimizin olduğunu öğrenmemin de yıldönümü, evlilik yıldönümlerimiz…
*
Su tasları gelmişti evimize o gün, kalaylı…
Hatırlıyor musun sevinip “Urfa pilavı için mi” diye sormuştum sana, yanıtlamıştın evlilik yıldönümümüz münasebetiyle:
“Hayır, köpeklerimizin su tasları…”
Bir keresinde evlilik yıldönümümüzü her zamankinden farklı olarak (!) Pako, Gorbi ve Rok ile birlikte geçirmeye karar vermiştik…
Sanki dündü…
O sene senin bana hediye olarak köpek kulübesi için iki torba çimento aldığında da… Yine bir evlilik yıldönümümüzdü…
Peki, Gorbi ayakkabımın tekini yediğinde “dişleri çıkıyor” diye ne kadar sevindiğimizi hatırlıyor musun?..
*
Onları peş peşe kaybettiğimiz yıllar, sessiz ve hüzünlü bir evde hazırladığın kırmızı tabaklı, kırmızı peçeteli, kırmızı güllü, kırmızı mumlu sofralarda birbirimizin elini tutup ağlayarak geçirmiştik evlilik yıldönümlerimizi…
Ne çok şeyin yıldönümü şu evlilik yıldönümlerimiz…
Kısacası şefkatin kapı aralığından içeri süzülüşünün…
Güvenin saçaklara dizilişinin…
Evin pervazlarına merhametin sinişinin…
Mutfak tarafından sevgi tıkırtılarının gelişinin…
Sene-i devriyesi evlilik yıldönümlerimiz…
*
Kaç yıl oldu bilmiyorum…
Her yıl için…
İçine yaşamın en değerli duygularını doldurup da… El ele, omuz omuza taşıdığımız her yıl için…
Sağ ol…
cumhuriyet
Direnme Hakkı…Bekir Çoskun 29 Ocak 2011
Direnme Hakkı…/ 29 Ocak 2011
Peki, seçimle gelmiş siyasi iktidar “Beni millet seçti” diye demokrasiyi, hukuku, anayasayı, rejimi, devleti kendi tek kişilik diktatörlüğüne dönüştürmeye başlamışsa…
Onu durdurmak için dört yıl sonra seçim yapılmasını mı bekleyeceksiniz?..
Dört yılda bir ortaya sandık koymak mıdır demokrasi?..
*
İşte; önce Anayasa Mahkemesi’ni yeni üyelerle kendine bağladı, şimdi de Yargıtay ile Danıştay’ı, başkanı iktisatçı olan Anayasa Mahkemesi’ne bağlayacak…
İyi mi?..
*
Dün bu sayfada Oktay Akbal’ın “Sine-i Millete Dönmek!” başlığıyla çok çok önemli bir yazısı yayımlandı…
Seçime daha beş ay var.
Eğer AKP bunu da başarırsa demokrasinin, hukuk devletinin izi bile kalmayacak…
CHP ve MHP milletvekilleri ise her zamanki gibi kürsüye çıkıp eleştirecekler, belki ağır tartışmalar olacak, ama sonuç değişmeyecek… Nasıl Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu AKP’nin istediği biçime girdiyse, Yargıtay ve Danıştay da uçup gidecek…
Muhalefetin homurdanarak orada oturması, bu kirli oyunda “muhalefet” rolünü doldurmalarına yarayacak, o kadar…
“Sine-i millete dönmek o kadar zor mu?..”
*
Ya biz?..
Başımıza ne geldiğinin farkında olan sıradan vatandaşlar?..
Demokrasi; nasıl ki alkışlayarak, zıplayarak onaylama hakkı veriyorsa… Uyarma, tepki gösterme, itiraz etme hakkı da tanır, onu yaşayanlara…
Susmamak…
Razı olmamak…
Direnme hakkıdır bu…
*
İktidar bu saçmalıklardan vazgeçmezse… İçindeki kin, nefret ve intikam duyguları ile cumhuriyetimizi tekmelemeye, bir istila kuvveti gibi rejimi yok etmeye devam ederse…
Eli kulağındadır…
Bekliyorum doğrusu; birisi “Bayrağını al da gel” diyecektir…
O zaman ıslığımı da alırım yanıma…
Bu; direnme hakkıdır…
cumhuriyet
Peki, seçimle gelmiş siyasi iktidar “Beni millet seçti” diye demokrasiyi, hukuku, anayasayı, rejimi, devleti kendi tek kişilik diktatörlüğüne dönüştürmeye başlamışsa…
Onu durdurmak için dört yıl sonra seçim yapılmasını mı bekleyeceksiniz?..
Dört yılda bir ortaya sandık koymak mıdır demokrasi?..
*
İşte; önce Anayasa Mahkemesi’ni yeni üyelerle kendine bağladı, şimdi de Yargıtay ile Danıştay’ı, başkanı iktisatçı olan Anayasa Mahkemesi’ne bağlayacak…
İyi mi?..
*
Dün bu sayfada Oktay Akbal’ın “Sine-i Millete Dönmek!” başlığıyla çok çok önemli bir yazısı yayımlandı…
Seçime daha beş ay var.
Eğer AKP bunu da başarırsa demokrasinin, hukuk devletinin izi bile kalmayacak…
CHP ve MHP milletvekilleri ise her zamanki gibi kürsüye çıkıp eleştirecekler, belki ağır tartışmalar olacak, ama sonuç değişmeyecek… Nasıl Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu AKP’nin istediği biçime girdiyse, Yargıtay ve Danıştay da uçup gidecek…
Muhalefetin homurdanarak orada oturması, bu kirli oyunda “muhalefet” rolünü doldurmalarına yarayacak, o kadar…
“Sine-i millete dönmek o kadar zor mu?..”
*
Ya biz?..
Başımıza ne geldiğinin farkında olan sıradan vatandaşlar?..
Demokrasi; nasıl ki alkışlayarak, zıplayarak onaylama hakkı veriyorsa… Uyarma, tepki gösterme, itiraz etme hakkı da tanır, onu yaşayanlara…
Susmamak…
Razı olmamak…
Direnme hakkıdır bu…
*
İktidar bu saçmalıklardan vazgeçmezse… İçindeki kin, nefret ve intikam duyguları ile cumhuriyetimizi tekmelemeye, bir istila kuvveti gibi rejimi yok etmeye devam ederse…
Eli kulağındadır…
Bekliyorum doğrusu; birisi “Bayrağını al da gel” diyecektir…
O zaman ıslığımı da alırım yanıma…
Bu; direnme hakkıdır…
cumhuriyet
21 Ocak 2011 Cuma
YARGI AKP'NİN EMRİNE GİRİYOR..EMİN ÇÖLAŞAN / SÖZCÜ
YARGI AKP'NİN EMRİNE GİRİYOR
SEVGİLİ okuyucularım, adına yargı bağımsızlığı denilen ve "Adalet mülkün (devletin) temelidir" sözüyle güçlenen kavram elden çıkıyor, bağımsız Türk yargısı hızla AKP yargısı olmaya dönüşüyor.
İki gün önce Ankara Adliyesi duman edildi. Burada 160 Başsavcıvekili ve savcı vardı. Bunlardan 90'ı cep telefonuyla c...umartesi günü gönderilen emirle görevden alındı, yerlerine yeni atamalar yapıldı, görev yerleri değiştirildi. En kritik görevlere istedikleri kişileri getirdiler.
Beşiktaş adliyesinde istemedikleri tüm hakimleri sürdüler. Bunlar Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarda tahliye kararlannı verenlerdi.
• • •
Türkiye'de ele tam olarak geçiremedikleri sadece ve sadece üç kurum kaldı.
1- Türk Ordusu. 2- Yargıtay. 3- Danıştay.
Orduyu pasif duruma getirdiler. Onu düşman ilan edip özellikle yandaş medyaları ile üzerine gittiler. Karargahlarda arama yaptılar, belgeleri götürdüler, komutanları tutukladılar, ordumuzun ne yazık ki sesi çıkmadı! Türk Ordusu'nu henüz ele geçiremediler ama sesini soluğunu kestiler.
Şimdi geriye kaldı sadece iki kurum: Yargıtay ve Danıştay.
AKP hükümeti buraları da ele geçirince hem adalet ve yargının, hem de Türkiye'deki kurumların tümünü ele geçirmiş olacak. Kızılay, YÖK, Adli Tıp, Anayasa Mahkemesi dahil aklınıza neresi geliyorsa!
Yargıya siyasi saldırı öylesine inanılmaz boyutlara vardı ki, Ege ve Marmara bölgelerindeki 12 Baro Başkanı bildiri yayınlamak zorunda kaldı:
"Yargı bağımsızlığı tümüyle yitirilmiştir. Yargı iktidar tarafından ele geçirilmektedir. Bu süreç hukuk adına büyük kaygıyla izlenmektedir. İktidar savcısı ve iktidar yargıcı gibi yeni kavramlar doğmuştur. HSYK'nın bu dönemde yaptığı atamalar hukuka uygun değildir."
Bildirinin altında İstanbul, İzmir, Balıkesir, Bursa, Edirne, Tekirdağ, Yalova, Aydın, Denizli, Manisa, Muğla ve Uşak Baro başkanlannın imzaları var. Bunlar barolanna kayıtlı on binlerce avukatı temsil ediyor.
Şimdi son aşamaya geldik! Yargıyı teslim alma süreci bitmek üzere. Hükümet, Meclis'e yeni bir tasan sevk etti. Buna göre Yargıtay'da altı, Danıştay'da iki yeni daire kurulacak. Ama işin püf noktası şu:
Bu durumda, AKP'nin HSYK'sı 250 üyeli Yargıtay'a 130, 95 üyeli Danıştay'a 60 yeni üye seçecek!.. Ve her iki yüksek yargı organına kendi adamlarını üye seçip, (elde zaten mevcut olanlarla birlikte) oralarda da çoğunluğu ele geçirecek.
Muhalefet partilerinin, barolann, üniversitelerin ve hukukçulann, bu aşamada ortalığı yıkması gerekir. Bakalım ses çıkacak mı!
BİZİM AHMET LÜBNAN'DA İŞ BİTİRİYOR!
ANLI şanlı Hariciye Nazın Davutoğlu Ahmet!.. Ünü yurtdışına taşmış dünya çapında büyük bir devlet adamı! Kerameti kendinden menkul! Ankara'da kirasını devlete ödettiği beş katlı görkemli villada oturur.
Kirası kaç para? Çok değil, ayda sadece 39 bin Törkiş lira. (Rakama dikkat ediniz, Allah kuruşu değil.) Saunalı, jakuzili, yüzme havuzlu bir villa. Canın isteyince gir jakuziye. köpüklü banyo yap. İsteyince gir saunaya, biraz kilo ver de yediklerin erisin.
Konutunda maaşlan yine devlet tarafından ödenen tam 45 kişi görevli. Ahçılar, hizmetkarlar, garsonlar, sekreterler, temizlikçiler, idari personel, şoförler... Ve en lüks makam araçlan.
Davutoğlu Ahmet Hariciye Nazın olmadan da (herhalde) böyle yaşardı! Anasından bu lüks içerisinde doğmuştu.
Ancak bu kadarla da yetinmedi ve villanın tam karşısındaki bir apartman dairesini de koruma müdürü için yine devlete kiralattı. Oranın kirası ne kadar?
Çok değil, ayda sadece 7.550 Törkiş lira.
Emrinde ve hizmetinde devletin uçaklan...
Fakir fukara Müslümanlan Allah peygamber, din iman diye kandınp onlara üç çuval kömür ve birkaç gıda paketi vereceksin, kendin ise böylesine görkemli ve şatafatlı bir yaşamı devletin ve milletin parasıyla sürdürüreceksin!
• • •-;
Davutoğlu Ahmet birkaç günden bu yana Lübnan'da "Arabuluculuk" görevi yapıyor. Efendim, Lübnan Başbakanı Hariri istifa etmiş, bu durumda ortaya hükümet krizi çıkmış, bizimdi de hemen oraya zıplamış ve Lübnanlılara nasihat veriyor:
"Yine Hariri başbakan olsun, biz de elimizden geleni yapalım!"
Kim bu Hariri? Hani şu bizim Telekom'u peşkeş çekip armağan ettiğimiz Arap. Sayemizde rüyasında görse hayra yormayacağı yüz milyonlarca dolar kazancı bizim sırtımızdan cebe indirdi, yan gelip yatıyor. Türk insanının kesesinden hortumlanan o paralan afiyetle yiyor, Tayyip abisine dualar ediyor.
Tayyip geçenlerde bir Lübnan gezisi yapmıştı. Anımsayın, orada yüzlerce kişinin tezahüratı ve pankartlan ile karşılanmıştı. Kiralık goygoycular bağınyordu:
"Sultan Tayyip... En büyük Erdoğan... Hoşgeldin..."
Bu topluluğu Hariri kiralamıştı. Katılacak olanlara peşin olarak kelle başına günde 25 dolar artı kumanya vermişti. Goygoycular iki gün boyunca Arapça ve Türkçe bağırdılar. Ellerine birer de Türk Bayrağı tutuşturulan kalabalık, aynca pankartlar da açmıştı:
"Hoş geldin Ortadoğu'nun sultanı... En büyük Tayyip..."
Hariri, Tayyip'e Telekom'dan doğan büyük minnet borcunu işte böyle, kiralık goygoycularla ödüyordu!
• • •
Davutoğlu Ahmet ve abisi Tayyip, şimdi Lübnan'daki hükümet krizini çözmek için arabuluculuk yapmaya soyundular. Ahmet son olarak Hizbullah'ın yetkilileri ile görüştü ve bastırmayı sürdürdü:
"Hükümeti yine Hariri kursun. . Siz yardımcı olun, biz de olalım!"
Sana ne Lübnan hükümetinden, bu işin neresi ırgalıyor seni?
Bütün amaçları "Biz arabuluculuk yapıyoruz" diye dünyayı gezmek, "Biz çok büyük ve önemli bir ülkeyiz" diye dünyayı bir kez daha gezmek.
Sevgili okuyucularım lütfen dikkat ediniz!.. Bunlar dünyanın neresinde bir olay olursa "Arabuluculuk yapmaya" soyunuyor. Iranla ABD arasında sorun mu var, bunlar soyunuyor! Suriye ile Filistin, İsrail ile Mısır arasında sorun çıktığında hemen ortaya çıkıyorlar:
"Biz arabulucu olalım, sorunu çözelim!"
Bugüne kadar bu istemlerinden hiçbiri kabul edilmedi. Dünya onlara güldü geçti. Buna rağmen ısrar ediyorlar, dünya basınında isimlerinin geçmesini işte böyle, her olaya maydanoz olarak sağlıyorlar.
Ey Davutoğlu Ahmet, Ankara'da devletin ve milletin parasıyla krallar gibi yaşıyorsun. Keyfin gıcır, aldığın harcırahlar harcamakla bitmez. Her yere gidip arabulucu olmaya kalkışıyorsun. Lübnan bunu yer! İyi de Hariri kim? Senin ve Tayyip'in babanızın oğlu mu?
Örneğin İtalya gibi Avrupa ülkelerinde de sık sık hükümet krizleri oluyor. Sıkıysa oralara da uzanıp arabuluculuk yapmaya kalkışsana! Sözün oralarda geçer mi? Yerler mi?
Yemezler. Senin gibileri havaalanından geri çevirirler!
EMİN ÇÖLAŞAN / SÖZCÜ
SEVGİLİ okuyucularım, adına yargı bağımsızlığı denilen ve "Adalet mülkün (devletin) temelidir" sözüyle güçlenen kavram elden çıkıyor, bağımsız Türk yargısı hızla AKP yargısı olmaya dönüşüyor.
İki gün önce Ankara Adliyesi duman edildi. Burada 160 Başsavcıvekili ve savcı vardı. Bunlardan 90'ı cep telefonuyla c...umartesi günü gönderilen emirle görevden alındı, yerlerine yeni atamalar yapıldı, görev yerleri değiştirildi. En kritik görevlere istedikleri kişileri getirdiler.
Beşiktaş adliyesinde istemedikleri tüm hakimleri sürdüler. Bunlar Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarda tahliye kararlannı verenlerdi.
• • •
Türkiye'de ele tam olarak geçiremedikleri sadece ve sadece üç kurum kaldı.
1- Türk Ordusu. 2- Yargıtay. 3- Danıştay.
Orduyu pasif duruma getirdiler. Onu düşman ilan edip özellikle yandaş medyaları ile üzerine gittiler. Karargahlarda arama yaptılar, belgeleri götürdüler, komutanları tutukladılar, ordumuzun ne yazık ki sesi çıkmadı! Türk Ordusu'nu henüz ele geçiremediler ama sesini soluğunu kestiler.
Şimdi geriye kaldı sadece iki kurum: Yargıtay ve Danıştay.
AKP hükümeti buraları da ele geçirince hem adalet ve yargının, hem de Türkiye'deki kurumların tümünü ele geçirmiş olacak. Kızılay, YÖK, Adli Tıp, Anayasa Mahkemesi dahil aklınıza neresi geliyorsa!
Yargıya siyasi saldırı öylesine inanılmaz boyutlara vardı ki, Ege ve Marmara bölgelerindeki 12 Baro Başkanı bildiri yayınlamak zorunda kaldı:
"Yargı bağımsızlığı tümüyle yitirilmiştir. Yargı iktidar tarafından ele geçirilmektedir. Bu süreç hukuk adına büyük kaygıyla izlenmektedir. İktidar savcısı ve iktidar yargıcı gibi yeni kavramlar doğmuştur. HSYK'nın bu dönemde yaptığı atamalar hukuka uygun değildir."
Bildirinin altında İstanbul, İzmir, Balıkesir, Bursa, Edirne, Tekirdağ, Yalova, Aydın, Denizli, Manisa, Muğla ve Uşak Baro başkanlannın imzaları var. Bunlar barolanna kayıtlı on binlerce avukatı temsil ediyor.
Şimdi son aşamaya geldik! Yargıyı teslim alma süreci bitmek üzere. Hükümet, Meclis'e yeni bir tasan sevk etti. Buna göre Yargıtay'da altı, Danıştay'da iki yeni daire kurulacak. Ama işin püf noktası şu:
Bu durumda, AKP'nin HSYK'sı 250 üyeli Yargıtay'a 130, 95 üyeli Danıştay'a 60 yeni üye seçecek!.. Ve her iki yüksek yargı organına kendi adamlarını üye seçip, (elde zaten mevcut olanlarla birlikte) oralarda da çoğunluğu ele geçirecek.
Muhalefet partilerinin, barolann, üniversitelerin ve hukukçulann, bu aşamada ortalığı yıkması gerekir. Bakalım ses çıkacak mı!
BİZİM AHMET LÜBNAN'DA İŞ BİTİRİYOR!
ANLI şanlı Hariciye Nazın Davutoğlu Ahmet!.. Ünü yurtdışına taşmış dünya çapında büyük bir devlet adamı! Kerameti kendinden menkul! Ankara'da kirasını devlete ödettiği beş katlı görkemli villada oturur.
Kirası kaç para? Çok değil, ayda sadece 39 bin Törkiş lira. (Rakama dikkat ediniz, Allah kuruşu değil.) Saunalı, jakuzili, yüzme havuzlu bir villa. Canın isteyince gir jakuziye. köpüklü banyo yap. İsteyince gir saunaya, biraz kilo ver de yediklerin erisin.
Konutunda maaşlan yine devlet tarafından ödenen tam 45 kişi görevli. Ahçılar, hizmetkarlar, garsonlar, sekreterler, temizlikçiler, idari personel, şoförler... Ve en lüks makam araçlan.
Davutoğlu Ahmet Hariciye Nazın olmadan da (herhalde) böyle yaşardı! Anasından bu lüks içerisinde doğmuştu.
Ancak bu kadarla da yetinmedi ve villanın tam karşısındaki bir apartman dairesini de koruma müdürü için yine devlete kiralattı. Oranın kirası ne kadar?
Çok değil, ayda sadece 7.550 Törkiş lira.
Emrinde ve hizmetinde devletin uçaklan...
Fakir fukara Müslümanlan Allah peygamber, din iman diye kandınp onlara üç çuval kömür ve birkaç gıda paketi vereceksin, kendin ise böylesine görkemli ve şatafatlı bir yaşamı devletin ve milletin parasıyla sürdürüreceksin!
• • •-;
Davutoğlu Ahmet birkaç günden bu yana Lübnan'da "Arabuluculuk" görevi yapıyor. Efendim, Lübnan Başbakanı Hariri istifa etmiş, bu durumda ortaya hükümet krizi çıkmış, bizimdi de hemen oraya zıplamış ve Lübnanlılara nasihat veriyor:
"Yine Hariri başbakan olsun, biz de elimizden geleni yapalım!"
Kim bu Hariri? Hani şu bizim Telekom'u peşkeş çekip armağan ettiğimiz Arap. Sayemizde rüyasında görse hayra yormayacağı yüz milyonlarca dolar kazancı bizim sırtımızdan cebe indirdi, yan gelip yatıyor. Türk insanının kesesinden hortumlanan o paralan afiyetle yiyor, Tayyip abisine dualar ediyor.
Tayyip geçenlerde bir Lübnan gezisi yapmıştı. Anımsayın, orada yüzlerce kişinin tezahüratı ve pankartlan ile karşılanmıştı. Kiralık goygoycular bağınyordu:
"Sultan Tayyip... En büyük Erdoğan... Hoşgeldin..."
Bu topluluğu Hariri kiralamıştı. Katılacak olanlara peşin olarak kelle başına günde 25 dolar artı kumanya vermişti. Goygoycular iki gün boyunca Arapça ve Türkçe bağırdılar. Ellerine birer de Türk Bayrağı tutuşturulan kalabalık, aynca pankartlar da açmıştı:
"Hoş geldin Ortadoğu'nun sultanı... En büyük Tayyip..."
Hariri, Tayyip'e Telekom'dan doğan büyük minnet borcunu işte böyle, kiralık goygoycularla ödüyordu!
• • •
Davutoğlu Ahmet ve abisi Tayyip, şimdi Lübnan'daki hükümet krizini çözmek için arabuluculuk yapmaya soyundular. Ahmet son olarak Hizbullah'ın yetkilileri ile görüştü ve bastırmayı sürdürdü:
"Hükümeti yine Hariri kursun. . Siz yardımcı olun, biz de olalım!"
Sana ne Lübnan hükümetinden, bu işin neresi ırgalıyor seni?
Bütün amaçları "Biz arabuluculuk yapıyoruz" diye dünyayı gezmek, "Biz çok büyük ve önemli bir ülkeyiz" diye dünyayı bir kez daha gezmek.
Sevgili okuyucularım lütfen dikkat ediniz!.. Bunlar dünyanın neresinde bir olay olursa "Arabuluculuk yapmaya" soyunuyor. Iranla ABD arasında sorun mu var, bunlar soyunuyor! Suriye ile Filistin, İsrail ile Mısır arasında sorun çıktığında hemen ortaya çıkıyorlar:
"Biz arabulucu olalım, sorunu çözelim!"
Bugüne kadar bu istemlerinden hiçbiri kabul edilmedi. Dünya onlara güldü geçti. Buna rağmen ısrar ediyorlar, dünya basınında isimlerinin geçmesini işte böyle, her olaya maydanoz olarak sağlıyorlar.
Ey Davutoğlu Ahmet, Ankara'da devletin ve milletin parasıyla krallar gibi yaşıyorsun. Keyfin gıcır, aldığın harcırahlar harcamakla bitmez. Her yere gidip arabulucu olmaya kalkışıyorsun. Lübnan bunu yer! İyi de Hariri kim? Senin ve Tayyip'in babanızın oğlu mu?
Örneğin İtalya gibi Avrupa ülkelerinde de sık sık hükümet krizleri oluyor. Sıkıysa oralara da uzanıp arabuluculuk yapmaya kalkışsana! Sözün oralarda geçer mi? Yerler mi?
Yemezler. Senin gibileri havaalanından geri çevirirler!
EMİN ÇÖLAŞAN / SÖZCÜ
BİR MÜMTAZ ŞAHSİYET bekir coskun cumhuriyet yazıları
BİR MÜMTAZ ŞAHSİYET
Önemli mümtaz şahsiyetlerden birisi de YÖK Başkanı Yusuf Ziya... Özcan'dır...
Türban sorununu 8 başbakan çözemedi...
22 hükümet başaramadı...
30 sene çare bulunamadı...
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, mahkemeler yetmiyormuş gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de girdi işin içine, olmadı...
Bu önemli mümtaz şahsiyet, oturup üniversitelere iki satır yazı yazdı...
Oldu...
Şu an itibarıyla türban sorunu yok, çünkü türbanlılar manga manga girip çıkıyorlar üniversitelere ve derslere...
Şöyle çözdüğünü açıkladı:
"Hukukun arkasına dolanarak..."
Önemli mümtaz şahsiyet "Özgür düşünce olmadan bilim olmaz" dediğinin haftasına zaten üniversiteye sivil polis çağırdı.
Bu, sınavlarda küpe, kolye yanında toka takmanın da yasaklanmasının ama kafayı tümden örten türbanın serbest bırakılmasının hemen öncesinde... Soruların çalınıp belli yerlere verilmesinin ise hemen sonrasında oldu...
Ki o zaman iktidara yakın çevreler şöyle dediler:
"Koltuğunu doldurdu..."
Nitekim o gün duyunca demek ki sormuşum:
"Koltuğa da mı?.." •
Önceki gün öğrenciler YÖK'ün kapısında sinek gibi ilaçlanırken, kızlar yine yerlerde sürüklenirken, yakalananlar polis araçlarına tıkıştırılırken, kaçanlar çimlerin üzerinde ağladıklarında bunları düşündüm...
Normalde bu gibi profesörlerin -çoğunluk hocalarımızı tenzih ederim- üniversite gençliğine yaşamın yüce değerlerini öğretmeleri gerekmez mi?..
Ama tersi oluyor...
Üniversite gençliği yıllardır bağıra-çağıra öğretmeye çalışıyor hocasına:
Özgür düşünceyi...
Akademik ahlakı...
Üniversitenin gururunu...
Yalakalığın sakıncalarını...
Yamanmanın çirkinliğini...
Kişiliği...
Adamlığı...
Haysiyeti...
Ar'!..*:
Hayâ'yi---
Hoca öğreteceğine, tam tersine, üniversite gençliği kapıların önünde bağıra-çağıra, öğretmeye çalışıyor hocasına işte...
Olmuyor...
O zaman çimlerin üzerine oturup ağlıyor üniversiteli...
Önemli mümtaz şahsiyetlerden birisi de YÖK Başkanı Yusuf Ziya... Özcan'dır...
Türban sorununu 8 başbakan çözemedi...
22 hükümet başaramadı...
30 sene çare bulunamadı...
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, mahkemeler yetmiyormuş gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de girdi işin içine, olmadı...
Bu önemli mümtaz şahsiyet, oturup üniversitelere iki satır yazı yazdı...
Oldu...
Şu an itibarıyla türban sorunu yok, çünkü türbanlılar manga manga girip çıkıyorlar üniversitelere ve derslere...
Şöyle çözdüğünü açıkladı:
"Hukukun arkasına dolanarak..."
Önemli mümtaz şahsiyet "Özgür düşünce olmadan bilim olmaz" dediğinin haftasına zaten üniversiteye sivil polis çağırdı.
Bu, sınavlarda küpe, kolye yanında toka takmanın da yasaklanmasının ama kafayı tümden örten türbanın serbest bırakılmasının hemen öncesinde... Soruların çalınıp belli yerlere verilmesinin ise hemen sonrasında oldu...
Ki o zaman iktidara yakın çevreler şöyle dediler:
"Koltuğunu doldurdu..."
Nitekim o gün duyunca demek ki sormuşum:
"Koltuğa da mı?.." •
Önceki gün öğrenciler YÖK'ün kapısında sinek gibi ilaçlanırken, kızlar yine yerlerde sürüklenirken, yakalananlar polis araçlarına tıkıştırılırken, kaçanlar çimlerin üzerinde ağladıklarında bunları düşündüm...
Normalde bu gibi profesörlerin -çoğunluk hocalarımızı tenzih ederim- üniversite gençliğine yaşamın yüce değerlerini öğretmeleri gerekmez mi?..
Ama tersi oluyor...
Üniversite gençliği yıllardır bağıra-çağıra öğretmeye çalışıyor hocasına:
Özgür düşünceyi...
Akademik ahlakı...
Üniversitenin gururunu...
Yalakalığın sakıncalarını...
Yamanmanın çirkinliğini...
Kişiliği...
Adamlığı...
Haysiyeti...
Ar'!..*:
Hayâ'yi---
Hoca öğreteceğine, tam tersine, üniversite gençliği kapıların önünde bağıra-çağıra, öğretmeye çalışıyor hocasına işte...
Olmuyor...
O zaman çimlerin üzerine oturup ağlıyor üniversiteli...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Para - borsaile ilgili herşey
sitene html kodları
HTML KODLARI SEÇ BEĞEN
- Sitene Direkt Okunan Süper Fıkra Koy
- Sitene Fıkra Menüsü Koy Ekle
- Güncel Dış haberleri Sitene Ekle
- Sitene Şans Oyunları Sonuçları
- Efekt
- Sitenede Çıkınca Mesaj Verilsin
- Tüm Sayfayı Soldan Sağa Kaydırma
- Resim Slayt
- Haber Kodu Sitene Hber Koy
- Sitende Jennifer Lopez - Get Right Çalsın
- Sitende Beyonce - Naughty Girl Çalsın
- Sitende Celine Dion - My Heart Will Go On (tıtanıc) Çalsın
- Sitende Eminem - Mocking Bird Çalsın
- Sitende Eminem Ass Like That Çalsın
- Sitende Sean Paul - We'll Be Burning Çalsın
- Sitende 50 Cent - Just A Lil Bit Çalsın
- Sitene Canlı TV Ve Radyo Ekleyin
- Sitene Takvim Ekle
- Gelişmiş Arama Motoru
- bilgi.com un Web Arama Motoru
- bilgi.com un Video Arama Motoru
- Google Arama Motorunu Sitene Koy
- Sitene Yahoo Arama Motorunu Ekle
- Sitene LiveSearch Arama Motorunu Koy
- Giriş Sayfası Yapma Kodu
- Sitende Türkçe Tarih Olsun
- Kayarak Açılan Sayfa
- 24 Saat Müzik Kaliteli Radyo
- Sayfanıza Sihay Baloncuk Yağsın
- Sitenize Sağ Tuş Engeli Koyma
- Resmin Kodu
- Resmin Kodu 2
- Resmin Kodu 3
- Boyuna Haber Kodu
- Siteni Animasyonlu Bir Şekilde Aç
- Sitene Canlı Radyo Koy
- Sitende 20 Tane Oyun Yayınla
- Sitene Başka 20 Tane Oyun Koy
- Dünya nın En Çok Ziyaret Edilen Türkçe Web Siteleri Kodu
- Sitene Dünyanı En Çok Ziyaret Edilen Sitelerinin Listesini Koy
- Google ı Sitenin İçine Koy
- Bilgisayara Göz Atma Kodu
- Sitene Kutucuk Koy
- Button Kodu
- Giris Sayfası Yapma Kodu
- Linke Gelince Altta ve Üstte Çizgileri Oluşuyor!
- Döviz Kurları
- Devletim.com Listesi
- Sitene Video Oyun Animasyon
- 8 Tane Güncel Oyun
- Günlük Burç
- Güncel Teknoloji Haberleri
- Sitene Güncel Magazin Haberleri
- Matrix Arka Plan Efekti
- Sayfa Her Yenilendiğinde Arka Planın Rengi Değişir
- Uzay Arka Plan
- Buttonun Üstüne Gelince Kaçıyor
- Mause Efekti Mausenin Etrafında Renkli Pullar Dönüyor
- Mause Arkasından Renkli Renkli Simler Bırakıyor
- Sitene Dıgıtal Saat Koy
- Sitene Açılan Menü Ekleyin
- Resim Efektleri Resme Tıkla Uçsun
- Sitenizde Kilo Hesaplayıcınız Olsun
- Sitenize Gazeteler Köşesi
- Tüm İllerin Hava Durmuları
- Süper Haber Listesi Kodu
- Sitenize TV Dde Bugün Menüsü
- Siten İçin Süper Bir Arama Motoru
- Güncel İnternet Haberleri
- Hergün Güncellenen Spor Haberleri
- Efekt
- Sitenede Çıkınca Mesaj Verilsin
- Tüm Sayfayı Soldan Sağa Kaydırma
- Resim Slayt
- Haber Kodu Sitene Hber Koy
Yabancı Kaynaklar
| <CNN (ABD) New York Times (ABD) Usa Today (ABD) Washington Post (ABD) Der Spiegel (Almanya) Die Welt (Almanya) The Australian (Avustralya) Le Soir (Belçika) Jornais do Brasil (Brezilya) China Online (Çin) Lemonde (Frana) Liberation (Fransa) Dernieres Nouvelles d'Alsace (Fransa) Tous les journaux (Fransa) The Sun (İngiltere) Guardian (İngiltere) Periodicos (İspanya) Giornale (İtalya) Corriere Della Sera (İtalya) Japan Times (Japonya) Ahram (Mısır) Dawn (Pakistan) Jornais Portugueses |
Akşam Gazetesi
Birgün Gazetesi
Bugün Gazetesi
Cumhuriyet Gazetesi
Evrensel Gazetesi
Güneş Gazetesi
Halka ve Olaylara Tercüman
Hürriyet Gazetesi
Kurultay
Milli Gazete
Milliyet Gazetesi
Ortadoğu Gazetesi
Radikal Gazetesi
Sabah Gazetesi
Star Gazetesi
Şok Gazetesi
Takvim Gazetesi
Türkiye Gazetesi
Vakit Gazetesi
Vatan Gazetesi
Yeni Asya Gazetesi
Yeniçağ Gazetesi
Yeni Mesaj Gazetesi
Yeni Şafak Gazetesi
Zaman Gazetesi
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)





